Rusların bugün bir devleti yoktur. Stratejik hedefleri vardır. Bu stratejik hedeflerin arasında da Avrasya gelir. Avrasya stratejik bloku; batı da Berlin(Almanya), doğu da Tokyo(Japonya), kuzey de Moskova(Rusya Federasyonu) ve güney de Tahran’dan (İran’dan) oluşmaktadır. Bu çerçevesini çizdiğimiz coğrafyada büyük bir Avrasya İmparatorluğu kurma hayali vardır. Peki, neden “ulus-devlet” değil de “imparatorluk” ?

Rus tarihinde şöyle bir kural mevcuttur: Ne zaman işler Rusya’nın bir “ulus devlete” dönüşmesi yönünde gelişirse felaketler peş peşe gelir. Ruslar, gelişmelerin bu tür dönüşümünden ne pahasına olursa olsun kaçınmak için gayret ederler. Çünkü Ruslar, büyük Rus arzusunun ve milli idealinin gerçekleşmesi ve gelişmesi amacıyla akıl almaz kurbanlar vermeye hazırdırlar.

Bu arzunun sınırları ise İmparatorlukta görülmektedir. Rusya potansiyel olarak baştan beri bir İmparatorluk devleti idi. “Ulus devlet” statüsünü Batı’nın bulması ve Ruslar’ın “Bölgesel Devlet Tuzağı” anlayışına düşmemesi bu coğrafyada bir ulus devlet sisteminin olmayacağı bilhassa İmparatorluk sistemi benimsenmiştir.

Bölgesel devlet; çağdaş bir jeopolitik kategoridir. Bu büyük ve oldukça gelişmiş bir devlettir. Ancak siyasi çıkarları doğrudan ona komşu olan veya zaten kendi içinde barındırdığı topraklarla sınırlıdır. Bölgesel devlet, özelliği gereği süper devlet veya imparatorluktan daha az bir siyasi ağırlığa sahiptir. Günümüzde Batı tarafından Rusya’ya empoze edilen “bölgesel devlet” statüsü, Rus milletinin intiharına eşdeğerdir. Burada amaç; suni ve güçlü bir dış etki ile Rus milli tarihinin gidiş yönünün tersine çevirmek, Rusların bir İmparatorluk haline gelmesi gibi jeopolitik bir süreci kökünden kurutmaktır.

Rusya’nın Avrasya Stratejisi

Avrasya İmparatorluğu bölgesine bakıldığı zaman Türkiye stratejik olarak yüksek konumda yer almakta. Bunun farkında olan Putin, ilk Türkiye ziyaretinde (5-6 Aralık 2004) ikili ilişkiler çok hızlı bir ivme kazanarak tırmanmaya devam etti. 21. Yüzyılın başında Türkiye ve Rusya’nın yer aldığı Avrasya coğrafyasının jeostratejik öneminin artması ve bu coğrafyada hızlı gelişmelerin yaşanması da bölgenin en önemli iki ülkesinin birçok konuda karşılıklı görüş alışverişinde olmalarını ve faaliyetlerini karşılıklı koordine etmelerini sağlamıştır.

Rusya ile ilişkilerde Kıbrıs konusu, Boğazlar, ideolojik yapıları, Terör ve NATO gibi konularda ters düşülse de ülkelerin stratejik ve ekonomik amaçları için bu durumlar geri plana itilmektedir. Bu durum Paradin’e göre; “ilk olarak Rusya kendi devleti ve zihninde mevcut olan içsel Doğu’ya sahiptir.” Bundan ifade ettiği İslam ve Türk coğrafyasıdır.

Rusya bir taraftan uluslararası ilişkilerde Müslüman ülkelerle mümkün olduğu kadar ittifak teşkil etmeli, diğer taraftan ise kendi sınırları dâhilinde örneğin Kafkaslar da ve Orta Asya da yaşayan Müslümanların da desteğini kazanmalıdır.Bunun altında yatan temel sebep ise Transkafkasya ve Orta Asya da güçlü konumda olan Türkiye’yi bertaraf etmek ve var olan nüfuzunu kırmak için bilhassa önem göstermektedir.

Avrasyacılar’ın çizmiş olduğu tabloda Ruslar komşularını “dostlar” ve “düşmanlar” olarak ayrıştırmışlardır. Örneğin Baltık ülkeleri; Polonya, Türkiye, Azerbaycan ve Rusya ile sınırı olan diğer bazı ülkeler şu an ki tutumları itibarıyla Avrasyacılar açısından “kabul edilemez” komşulardır. Avrasyacıların Putin’i “Avrasya’nın Kurtarıcısı” olarak görmeleri ve Putin’in buna dayanarak hareket etmesi bölgede ”Avrasya İmparatorluğu” stratejisinin olduğunu kanıtlar nitelikte.

Rusya’nın Stratejik Müttefikliği

Avrasyacı düşünceyi hararetli şekilde savunan Dugin; “Orta Asya’nın yeniden yapılandırılması projesinde Ruslar’ın etnik çıkarlarının en iyi şekilde korunacağını kaydetmek gerekir. Çünkü Orta Asya İmparatorluğu suni siyasi yapılar, hayali post emperyal miras esasına göre değil, Orta Asya’da Ruslar’ın topluca meskûn olduğu tüm toprakların barışçı yolla Moskova’nın yargı alanına doğrudan girişini öngören milli türdeşlik temeline göre kurulacaktır. Etnik muhtevası sorunlu olan yerler ise Rus-İran projeleri çerçevesinde şu veya bu İmparatorluk hudutları içinde özel haklar elde edeceklerdir.

Dolayısıyla Ruslar etnik milliyetçiliğin karşısına koyduğu ancak hiçbir zaman gerçekleştiremeyecekleri amaçlarına da Avrasyacı jeopolitik proje aracılığıyla kavuşmuş olacaklardır. Bu projede Türkiye’nin, Kafkasya ve Orta Asya’daki çıkarları hiç dikkate alınmayacağından bu ülkeye “günah keçisi” rolünü biçmek gerektiği önemle dikkate alınmalıdır. Dahası, muhtemelen Türkiye’deki Kürt ayrılıkçılığını desteklemek ve aynı zamanda İran’a etnik olarak yakın olan halkları Laik-Atlantikçilik kontrolünden çıkarmak niyetiyle ön plana sürmek gerekir.

Ruhani/Erdoğan/Putin

Sonuç Olarak;

Kısa vadeli politikalarda Rusya ve İran güvenilir birer müttefik olur. Fakat uzun vadede güvenilmesi zor birer müttefik konumundadırlar. Tarih sahnesinden de gördüğümüz üzere savaşlar ve krizler içinde geçmiş bir Türk-Rus ilişkileri, ortak politikalarda Türkiye’yi bölgede geri plana düşürücü bir konuma itebilir. Fakat Rusya, konumu itibariyle Türkiye’den vazgeçme gibi bir durumu söz konusu değildir.

Bunun da en temel sebebi sıcak denizlere, çatışma bölgelerine, (Suriye, körfez ülkeleri ve Kıbrıs) ve enerji nakil hatlarının Türkiye’nin üzerinden ucuz ve güvenilir şekilde geçmesinden dolayı hâlâ birbirleriyle sıkı birer bağ ile bağlıdırlar. Avrasya İmparatorluğu kurulunca Rusya için vazgeçilemez olan Türkiye, bir anda önemini kaybeder ve yeniden değer kazanan ülke İran olur.

1 Yorum

  1. Buna bakılacak olursa Türkiye ekonomisini derhal geliştirmesi gerekiyor. Aksi takdirde ordumuz ne kadar iyi olursa olsun ekonomik koşullar ordunun da başını eğer.
    Rusyanın turkiyeden vazgeçme gibi niyet yok.Turkiye bu durumu fırsat bilerek ekonomik koşullarını iğleştirme yoluna gitmelidir.20 -30 yıl içerisinde ekonomimiz hedeflenen boyuta gelirse ne Rusya Ne ABD nede başka bi ülkü turkiyeyi kendi projesi için kullanamaz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here