GİRİŞ
Avrupa Biriliği kuruluş aşamasıyla birlikte birçok “Bütünleşme” politikası geliştirmiş ve bunların birçoğunu da gerçekleştirmiştir. Avrupa Birliği‟nin kurumlarının oluşmasının ardından üye ülkeler ve etkisine aldığı diğer ülkelerle etkileşim içerisine girmiştir. Etkileşim içinde, sahip olduğu demokrasi, insan hakları, azınlık haklarının korunması, işleyen liberal ekonomik politikalar gibi evrensel nitelikte olan değerlerini de bu ülkelere benimsetmeye çalışmıştır.

Etkileşim halinde olan Avrupa Birliği sadece ülkeleri etkilememiş, ayrıca kendisi de bu etkileşimden payını almıştır. Gerek ülkelerin değişimine neden olan, gerekse de bu durumdan etkilenip değişim süreci yaşayan Avrupa Birliği, bütünleşme hareketlerini de bu kapsamda genişletmiştir. Kurulduğu yıllarda sadece bir ekonomik bütünleşme hareketi olarak beliren, fakat aradan geçen süre zarfı neticesinde siyasi bütünleşme adımları da atan AB, bu kazandığı yeni görünümle kimlik de kazanmıştır.

Alt kimlik ve üst kimlik sınıflandırması ile de açıklanabilecek bu yeni durum Avrupa Birliği‟nin genişleme ve derinleşme politikalarında önemli sayılacak etkiler yaratmıştır. Özellikle genişleme politikalarında gözle görülür bir değişiklik yaratmıştır. AB üyelik müzakerelerinde sahip olduğu değerleri bir kriter olarak sunması bunun en temel örneğini oluşturmaktadır. 1993 Kopenhag Kriterleri‟ne gelinceye dek sadece Avrupa devleti olmak ve ekonomik şart öne süren Avrupa Birliği, bu kazandığı yeni görünüm ve kazandığı kimlik sonrasında 1993 yılında Kopenhag Kriterleri‟ni oluşturmuştur. Bu kriterlere göre, birliğe üye olabilmek için AB‟nin sahip olduğu demokrasi, insan haklarına saygı vb. evrensel değerlere sahip olma şartı getirilmiştir. AB‟nin sahip olduğu bu yeni görünüm, sadece genişleme alanına değil, derinleşme hareketlerine de yansımış, ODGP ve siyasi konular bu değişime göre şekillenmiştir.

Avrupa Birliği Bütünleşmesi 5
Özellikle Soğuk Savaş sonrasında yaşanan bu değişiklik ve ortaya çıkan bu “Yeni Avrupa”nın derinleşme hareketlerini açıklamada yetersiz kalan rasyonel kuramların yerini sosyal inşacılık kuramı almış ve değerlendirmelerinde kimlik, etkileşim, değerler gibi argümanları kullanmıştır. Bu çalışma da bu değişimi ele alacak olup, sosyal inşacılık kuramının ne olduğu ve AB derinleşmesini nasıl açıkladığı üzerine çıkarımlarda bulunacaktır. Kaynak tarama metodu kullanılarak yapılacak çalışmanın önemi, uluslar arası ilişkiler kuramı olmamasına rağmen özellikle 1980‟ler sonrasında uluslar arası ilişkiler sorunlarını da analiz eden sosyal inşacılık kuramının AB derinleşmesindeki argümanlarının ele alınacak olmasıdır. İki bölümden oluşan çalışmada birinci bölümde, sosyal inşacılık kuramının ne olduğu, değerlendirmelerinde hangi kavramları kullandığı ve diğer kuramlardan farkı açıklanacaktır.

Diğer bölümde ise bu kuramın, Avrupa Birliği genişleme ve derinleşme hareketlerine olan yaklaşımı ele alınacak olup analizi yapılacaktır.

I. SOSYAL İNŞACILIK
Uluslararası ilişkiler kuramlarını 3 temel başlıkta açıklamamız mümkündür. Bunlardan ilkini, rasyonel kuramlar oluştururken diğerlerini, reflectivist ve sosyal inşacı kuramlar oluşturmaktadır. (1) Bu kuramlardan rasyonel ve reflectivist kuramlar AB bütünleşmesini açıklarken, sosyal inşacılığın bu konuya dahil olması 1990‟larda olmuştur. Bu tarihlere gelene kadar uluslararası ilişkiler kuramlarında genel olarak rasyonalist olarak adlandırabileceğimiz yeni gerçekçilik/neorealizm ve kurumsal yeni liberal/neoliberal görüşler hakim olmuştur. Bilimselliğe verilen ağırlık, özellikle 1960 ve sonrasın da bu teorilerin kendileri güncelleme gereksinimlerini doğurmuş, sonrasında ise; pozitivizm ve rasyonelizme yönelimi daha katı hale getirmiştir.(2)
Sosyal inşacılık yaklaşımı bu rasyonalist kuramlara tepkiyle yaklaşmıştır. Sosyal inşacılık kuramcılardan bazıları bu rasyonalist kuramları tümüyle yok saymış iken bazı sosyal inşacı kuramcıları, bu teorileri tümüyle reddetmek yerine bazı elle tutulur yanlarını olur sayıp, maddeci yanlarını eleştirmiştir.

Uluslararası ilişkilerin bir çok alanında yararlanılan Sosyal İnşacılık kuramı aslında uluslararası ilişkiler kuramı değildir. Fakat özellikle 1990 sonrasında uluslar arası ilişkiler kuramı olarak ele alınmış ve bu alanda en önemli kuramlardan biri olmuştur. Uluslararası alanda yaşanan kaos ortamı ve krizlerin nedenlerinin ele alınmasında da etkin bir biçimde yararlanılan sosyal inşacılık yaklaşımı, kimlik ve değer gibi argümanların üzerinde durarak
özellikle rasyonel kuramlar gibi maddi değerler üzerinde analiz yapan yaklaşımları eleştirmiştir.

Sosyal İnşacılık ya da Konstrüktivizm insanların toplumu, toplumun da insanları „inşa ettiğini‟ varsayan bir yaklaşıma sahiptir. Bu inşa süreci, süreklilik kazanmış ve iki yönlü bir süreçtir. Bu iki unsuru, yani insanları ve toplumu birbirine bağlayan şey ise kurallardır. Hukuksal kuralların da içinde yer aldığı bu sosyal kurallar, ilgili sürecin sürekli ve karşılıklı bir biçimde gerçekleşmesini sağlamaktadır. Bu bağlamda kurallar, hem toplum, birey davranışlarını belirlemekte ve denetlemekte iken hem de bu inşa sürecinde aktif bir rol üstlenmektedir.. Kurallar ayrıca hem kurumların oluşumunda belirleyici bir etkiye sahiptir, hem de kurumlar ile amirleri birbirlerine bağlayan bir fonksiyon görevi de üstlenirler. Yapılandırma ve sosyal değişim gibi kavramlara vurgu yapan sosyal inşacılık yaklaşımının, temelde 4 özelliği dikkat çekicidir. Bu 4 özellik;

1. Epistemolojik (bilgisel) olarak, bilgiye pozitif yaklaşımı sorgulamakta ve Ampirik
gerçek olamayacağını savunmaktadır. Objektif dünyanın var olamayacağını söyleyen
bu kuram, farklı yorumlamalar ile dünyanın değişebileceğini ve tek bir tanımının
olamayacağını savunmaktadır.
2. Ontolojik (varoluşsal) olarak insanların karakterlerinin ve davranışlarının
incelenemeyeceğini, aktörlerin kimliklerinin ise sosyal yapılandırıldığı belirtmektedir.
Toplumsal normların vurgulanması ile değişimin mümkün olduğunu savunmaktadır.
3. Metodolojik olarak bilimsel yaklaşımı reddetmekte, yani pozitivizmi kabul
etmemektedir.
4. Normatif olarak, değerlerden arınmış bir kuramdan söz edilemeyeceğini, sosyal
dünyada konuşmaların, fikirlerin, inançların etkin olduğunu savunmaktadır. Yapısal
faktörlerin değil, insanların dünya hakkında nasıl konuştuklarının ve ne
düşündüklerinin önemli olduğunu vurgulamaktadır.

Alexander Wendt, sosyal inşacılığın kurucusu olarak görülmektedir. Alexander Wendt‟in çalışmalarıyla AB Bütünleşme kuramları arasında önemli bir yeri olan inşacılık, aslında devleti en önemli aktör olarak kabul etmekte ve çalışmaların da merkezine almaktadır. Wendt ayrıca, uluslar arası sistemi intersübjektif pratikler çerçevesinde irdelemeye çalışmaktadır. Alexander Wendt, yaptığı çalışmalarda, egemen devletin ortak ilkelere olan bağlılığının ve bu ilkeleri benimsemelerinin, ortak kimliklere yol açacağının bir göstergesi olduğunu belirtmektedir. Uluslararası ilişkiler alanındaki söylem, eylem ve gerçekliğinin belirlenmesinde fikir ve kültür önemli bir yer tutmaktadır. Çıkarlar subjektif bir değer kazanmakla birlikte, statik bir yanı yoktur. Değişmekte olan diğer kimlikler ile ilişki halindedir. Sosyal inşacı düşünürler arasında bazı farklar olmakla beraber genel olarak kimlik, normlar, kültür, ulusal çıkar ve uluslararası yönetim üzerine odaklanmışlardır. Bu yaklaşım eleştirel kuramlardaki gibi sosyal gerçekliğin insanlar tarafından yapılandırıldığını ve değişebileceğini savunmaktadırlar. Gerçekliğin sosyal inşası diyebileceğimiz bu yaklaşımda, insanların sosyal ortamdan ve onun getirdiği değerler sisteminden bağımsız olarak var olamayacağını söylenmektedir. Bu yaklaşım, bu yönüyle de rasyonel kuramlar ile çelişmektedir.

Alexander Wendt, uluslararası ilişkilerin çözümlenmesinde pozitivist epistemoloji ile idealist ve bütünsel ontolojinin aynı anda kullanılmasını gerekli görmektedir. Devletler ve onların etkisiyle oluşan yapılar nesnel gerçekliği oluşturmaktadır. Bu nedenle de özne-nesne ayrılığına dayalı bilimsel yöntemlerle araştırılabilmektedir. Ayrıca, uluslararası ilişkiler alanında kesin ve güvenilir bilgi edinebilmek için deneysel kanıtlamanın da olması gerektiği görüşündedir. Maddeci ve zihinsel yapılanmaların iç içe geçen karşılıklı etkileşimini anlayabilmek için bu bir gereklilik arz etmektedir. Sosyal İnşacılık aslında, düşüncenin dışında da var olan nesnel dünyanın varlığını kabul ederek realist düşünce kalıplarını kısmen onaylamaktadır. Fakat bu, düşünceden bağımsız nesnel dünyanın kendi başına bir varlık olduğu anlamına da gelmemektedir. Bu bağlamda sosyal İnşacılık, felsefi bakımdan diğer pozitivist kuramların bazı noktalarında kesişmektedir. Özellikle gerçeğe ulaşma ve nesneözne yaklaşımı gibi spesifik konular bunların başında gelmektedir.

Diğer yandan uluslararası ilişkiler açısından ise yine diğer kuramlarla bazı noktaları paylaşmaktadır. Bunun en temel ve en önemli örneği pozitivist kuramlarda olduğu gibi sosyal inşacılığın da devleti ve devlet odaklı aktörleri çalışmalarında merkezi olarak işlemesidir. Sosyal yapının, algıların ve doğrunun birey tarafından inşa edilmesi, İnşacılık teorisinin ana noktasını oluşturmaktadır. Ayrıca, bireyin sahip olduğu algılar, doğrular ve bilgiler de sosyal etkileşimle inşa edilmiş olup ve kimliğin inşasını sağlamıştır. Piaget yaptığı çalışmalarda; dış dünyada gelişen olayların adaptasyona sebep olduğunu, böylelikle yeni fikirlerin ve doğruların sürekli bir değişim içerisinde gelişerek şekillendiğini vurgulamış, sosyal etkileşimin önemini anlatmaya çalışmıştır. Bu etkileşim sayesinde çıkarların, birey tarafından inşa edildiğini veya zaman içerisinde değiştiğini yöyleyebiliriz.

Avrupa Birliği Bütünleşmesi 6

Sosyal inşacılık kuramı, devletlerin davranışlarını etkileyen faktörlerin sadece anarşi ve güç olmadığını, başka değişkenlerin de devlet davranışlarını etkilemede önemli rol oynadığını savunmaktadır. Bu noktada sosyal inşacılık yaklaşımı, realist/neorealist gelenekten ayrılmaktadır. Yani sosyal inşacılığın temel özelliği, uluslararası sistemde anarşinin zorunlu olmadığı yönündeki yaklaşımıdır. Geleneksel uluslararası ilişkiler teorilerinden farklı olarak sosyal inşacılık, insanlar tarafından doğal olduğuna inanılan birçok felaketin bir sosyal inşanın ürünü olduğunu ve insan eliyle gerçekleştirildiğini iddia etmektedir. Bu bağlamda realist/neorealist geleneğin, uluslararası sistemin anarşik bir yapıya sahip olduğu yönündeki temel öngörüsüne karşı çıkan bu yaklaşım, uluslararası sistemdeki anarşinin ve kaos ortamının da insan tarafından ya da insan etkisiyle meydana getirildiğini ve dolayısıyla insan eliyle değiştirilebileceğini vurgulamaktadır.

Sosyal inşacı yaklaşıma göre bireyin eylemleri tamamen kendi kimliği ile şekillenmektedir. Sosyal dünya ile girdiği etkileşim bireyin, kültürünü, inanışlarını, dilini, normlarını, toplumsal değerlerini ve kurallarını oluşturur. Tüm bunların bir araya gelmesi sonucunda bireyin kendi kimliği oluşur ve eylemleri de bu yönde eğilim gösterir. Sosyal etkileşimin, normlar, inançlar ve bireyin doğruyu algılamasını doğrudan etkilediği vurgulanmaktadır. Bu sebeple İnşacılık teorisinin anahtar kelimesi etkileşimdir. Bu varsayımlarda bulunan sosyal inşacılığın etkileşimle AB bütünleşmesinde toplum oluşumu ya da “Avrupalılaşma” kavramını da açıkladığını görüyoruz.

II. AB BÜTÜNLEŞMESİ’NE SOSYAL İNŞACILIK PERSPEKTİFİNDEN BAKIŞ

1980‟li yılların sonundan itibaren başlayarak günümüze kadar gelen Avrupa bütünleşmesi çalışmalarında AB‟nin yönetişim modelinin nasıl olması gerektiğine ve bütünleşmenin sosyal ve siyasi sonuçlarına odaklı bir dönemin etkisinin görüldüğü, bu dönemde ulus üstücülük ve hükümetlerarasıcılıktan yeni yönetişim modellerine, rasyonaliteden inşacılığa geçiş yapan birçok yeni yaklaşımın öne sürüldüğü de görülmektedir. Fakat bu kuramlar arasında sosyal inşacılık yaklaşımı, gerek genişlemenin tüm boyutlarını açıklamakta (özellikle 2004 ve 2007 Doğu Genişlemesi), gerek yeni oluşan “Avrupalılaşma” oluşumunu ve gerekse de bütünleşmeyi açıklamada daha kapsamlı olduğu görülmektedir. Rasyonel kuramsalcıların esas aldıkları görüşlere göre aktörlerin çıkarları belirgindir. Bu kapsamda kendi çıkarlarını maksimize etmek için rasyonel davranırlar. Fayda-maliyet analizi çerçevesinde elde etmek istediklerini seçerler. Ayrıca rasyonel kuramsalcılık yaklaşımına göre normlar rasyonel aktörleri sınırlandırmaktadır. Bunun tam tersini savunan sosyal inşacılık yaklaşımına göre ise normlar aktörlerin kimliklerini oluşturmakta ve egemenlik, çıkar, anarşi gibi unsurlarda sosyal olarak yapılandırılır.11 Yani statik bir yapı yerine dinamik bir yapının söz konusu olduğu vurgusu yapılmaktadır.

Avrupa bütünleşme alanında inşacılık yaklaşımın irdelediği başlıca araştırma konuları dört grupta ele alınmaktadır. Bunlar;

a. Uluslar arası sistem üzerinde devletlerin sosyal etkileşiminin sonuçlarının
irdelenmesi.
b. Uluslar arası politika üzerinde ulusal normların sonuçlarının irdelenmesi.
c. Avrupa Birliği normlarının ve sosyal ilişkilerinin, iç politikadaki değişimlerin üzerine
etkisinin ve „Avrupalılaşmanın‟ incelenmesi

d. Yönetim imajlarının, Avrupa‟daki politik aktörler ile ilgisinin incelenmesi.

Avrupa bütünleşme çalışmalarında en önemli kuram olarak dikkat çeken sosyal inşacılık kuramı, politika ve kurum analizlerinden ziyade, “söylem” ve “Avrupalılık” kavramları üzerine yoğunlaşmıştır. Bu çalışmalarında kimliğin oluşumunda sosyal grup ve Avrupalılığın söylemlerde ağırlık kazanması ve içselleşmesi üzerine analizleri dikkat çekmektedir. Avrupa birliği ilk olarak ekonomik bütünleşme hareketi olarak doğmuş olsa da ilerleyen yıllarda daha fazla derinleşme politikası izleyerek, kurumsal yapısını da geliştirmiştir. Bu derinleşme hareketi, hükümetlerarası olan birçok alanı da supranasyonel bir yapıya dönüştürmüştür. Bu dönüşümü inşa kuramıyla açıklayan birçok uzman, aktörün yapıyı oluşturduğunu ve oluşan yeni yapının da aktörü etkilediğini yani yeni bir inşanın söz konusu olduğunu vurgulamaktadırlar. Kimlik, değerler, normlar vurgusunun özellikle 1990‟lar sonrasında daha çok vurgulanır olması, Avrupa Birliği‟ndeki yeni genişleme dalgalarına da yansımıştır. Doğu Genişlemesi olarak adlandırılan ve Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinin 2004 ve 2007 yıllarındaki
katılımını esas alan “Doğu Genişlemesi”nin asıl sebebinin bu gibi unsurlar olduğu kabul edilmektedir. Kopenhag Kriterleri‟nde de üyelik kriteri olarak Avrupa Birliği‟nin kimliğini oluşturan demokrasi, insan hakları, azınlık hakları gibi evrensel normlarının şart olarak sunulması bu tezi destekler bir argüman ortaya koymaktadır.
Sosyal inşacı yaklaşım, Doğu Genişlemesini açıklarken, bu son genişleme dalgasına mensup ülkeler açısından “Yüzünü Batıya Dönme”, AB açısından ise “Bizlerden Biri” argümanlarını kullanmıştır. Sosyal inşacılık yaklaşımının Avrupa Birliği‟ndeki bütünleşme ve derinleşmeyi analiz yapmasının nedeni de diğer rasyonel kuramların bu derinleşme ve genişleme hareketlerini açıklamada yetersiz kalmasıdır. Schimmelfennig ve Sedelmeir‟a göre rasyonel yaklaşımlar, Merkez ve Doğu Avrupa ülkeleri genişlemesinin bedelinin yararlarından fazla olacağı belli iken Avrupa Birliği üye ülkelerinin ortaklık ilişkisinin ötesinde üyelik statüsüne onay vermelerini izah edemez. Bu söylem Sosyal İnşacı yaklaşımın, rasyonel kuramlara yönelik bir eleştirisi olup, genişlemeye hangi çerçeveden Baltıklarının da bir göstergesini oluşturmaktadır.

Soğuk savaştan sonra Doğu Avrupa ülkeleri ile AB arasında kültürel farklılıklar en aza indirilerek ortak bir Avrupa kimliğinde buluşulması, liberal demokratik normların ve değerlerin benimsenmesi genişlemeyi kolaylaştırmıştır. Düşünsel öğeleri referans alan sosyal inşacı yaklaşımın tersine diğer geleneksel kuramsalcıların söylemlerinden anlaşılacağı üzere Avrupa Birliği‟ni Politik bir cüce ve askeri bir solucan olarak tanımladıkları görülmektedir. Sosyal inşacılık yaklaşımı ise, Avrupa Birliği kendi üye ülkeleri, aday ve potansiyel aday ülkeleri, komşuluk politikasına dahil olan 16 ülke ve diğer 3. Taraf ülkeleri üzerinde yaptırım gücü olan, değerlerini bu ülkeler üzerinde bir baskı aracı olarak kullanan, normatif bir güçtür.

Farklı değerlendirme metotlarına ve farklı bakış açılarına sahip olsa da tüm kuramlar, Avrupa bütünleşmesini açıklamada kullanılan teoriler mozaiğine bir taş eklemektedir. Kuramlar birbiri ile bazı noktalarda çelişse bile, tümüyle birbirinden bağımsız da değildir. Tek bir kuramın AB bütünleşmesini açıkladığını iddia etmek de yanlış olacaktır.

SONUÇ

Avrupa Birliği‟nin bütünleşmesinin açıklanmasında kullanılan birçok kuram mevcuttur. Bu kuramların birçoğu bütünleşmeyi ele alırken rasyonel temelli yaklaşmakta ve genel olarak ekonomik unsurlar üzerinde durmaktadır. Bu çalışmada da yer aldığı gibi, sosyal inşacılık yaklaşımı bu ve bunun gibi yaklaşımların dışında bir yol izlemiş ve ekonomik unsurlara ilaveten değerler, kimlik, normlar ve etkileşim gibi unsurları kullanmıştır. Sosyal inşacılık yaklaşımı, “Avrupalılaşma” kavramını hareket noktası olarak kabul etmiş ve gerçekleşen değişim ve etkileşimi bunun eksenine oturtmuştur. Değişime uğrayan AB yapısının, kurum ve politikalarının oluşan “Yeni Avrupa Kimliği” ile gerçekleştiği savını ortaya atmış olan kurama göre, öktör-yapı ilişkisi neticesinde değişim yaşanmaktadır. Bu aktör-yapı ilişkisinde, aktörler (devletler), bir araya gelip yapıyı (AB) oluşturuyorlar. Daha sonra oluşan bu yeni yapı gerçekleştirdiği bütünleşme hareketleriyle aktörü yeniden oluşturmaktadır.
Bütünleşmenin en önemli adımlarından biri olan genişleme hareketini de açıklayan sosyal inşacılık kuramı, genişlemeyi, genişlemeye konu olan ülkenin kimliği, sahip olduğu değerleri esas alarak açıklamaktadır. Yani kısaca genişleme, AB norm ve değerlerinin aday ülke tarafından kabul edilmesi ve benimsenmesi neticesinde gerçekleşmektedir.

Katip Çelebi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslar arası İlişkiler Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans /

Yunus EROĞLU

 

KAYNAKÇA

 Ateş, Davut, “Uluslar arası İlişkilerde Konstrüktivizm: Ortayol Yaklaşımının Epistemolojik Çerçevesi”, Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 10, Sayı 1, Haziran 2008, s.227.
 Cicioğlu, Filiz, “Sivil Toplum-Dış Politika İlişkisi Çerçevesinde Sivil Toplum Kuruluşlarının Türkiye‟nin Avrupa Birliği Politikalarına Yaklaşımı”, (Doktora Tezi, Milimetrik Grup-Ankara, 2013), s.27.
 Devlen, Balkan, Özgür, Özdamar, “Uluslar arası İlişkilerde İngiliz Okulu Kuramı: Kökenleri, Kavramları ve Tartışmaları”, Uluslar arası İlişkiler Dergisi, cilt 7, sayı 25, 2010, s.48.
 Karacasulu, Nilüfer, “Avrupa Entegrasyon Kuramları ve Sosyal İnşacı Yaklaşım”, Uluslararası Hukuk ve Politika, cilt:3, No:9, 2007 s.83.
 Kaya, Sezgin, “Uluslar arası İlişkilerde Konstrüktivist Yaklaşımlar”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt:3, No:63, s.95.
 Özdemir, Zafer, ” Neorealizm Ve Sosyal İnşacılık Kuramları Işığında Bosna-Hersek Savaşı”, 6 Ocak 2015, http://akademikperspektif.com/2014/07/11/neorealizm-ve-sosyalinsacilik-kuramlari-isiginda-bosna-hersek-savasi/
 Mercan, Sezgin, “Siyasal Bütünleşme Kuramları Işığında AB Genişlemesi”, Avrupa Çalışmaları Dergisi, Cilt 10, No 1, 2011, s.72.
 Tecer, Ö. Çağrı, “Putin Rusya‟sının İnşacı Perspektiften Analizi”, 5 Ocak 2015, http://www.orsam.org.tr/tr/trUploads/Yazilar/Dosyalar/201227_putin%20rusyas%C4%B1n%C4%B1n%20in%C5%9Fac%C4%B1%20perspektiften%20analizi.pdf
 Uzgören, Elif, “Türkiye Avrupa Birliği İlişkileri Ve Entegrasyon Teorileri: Gramscı‟ci Tarihsel Materyalizmin Literatüre Katkıları”, Avrupa Çalışmaları Dergisi, Cilt 11, No 2, 2012, s.151.
 Yakışır, Benay, “Din-Dış Politika Etkileşimi Ve Bu Etkileşimin AB Entegrasyon Politikalarına Yansıması”, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Başkent Üniversitesi, 2011), s.18.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here