Ortak Dış ve Güvenlik Politikası, Avrupa Birliği’nin sütunlu yapısını oluşturan sütunlarından biridir. Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (ODGP), ikinci sütunu oluşturmakta olup, yapısı itibariyle hükümetlerarası bir yapıda olmuştur.

Ortak Dış ve Güvenlik Politikasının oluşturulmasındaki amaç, üye ülkeler arasında dış politika ve güvenlik politikaları alanında ortak prensip ve kılavuzlar belirlemek, ortak diplomatik yaklaşımları düzenlemek ve ortak eylemlerin belirlenmesi olmuştur. ODGP, 2009 yılında yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması ile Avrupa Birliği’nin dış politikasının bir parçası haline gelmiştir.

Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası

Ortak Dış ve Güvenlik Politikası, Maastricht Antlaşması ile Avrupa Birliği’nin üç temel sütunundan biri haline getirilene kadar farklı girişimlerde bulunulmuştur. Özellikle, İkinci Dünya Savaşı sonrası bölgede güvenliğe katkıda bulunmak için farklı girişimler meydana çıkmıştır. İlk girişimlerden biri İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’u bir araya getiren ve 1947 yılında imzalanan Brüksel Anlaşması ile ortaya çıkmıştır. Bu anlaşma beş ülkeyi güvenlik konusunda bir araya getirmiştir.

Bu konuda yapılan bir diğer girişim ise Avrupa Savunma Topluluğu olmuştur. Fransa, İtalya, Batı Almanya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’un 1952 yılında imzaladıkları bir anlaşma ile kurulmuştur. Ancak bu anlaşma yapısı itibariyle ölü doğan bir anlaşma olmuştur. Taraf devletlerin ulusal ordularının üzerinde bir Avrupa Savunma Gücü yaratmak ve Batı Almanya’nın yeniden silahlanmasına olanak sağladığı için, Fransa Ulusal Meclisi tarafından reddedilmiştir.

Tüm bu girişimlere rağmen, Kıta da başarılı olan tek örgüt NATO olmuştur. Bunun nedenlerinden biri Avrupa Devletleri’nin hala birbirlerine güvenmeyişi olabilir. Örneğin, Fransa’nın, Batı Almanya’nın yeniden silahlanmasına olanak sağlayacağı için Avrupa Savunma Topluluğu fikrini reddetmesi gibi. Bir diğer neden ise Avrupa Birliği’ne üye ülkelerden, örneğin, Fransa gibi büyük ülkelerin Birlik’in dış politikalarına yön vermek istemeleri ve Benelüks ülkeleri gibi küçük ülkelerin yönlendirilme korkuları olmuştur. Bu tarz sorunlar, bu planların yürürlüğe konmalarına engel olmuştur.

AB, bu olumsuzluklardan dolayı, ekonomik işbirliğine öncelik vermiştir ve ancak bunun sonucunda, uygulanacak olan başarılı politikalara paralel olarak siyasal bir bütünleşmeye gitmeye karar vermiştir. Bunun sonucunda, 1992’de imzalanan Maastricht Antlaşması ile AB, üç sütunlu sisteme geçmiştir. Bu sütunlardan biri ise Ortak Dış Politika ve Güvenlik Politikası olmuştur.

Batı Avrupa Birliği (BAB)

Batı Avrupa Birliği (BAB), 17 Mart 1948 tarihinde gerçekleştirilen Brüksel Antlaşması ile kurulmuştur. Birliğin kuruluş amacı, güvenlik alanında üye devletler arasındaki hükümetlerarası işbirliğini geliştirmektir. Antlaşma İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’u bir araya getirmiştir. Plan, bu beş ülke arasındaki ekonomik, sosyal ve kültürel işbirliği ile kolektif savunmayı içermekteydi.

BAB’ın ilk genişlemesi 1954 yılında, Batı Almanya ve İtalya’nın katılımıyla olmuştur. Bu genişleme öncesi 1952 yılında diğer bir girişim olan Avrupa Savunma Topluluğu ortaya çıkmıştır. Bu Topluluk üyeleri ise Fransa, Batı Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg’dan oluşmaktadır. Avrupa Savunma Topluluğu’nun amacı ise, taraf devletlerin Ulusal Orduları üzerinde bir Avrupa Ordusu oluşturmaktır.

Fakat bu olay, İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın tekrardan silahlanmasına fırsat sağlayacaktı. Bu yüzden, Fransa bu konuda çekimser kalmıştır. Buna ek olarak, imzalanan bu anlaşma Fransız Ulusal Meclisi’nde reddedilmiştir. Bu gelişmenin ardından ise İtalya ve Batı Almanya 1954 yılında Brüksel Antlaşması’na taraf olmuşlardır.

Batı Avrupa Birliği’nin kuruluşu sonrası bir diğer örgüt olan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ortaya çıkmıştır. 1949 yılında 12 ülke tarafından imzalanan antlaşma ile kurulmuştur. NATO birçok alanda Avrupalı devletleri etkilemiştir. Bunlardan biri de savunma ve güvenlik alanıdır. NATO’nun kuruluşunun en basit amaçlarından biri, Sovyetlere karşı birlik olabilmektir.

Bunun içinde birçok Avrupalı devlet kuruluşunda yer almıştır. NATO’nun kuruluşunun ardından, güvenlik ve savunma alanlarında NATO’nun ağırlığı hissedilmeye başlamıştır. Bu konular artık NATO bünyesinde ele alınmaya devam edecektir. Öte yandan, Avrupa’nın sosyal, ekonomik ve kültürel boyutları da Avrupa Birliği tarafından ele alınmaya başlamıştır.

Batı Avrupa Birliği, 1980’lere kadar NATO’nun gölgesinde ilerlemiştir. Her ne kadar resmi olarak varlığını korusa da, fiilen NATO’nun varlığı ile birlikte önemsiz bir hale gelmiştir. Fakat bu durum 1980’lerde tersi bir durum yaratmıştır. Batı Avrupa Birliği’nin tekrardan faaliyete geçmeye başlaması bu yıllarda görülmüştür. ABD Başkanı Reagan tarafından 1984 yılında tanıtılan Stratejik Savunma Girişimi (SDI: Strategic Defence Initiative) ve 1986’da gerçekleşen Reykjavik Zirvesi’nde varılan anlaşmalar neticesinde, Batı Avrupa ülkelerinde tedirginlikler yaşanmaya başlamıştır.

Roma Deklarasyonu

Avrupa Savunma Kimliği (European Defence Identity) kavramını geliştirmek ve NATO’nun Avrupa ayağının güçlendirilmesini sağlamak için 1984 yılında Roma Deklarasyonu yayımlanmıştır. Burada yapılan açıklamalardan biri ise şu şekildedir:

‘’Bakanlar, “Batı güvenliğini güçlendirmek için sürekli bir gereklilik” olduğunu ve Batı Avrupa Birliği’nin daha iyi bir şekilde kullanılmasının yalnızca Batı Avrupa’nın güvenliğine katkıda bulunmayacağını, aynı zamanda Atlantik İttifakının bütün ülkelerinin ortak savunmasında da bir iyileşmeye yol açacağını “kabul etti’’.

Roma Deklarasyonu sonucunda Batı Avrupa Birliği yeniden canlandırılmaya başlamıştır. Buna ek olarak 1990 yılından itibaren Dünya’da ve Bölgede birtakım değişiklikler meydana gelmiştir. Gerek Varşova Paktı’nın dağılması gerek Berlin Duvarı’nın yıkılması ve gerek Sovyetlerin dağılması ile Soğuk Savaş Dönemi’nin sona ermesi ile birlikte yeni bir döneme girilmiştir. Bu da Avrupa ülkelerini farklı arayışlara itmiştir.

Çünkü, Sovyetlerin dağılması ABD’nin bölge savunmasını yavaş yavaş Avrupalılara bırakmak istemesine yol açmaya başlamıştır. Fakat, bu gelişmeler BAB’ın, NATO’nun Avrupa ayağındaki yerini alacağını göstermemektedir. Avrupa Birliği Antlaşmasına eklenen BAB Bildirisinde de Batı Avrupa Birliği’nin, NATO’nun Avrupa ayağını destekleyici ve güçlendirici bir unsur olacağı vurgulanmıştır.

NATO, 1994 yılında Hükümet ve Devlet Başkanları Zirvesinde bu konuyu destekler nitelikte bir bildiri yayınlamıştır. Zirvede, Avrupa Birliği’nin dış politika ve güvenlik konularında daha fazla sorumluluk almasının önü açılmasına rağmen, yine de asıl görüşme platformunun hala NATO olduğunun altı çizilmiştir. Buna ek olarak, Kuzey Amerika ile Avrupa arasındaki bağların daha fazla güçlendirilmesi gerektiğine vurgu yapılmıştır.

Üyelik konusunda birtakım sorunlar çıkabilmektedir. Örneğin, bazı AB üyesi ülkeler BAB’a üye değildirler ve olası operasyonlarda BAB ile nasıl ortak hareket edebilecekleri konusunda endişeler yer almaktadır. Öte yandan ise AB ve BAB’a üye olmayıp, NATO üyesi olan ülkeler BAB ile nasıl ortak hareket edecekler, bu konuda sıkıntılar meydana gelebiliyor.

BAB, ortak veya kendi başına birçok operasyon yürütmüştür. Körfez Savaşı döneminde ortak operasyonlara katılmış; Yugoslavya’nın dağıldığı dönemlerde bölgede yer almıştır ve Arnavutluk, Kosova ve Hırvatistan gibi ülkelerde kriz yönetimlerinde bulunmuştur. Batı Avrupa Birliği (BAB) üyesi ülkeler Mart 2010’da operasyonlarını durdurma kararı aldılar. Bu kararı takiben, Haziran 2011’de ise BAB resmi olarak kapatıldı.

Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliği (PESCO)

Avrupa Birliği’nin 1990’lı yılların başından beri uygulamaya çalıştığı ‘ortak güvenlik ve savunma politikası’, yeni bir uygulama ile geliştirilmeye çalışılmaktadır. Uygulama tam olarak bir ordu kurmak yerine, ‘ortak güvenlik ve savunma politikası’ konusunda üye ülkeler arasında işbirliğini arttırmaya yönelik bir uygulama olacaktır.

Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliği Savunma Antlaşması (PESCO), 2017 yılında, 28 Avrupa Birliği üyesi ülkenin 25 tanesinin katılımıyla imzalanmıştır. Buna göre PESCO, ortak bir ordu kurulmasından ziyade, üye ülkelerin güvenlik politikalarının uyumlaştırılmasına dayanmaktadır. PESCO, Lizbon Antlaşması’nın 42. Maddesi 6. Fıkrasını temel almaktadır.

Bu maddede: ‘’Askerî kabiliyetleri daha yüksek kriterleri yerine getiren ve en zorlu görevler göz önünde bulundurularak bu alanda birbiri ile daha sıkı bağları olan Üye Devletler, Birlik çerçevesi içinde kalıcı yapısal işbirliği kurarlar. Bu işbirliği Madde 46’ya tabidir. Madde 43’ün hükümlerini etkilemez.’’ denmektedir.

Antlaşmaya taraf olan ülkelerden, ortak projeler oluşturulması beklenmektedir. Buna göre, her üye devlet kendi projelerini sunmaktadır. PESCO’yu AB’nin diğer savunma uygulamalarından ayıran en önemli özelliklerinden biri ‘bağlayıcı’ nitelikte olmasıdır. Buna rağmen anlaşmaya katılımda ‘gönüllülük’ esas alınmaktadır. Kısacası, anlaşmaya taraf olabilmek için gönüllü olmak gerekiyor fakat taraf olunduktan sonra anlaşmanın taahhütlerini yerine getirmek bir zorunluluk haline geliyor.

PESCO’nun gündeme gelmesine neden olan iki farklı olay meydana gelmiştir. Bunlardan ilki, Avrupa Birliği içerisinde Fransa-Almanya ikilisinin gerçekleştirmeye çalıştığı uygulamalara karşı İngiltere’nin karşı çıkması. BREXIT sonrası PESCO’nun daha kolay uygulanabileceğinin anlaşılması. İkincisi ise ABD Başkanı Donald Trump’ın kendi ülkesinin NATO’nun bütçesine en fazla pay ayıran devlet olduğu eleştirisi. Bu eleştiri, Avrupa’nın kendi savunması için daha fazla inisiyatif almasına fırsat tanıyor.

PESCO 17 farklı proje içermektedir. Bunlardan bazıları ise şunlardır:
  • Avrupa yanlısı bir askeri eğitim merkezi
  • Askeri telsiz haberleşmesi için ortak standartlar
  • Almanya liderliğinde Avrupa Lojistik merkezi ve Sağlık biriminin oluşturulması
  • Hızlı kriz müdahale güçlerini oluşturmak için bir girişim
  • Siber tehditler üzerinde istihbarat paylaşımı
  • Denizaltı ‘drone’ları

PESCO konusunda Avrupa Komisyonu Başkanı Juncker’in yorumu ise şu şekilde olmuştur:
‘’O uyandı, Lizbon Antlaşması’nın Uyuyan Güzelliği: Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliği gerçekleşiyor. Üye Ülkelerin bir Avrupa Savunma Birliği’nin temellerini atmaları için bugün atılan operasyonel adımları memnuniyetle karşılıyorum. Güvenliğimiz dışarıdan temin edilemez.’’

Görüldüğü üzere Juncker, PESCO’yu Avrupa Birliği içinde kendi güvenliklerini sağlamak için atılan bir adım olarak görüyor. Bu da NATO ile ilgili bir diğer soruyu gündeme getiriyor. NATO’nun Avrupa üzerindeki etkisi azalacak mı? Ya da Avrupa Birliği kendine NATO’nun bir alternatifini mi oluşturmaya mı çalışıyor? Bu soruların cevapları yeni girişimi anlamak adına önemlidir.

PESCO, NATO’nun alternatifi mi olacak sorusunun cevabını ise NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg yaptığı bir açıklamada veriyor. NATO Genel Sekreteri, PESCO’nun ittifakı güçlendireceğine inandıklarını ve bundan dolayı anlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını belirtmiştir. Buna ek olarak, NATO’nun Avrupa ayağının PESCO sayesinde önceki olduğundan daha güçlü bir hale geleceğini belirtmiştir.

Görüleceği üzere PESCO, ortak bir ordu kurmaktan ziyade, üye devletler arasındaki işbirliğini arttırıcı bir nitelikte olacaktır. Hatta, üye devletlerin bireysel olarak savunmalarına harcama yapmaktansa, ortak bir şekilde harcama yaparak ‘yükü paylaşma’ olarak görülebilir. PESCO sayesinde, NATO’nun Avrupa ayağı daha güçlü hale gelebilmesine imkan sağlanacaktır. Bazı üye devlet bakanlarına göre PESCO’nun, bir ordu amacını taşımaktan ziyade, daha çok insani yardımlar ve krizlerde görev alabileceği belirtilmiştir.

Avrupa Birliği’nin kuruluşundan bugüne kadar ortak pazardan, ortak paraya ve serbest dolaşım haklarına kadar birçok farklı entegrasyonlar sağlamıştır. PESCO ise bu entegrasyon projeleri gibi üye devletlerin ‘ortak savunma politikası’ gibi bir alanda işbirliğine gitmelerine imkan sağlayacaktır. Bu da Avrupa Birliği’nin kuruluş felsefesine katkıda bulunmaktadır.

                                                                                                Burak YÖRÜK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here