Geçtiğimiz aylarda ABD Başkanı Trump’ın İsrail’in Başkenti olarak Kudüs’ü tanıyacağını ifade etmesiyle Ortadoğu’nun kanayan yarası yeniden açılmış oldu.

ABD’nin büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararını Gazze sınırında protesto eden Filistinlilere İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu 58 Filistinli şehit oldu, 2700’den fazla Filistinli de yaralandı. Yetkililer ölü ve yaralı sayısının artmasından endişe ediyor.

Gösteriler Nekbe Günü’nde sona erecek

Filistinlilerin 6 haftadır sürdürdüğü ‘Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü’ gösterileri, 15 Mayıs’ta yıl dönümü gerçekleşecek olan 1948 yılında yüz binlerce Filistinlinin evlerini terk etmek zorunda bırakıldığı Nekbe Günü’nde sona erecek.

“Nekbe” nedir ?

Filistinliler, 14 Mayıs 1948’de İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarında bağımsızlığını ilan etmesi ve Filistinlilerin zorunlu göçe tabi tutulması nedeniyle 15 Mayıs’ı “Nekbe” (Büyük Felaket) olarak anıyor. Batı Şeria ve Doğu Kudüs 1967’den bu yana İsrail işgali altında bulunuyor.

30 Mart’tan bu yana 54 Filistinli öldürüldü

Filistinli bir sağlık görevlisinin aktardığı bilgiye göre, İsrail güçleri 30 Mart’ta başlayan protesto gösterilerinde bugüne kadar 54 Filistinliyi öldürdü. İsrail ordusu katlettiği Filistinliler sebebiyle uluslararası eleştirilerle karşı karşıya kaldı.

AÇILIŞA KİMLER KATILDI?

Açılış törenine İsrail, en üst düzeyde katılım sağlandı. Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin, Başbakan Benyamin Netanyahu, bakanlar, hem koalisyon hükümetinden hem de muhalefetten siyasi partilerin liderleri açılışta hazır bulundu.

Katılım Sağlayan Diğer Ülkeler:

ABD Büyükelçiliği tabelaları Kudüs yollarına asıldı.
ABD Büyükelçiliği tabelaları Kudüs yollarına asıldı.

1947’den Günümüze İsrail – Filistin Olayı

İsrail’in temel kanunlarını incelemeye aldığımızda, Kudüs’ü İsrail’in “bölünmez başkenti” olarak kabul ettiğini görüyoruz. Uluslararası toplum ise işgali kabul etmeyip, Doğu Kudüs’ü, İsrail işgali altında olan Filistin sınırı olarak tanımlıyor. Evet Uluslararası devletler Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul etmiyor ve Kudüs’te hiçbir ülkenin elçiliği bulunmuyor.
Fakat şöyle bir durum var ki; İsrail’in birçok Resmi Binası Dünya ülkeleri başkent olarak tanımasa da Kudüs’te yer alıyor.  Bunların arasında İsrail parlamentosu, Başbakan ve Başkan köşkleri ile Yargıtay vardır. İbrani Üniversitesi ve İsrail Müzesi de Kudüs’tedir.
İlgili resim

İsrail’in Devletleştirilmesine Doğru İlk Adım

Filistin’de 1947 yılı döneminde 1 milyon 200 bin Arap ve 650 bin Yahudi yaşamaktaydı.
İkinci Dünya Savaşından sonra Filistin’e Göçe zorlanan Yahudiler buralarda kendilerine toprak edinmek için toprakların bölüşülmesi gerekiyordu. Tam bu konuda Filistin’i iki parçaya ayıran bir plan BM Özel Siyasi İşler Komitesi’ne sunuldu.
Yüz ölçümü bakımından bakıldığında plan Araplar için 1936’da Peel Komisyonu’nun önerisinden kötüydü. Ancak nüfus kombinasyonu bakımından da Yahudilerin aleyhine durum vardı.
Çünkü Yahudi devletinde 498 bin Yahudi’ye karşılık 407 bin Arap yaşayacaktı.
Filistin devletinde ise 725 bin Araba karşılık sadece 10 bin Yahudi yaşayacaktı.
Nüfusun geri kalan kısmı ise BM denetimindeki Kudüs bölgesinde kalacaktı. Kudüs’ten vazgeçmek ise Yahudiler için de Araplar için de çok zordu. Araplar duruma şiddetle itiraz ettiler ama Yahudi tarafı planı kabul etmeye karar verdi.
29 Kasım 1947 günü BM Genel Kurulu’nda 13 ret, 33 kabul (10 üye yoktu) oyuyla aldığı 181 (II) nolu kararla Filistin, Arap ve İsrail devletleri arasında bölündü. Karara göre azınlıklar korunacak, Filistinlilerin ekonomik gelişmesi için adımlar atılacak, Kudüs’e uluslararası özel bir statü verilecekti.
Yine karara göre, her iki devlet daha önce Filistin’in taraf olduğu tüm uluslararası anlaşmalar ve konvansiyonlara bağlı olacaktı. Böylece Balfour Deklarasyonu bir kez daha teyit edilmiş oluyordu.[1]
İsrail’in devletleşme sürecine kadar olan kısımda yok denecek kadar az olan Yahudi nüfus ikinci Dünya savaşı sonrasında günümüze kadar geçen sürede 8milyon’u bulmuştur. Filistin’in şu an bilinen nüfusu ise 4.5 milyondur.
israel palestine war ile ilgili görsel sonucu

 Kudüs’ün Statüsü Nedir?

Osmanlı İmparatorluğunun I. Dünya Savaş’ının ardından Filistin bölgesinden çekilmesiyle birlikte İngiltere burada geçici bir askeri yönetim kurmuştur. Ardından, Filistin 1922 tarihli Milletler Cemiyeti kararıyla resmen İngiliz vesayet yönetimine alınmıştır.
İngiliz Hükumeti tarafından kaleme alınan 1917 tarihli Balfour Bildirisinde Yahudiler için bir vatan yaratılması öngörüldüğünden, bölgede yaşayan Arap halklarının dini özgürlüklerine dokunulmadan iki toplumlu bir yapı kurgulanmış ve İsrail’in devletleştirilmesine yönelik uygulamaların hâkim olduğu bu dönem 1947’ye kadar sürmüştür.
İngiltere, bu süreç içerisinde taraflar arasında yaşanan gerginlik ve çatışmalar sebebiyle, 1924 ve 1929 yıllarında vesayet yönetimi yetkisiyle iki kez genelge yayınlanarak yüzyıllardır süre gelen dini uygulamaların devam etmesini sağlamaya çalışmıştır. Hatta, 1929 yılında meydana gelen olayda, Yahudilerin “Ağlama Duvarı” olarak bilinen Burak Duvarı’na illegal bir şekilde saldırması sonrası yaşanan olayları araştırmak için oluşturulan uluslararası bir komite, “bu alanların kesinlikle Müslümanlara ait olduğuna, Yahudilerin burada sadece dua edebileceklerine ancak kalıcı herhangi bir yapıya müsaade edilemeyeceğine” hükmetmiştir[2]
Trump’ın açıklamalarından sonra Dünya ülkelerince yeniden konuşulmaya başlayan Kudüs’ün statüsü, İsrail-Filistin çatışmasının en önemli sorunlarından biridir. 1948 Arap-İsrail Savaşında, Batı Kudüs, İsrail tarafından, Eski Kudüs de içinde olmak üzere Doğu Kudüs ise Ürdün tarafından ele geçirilmişti.
İsrail 1967 yılındaki Altı-Gün Savaşı esnasında Ürdün’ün elindeki Doğu Kudüs’ü de ele geçirip işgal etmişti.
Kudüs Şehrindeki nüfusun 548 binin Yahudi olduğu ve bunun toplam nüfusun %63’ünü teşkil ettiği, geri kalan 322 binin Filistinli olduğu ve nüfusun %37’sini oluşturduğu bilinmekte.
mescidi aksa ile ilgili görsel sonucu

1967 Sınırları İçinde Filistin Devleti

Gazze Şeridinde bulunan Hamas, Geçtiğimiz yıl içerisinde 1967 sınırlarına çekilmesi durumunda Filistin devletini tanıyacağını duyurmuştu. Peki 1967 sınırları ne ifade etmektedir?
Filistin’in, 2014 aralık ayında İsrail’in Batı Şeria’daki işgalini sona erdirerek İsrail’in 1967 sınırlarına çekilmesini öngören yasa tasarısını BM’ye sunmuş ve ardından  Filistin devletinin kurulmasını öngören BM Güvenlik Konseyi karar tasarısı kabul edilmemişti.
Tasarı İsrail’in Filistin topraklarından  İsrail’in 1967 öncesi sınırlara çekilmesi ve başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devletinin kurulmasını öngörüyordu.
BM Güvenlik Konseyindeki oylamada 8 ülke lehte oy kullanırken ABD ve Avustralya tasarıya ret oyu verdi.
İngiltere, Litvanya, Nijerya, Güney Kore ve Ruanda ise çekimser kalmış Evet oyu kullanan ülkeler ise Fransa, Ürdün, Şili, Arjantin, Çad, Lüksemburg, Çin ve Rusya olmuştu.

1967 Yılında Ne Olmuştu?

Arap ülkeleri Mısır, Ürdün ve Suriye ile İsrail arasındaki tansiyonun artması sonucu 5 haziranda başlayan ve Arap İttifakı’na Irak, Suudi Arabistan, Sudan, Tunus, Fas ve Cezayir’in asker ve silahlı yardımlarının  katılımlarıyla 11 Haziran 1967 tarihine kadar 6 gün devam eden savaşların genel adıdır.
Daha önce de 1948 ve 1956 yılında da yaşanan Arap-İsrail savaşlarının nedenleri o tarihlerde İngiltere, Amerika, Fransa, Sovyetler gibi ülkelerin plan ve tutumları doğrultusunda farklılık göstermesine karşın bu savaşın stratejisi tamamen farklıdır.

Savaşın Sebeplerini Özetle Şu Şekilde Sıralamak Mümkündür.

  1. Başkan Nâsır’ın gerek 1948, gerek 1956 Savaşı’nın ve her iki savaştaki yenilginin intikamını almaya kararlı olması. Bu, Nasır için bir saygınlık meselesi idi. Eğer İsrail’i yenecek olursa, intikamını gerçekleştirmekle kalmayacak, aynı zamanda kazandığı saygınlıkla bütün Orta Doğu’da Mısır’a büyük bir üstünlük sağlamış olacaktı ki, bunun siyasi neticeleri de çok geniş olabilirdi.
  2. 1956’dan beri Sovyet Rusya, Mısır ve Suriye’yi o kadar silahlandırmıştı ki, İsrail ile yapılacak bir savaşın neticesinden sadece Mısır ve Suriye değil, Sovyetler dahi gayet emin görünüyorlardı. Bu sebeple, 1967 Arap-İsrail Savaşı’nı Sovyetlerin de tahrik ettiklerini söylemek mümkündür.
  3. Bu sırada Amerika’nın Vietnam bataklığına saplanmış olması ve dolayısıyla İsrail’in arkasında yer alamayacağı düşüncesi.

 

israel palestine map ile ilgili görsel sonucu

1967 Sınırlarına Dönmek Ne Anlama Gelir

1967 sınırlarına dönmek 550 bin Yahudi yerleşimcinin Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ten ayrılması, Suriye sınırındaki Golan tepelerini Suriye’ye ya da Filistin’e iadesi anlamına gelmektedir. Bu muhtemel geri çekilme durumunda Yahudilerin Ağlama Duvarı da Müslümanların kontrolüne geçecektir.
Bugün, Doğu Kudüs dahil olmak üzere Batı Şeria’nın belirli bölgeleri ve Golan Tepeleri’nin önemli bir bölümü, BM kararlarında tanımlanmış olarak İsrail Devleti hakimiyeti altında bulunuyor.  Filistin Devleti’nin 1967 sınırları içinde kurulması talebi, bu tarihte meydana gelen Altı Gün Savaşı’yla işgal edilen söz konusu bölgelerin Filistin kontrolüne girmesini öngörmektedir.

İsrail’in Yerel Halkı Kudüs’ten Uzaklaştırma Politikası

İsrail makamları, Kudüs’teki Filistinlileri, “İsrail’e Giriş Yasası” hükümleri uyarınca verilen, sürekli oturma iznine sahip kişiler olarak görüyor. İşbu yasa uyarınca, “sürekli ikamet” statüsü, kendi istekleriyle işgal devletine gelen ve orada yaşamak isteyen yabancılar için verilmiştir.
Dolayısıyla işgal, Kudüs’teki Filistinlileri göçmen sınıfına koyuyor ve İsrail bu insanları, Kudüs’te doğmuş olmalarına, tüm atalarının Kudüslü olmasına ve dünyanın herhangi bir yerinde başka bir ev veya yasal statüye sahip olmamalarına rağmen yaşadıkları evlerde hak sahibi olarak değil minnetle yaşayan insanlar olarak görüyor.
1952 İsrail’e Giriş Yasası gereği ikameti olan kişi, 11. maddede zikri geçen hususların herhangi birinin uygulanması halinde ikametini kaybeder:
– En az yedi yıl boyunca “İsrail” sınırları dışında kalmak. İçişleri Bakanı tarafından yapılan yeni değişikliklerle bu süre 3 yıla indirildi.
– Başka bir ülkede ikamet izni almak.
– Başka bir devletin vatandaşlığını kazanmak[3]

Yeni Binalar İnşa Ederek Bölgede Yahudi Nüfusunu Artırma Hedefi

İsrail’in Doğu Kudüs başta olmak üzere Yahudi yerleşimciler için binlerce yeni konut inşa etmeye devam etmekte.
israil askeri gücü ile ilgili görsel sonucu

 İsrail’in Askeri Envanteri ile İlgili Veriler

Askerliğe Elverişli olanlar/Toplam: 3.000.000          Helikopter Sayısı :191
Aktif Asker Sayısı                       : 160.000                 Savunma Bütçesi:15 Milyar$
Yedek Asker Sayısı                     : 630.000
Tank Sayısı                                 : 4.170
Zırhlı Araç Sayısı                        : 10.185
Roketatar Sayısı                         : 48
 Toplam uçak Sayısı                    : 681
Kaynakça:
[1] http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse-hur/israilin-kurulus-filistin-devletinin-kurulamayis-hikyesi-1109276/ date of access: 04.12.2017.
[2] https://www.researchgate.net/profile/Haydar_Oruc/publication/316967465_Mescid-i_Aksa_Tarihi_Statusu_ve_Guncel_Gelismeler/links/591abb86aca2722d7cfeb4fe/Mescid-i-Aksa-Tarihi-Statuesue-ve-Guencel-Gelismeler.pdf  Date of access: 05.12.2017.
[3] https://www.yaider.org/wp-content/uploads/2017/08/Kud%C3%BCs%E2%80%99te-Hak-ve-%C3%96zg%C3%BCrl%C3%BCkler_Rapor.pdf date of access: 03.12.2017.

[4] https://turkish.aawsat.com/2018/05/article55398681/gazzedeki-gosterilerde-sehit-sayisi-37e-yukseldi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here