Sonunda Rus yapımı S-400 hava savunma sistemi Türkiye’ye transfer edilmeye başlandı. Bu süreç ABD’nin, Avrupa Birliği’nin ve NATO’nun hala devam eden tehditlerine rağmen devam ediyor. Son aşamada Türkiye artık S-400 sahibi bir ülke olarak uluslararası camiada yerini almıştır. Türkiye dışında Belarus ve Çin’de S-400 hava savunma sistemine sahiptir. Ayrıca başta Hindistan ve Suudi Arabistan olmak üzere Vietnam, Katar, Mısır, Cezayir dâhil 20’ye yakın ülke S-400 için görüşmeler yapıyor. Anlaşılan S-400 dünya tarafından ilgi ile takip ediliyor. Peki bu ilginin sebeplerine bir göz atalım.
Sovyetler Birliği döneminde S-300 füzelerinin üretilmesinden sonra Rusya Federasyonu S-400 sistemini geliştirmiştir. S-400’ler 2007’den beri Rus silah envanterinde bulunuyor. S-400 silahı bir hava savunma sistemidir. Saldırı amaçlı değildir. Yüksek etkili koruma olarak tanımlanıyor. Dünyadaki en iyi hava savunma sistemlerinin arasında yer almaktadır. Özellikle hayalet uçaklar (F-35), keşif uçakları, taktik ve stratejik uçaklar, radar ve kontrol uçakları, operasyonel-taktik balistik füzeler, orta menzilli füzeler gibi gelişmiş hava saldırı araçları için tasarlanmıştır. S-400, 600 kilometre uzaklıktaki hedefleri algılama özelliğine sahiptir. Sistem saniyede 4,8 kilometre hızla füze gönderebiliyor. Hedefe 10 saniyeden daha az sürede tepki veriyor. S-400 taburu, en az bir mobil operasyon komuta merkezi, 8 fırlatıcı ve 32 füzeden oluşmaktadır.

S-400 silah sistemi özellikle gelişmiş batı silahları için büyük tehlike arz etmektedir. Batı ittifakının üyesi Türkiye’nin böyle bir sistemi tercih etmesi sonucu bütün tepkileri üzerine toplamıştır. Yalnız Batı her zaman ki iki yüzlülüğünü bu hikâyedede göstermiştir. Türkiye neredeyse 70 yıldır siyasal, ekonomik ve askeri olarak batı sistemine entegredir. Hatta bütün kodları ona göre şekillendirilmiş bir Türkiye vardı. Doğal olarak Türkiye uzun yıllardır hava savunma sistemini Batı ittifakından (ABD-AB) temin etmek için uğraşmıştır. Bu uğraşı bir türlü sonuç vermemiştir. Bunun üzerine Türkiye Batı’nın kendisini her zamanki gibi yarı yolda bıraktığını görünce Çin ile anlaşmaya vardı. Anlaşma Batı’nın yoğun baskısı sonucu iptal edilmiş.
Türkiye yine umudunu Batı’ya bağlayarak hava savunma sistemini beklemiştir. Bu bekleyiş sürerken Batı tarafından sağlanan hava savunma sisteminin bir kısmının geri çekilmesi büyük bir zafiyet doğurdu. Tavizin tavizi doğurduğu gibi zafiyetinde zafiyet doğurduğu ortaya çıktı. 15 Temmuz FETÖ hain darbe girişimi sırasında hava savunma sistemi zafiyeti kendini göstermiştir. Arkasına bir de FETÖ elebaşının ABD tarafından teslim edilmeyişi ve Avrupa’nın hain darbe girişimine sessiz kalışı Türkiye için yeni bir yol haritasının devreye konulmasını gündeme getirdi. Öncesinde büyük sorunlar yaşadığımız Rusya Federasyonu ile ortaklık sürecimiz yavaş yavaş gelişmeye başladı. Özelliklede Suriye’deki Rusya-Türkiye-İran ortaklığının güven vermesi Rusya ile S-400 hava savunma sistemi anlaşmasının yolunu hazırladı. Bu sefer Batı’nın tuzağına düşülmeyecekti. Türkiye karar alıcıları ilk defa Batı’nın zincirlerini kırmıştır. Aslında bu kırılış sadece Türkiye’de değil, Dünya’nın birçok yerinde farklı mecralarda ortaya çıktı.

Türkiye’nin bu konuda dünyada bu kadar ilgi ile takip edilmesi Batı ittifakının yıllardır en stratejik ön cephe ülkesi olmasıydı. NATO’nun en güçlü 2. Ordusu olan Türkiye,  Rusya ile NATO’nun (ABD-AB) en sıkıntılı döneminde böyle büyük bir anlaşma yapması dünyanın değiştiğini gösteren en büyük kanıttı. Türkiye bununla da kalmadı. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Çin ziyareti sırasında Çin Komünist Partisinin en önemli yayın organlarından Çince HunqiShbo ve İngilizce Global Times gazeteleri için makale kaleme almış, yeni bir dünya sisteminin kurulması için Çin ve Türkiye’nin ortak vizyon da buluşması gerektiği dile getirilmiştir. Artık Dünya’daki değişim dalgaları kapımıza kadar dayandı. Asya’nın kadim medeniyetleri geri döndü, Kara Kıta Afrika uyandı ve Latin Amerika yeniden dünya sahnesine çıktı. Asya’nın öncülüğünü yaptığı bu değişim 21. Yüzyılda Türkiye içinde gelecek perspektifini yeniden şekillendirmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır.
Türkiye’ninS-400 alımı sadece bir silah anlaşması değildir. Çok daha fazlasıdır. 1000 yıllık Rus Dünyası ile ortaklığın temelleriydi. 5000 yıllık Çin ile ortak vizyon arayışları yolundayız. Kadim Hint medeniyeti ve içindeki uzun yıllar süren Müslüman-Türk yönetimi ile bizi bekliyordu. Türkiye herhangi bir eksen değiştirmiyor yada çizgisinden ayrılmış değildir. Kimse NATO’dan çıkalım yada Avrupa ve ABD ile ilişkileri keselim demiyor.

Tam tersi Atatürk dönemi gibi bilimde ekonomide siyasal düzende teknolojide Batı’ya yönünü çevirmişti ama ortakları ve müttefikleri hep Avrasya’nın köklü uluslarıydı. Şimdi ise hem teknoloji hem ekonomi hem askeri alanda Batı dışı aktörlerin yükselişine şahit olmaktayız. Artık yönümüz tek bir yere Batı’ya değil, dünyanın kadim medeniyetlerine dönmüştü. 21.Yüzyılda söyleyecek sözleri olan yıllarca sömürülmüş ve soykırıma uğramış medeniyetlerin dönüşüne tanıklık ediyoruz.
Aslında bu ne Yeni Dünya Düzeni ne Asya Yüzyılı bu tam olarak Eski Dünyanın geri dönüşünün başlangıcıydı. Kadim medeniyetler ve köklü uluslar hızla geri dönüyordu. Şimdi yaşanan bu gelişmeleri madde madde ortaya koymaya çalışalım:
-Batı Dışı bir Dünya yükselişe geçti.
-Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemi alması bir tercih değil bir zorunluluktur.
-Batı’nın sadece ekonomik değil, hem teknolojik hem askeri hem siyasi rakipleri çıkıyordu.
 -Türkiye sadece Rusya ve Çin ile değil, başta Hindistan, Güney Afrika, Brezilya, Japonya, Nijerya, Pakistan, Güney Kore, İran ve Endonezya gibi ülkeler ile yoğun işbirliği yapmalıdır.
Aslında bu tespitlerimiz bize tek bir şeyi söylüyordu: Medeniyetler Yüzyılına hoş geldiniz…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here