Özet

Küresel sistem İkinci Dünya Savaşı’nın ardında yeni gelişim ve dönüşüm sürecini yaşamaktadır. Yaşanan soğuk savaşın ardından dünya jandarması rolüyle küresel sistemin hegemon gücü olarak karşımıza ABD çıkmıştır. Her devlet olgusunda yaşanan, devletlerin doğmak, gelişmek ve  güç kapsamında  büyümek  olarak tabir edilen döngüsel süreci  tamamladığı dile getirilmektedir ki  söz konusu büyük güç veya hegemon  güç statiko sağlanamaz ve yerini yeni  bir güce bırakması kaçınılmazdır. Fakat 20.  Yüzyıl ABD yüzyılı olarak dile getirilse de  Atlantikçiler  hegemon gücü daim kılmak adına yani, geçmişte düşünürlerin dile getirdiği, bir asır gibi bir süreci hegemon güç olarak  kalabileceği söylemine  meydan okuyarak 21. Yüzyıl içinde de ABD’nin gücünü koruyabilmesi adına politikalar izlediği bariz bir şekilde görülmektedir. Realiteden uzak girişimler ABD ve 21. Yüzyıl içerisinde askeri, ekonomik ve sosyo- kültürel gelişimini tamamlayarak 21.  Yüzyılda ABD’nin bulunduğu konumunun sorgulanmasına sebep olabilecek Çin dünya sahnesinde yerini almıştır.

Napolyon’un yüzyıllar öncesinde de dediği gibi, “Çin uyuyan bir dev uyumasına izin verin çünkü uyandığında dünyayı yerinden oynatacaktır.” söz konusu olan öngörü günümüzde tabiri caizse nokta atışı niteliğinde olduğu görülmektedir. Çin’in 1970’li yıllarda  yarı çevre olarak dünya sahnesinde yer alıyor iken elli yıllık bir süreç içerisinde teknolojik, sanayi ve ekonomik gelişimini tamamladığı  ve askeri gücünü de geliştirerek başat güç konumuna gelmeye hazır olduğu görülmektedir ki Özellikle ABD için Çin’in ekonomik tehdit unsuru olarak görülmeye başladığı süreç 2009 yılı olduğunu söyleyebilir ki bu tarihten itibaren Çin Japonya’yı geride bırakarak dünya ekonomisinde ikinci sıraya gelerek ABD’ye  rakip olarak yükselişe geçtiğini söylemek mümkün olacaktır. Bu doğrultuda sosyalist ekonomisini dış politikaya entegre ederek, iç politikada ise sanayileşmeyi ve teknolojik yatırımlara bağlı programlar oluşturulması ve desteklenmesi söz konusu kalkınma planlarının doğal sonucu olabilmektedir. Çalışmamız kapsamında, Çin’in teknolojik  ve ticari ilerleyişinin Arktik  bölgesindeki yansımaları ve ABD ile Ticaret rekabeti ele alınacaktır.

 

Giriş: Bir kara parçası veya bölgenin genel anlamda önemi, bulunduğu coğrafi konum itibari ile ele alarak değerlendirmeye tabi tutulmaktadır.  Özellikle ulus devlet anlayışından önce söz konusu devlet yapılanmasının çevresinde bulunan doğal ve beşerî unsurlar boğazlar, Ticaret yolları, iklim yapısı vb.  Söz konusu devletin kalkınmasına olanak sağlamaktaydı. Sınırların savaş gibi durumlarda değişkenlik göstermesi ve yayılmacı politikalar izlenmesi coğrafi konumun devlet unsurları için vazgeçilemeyeceği aşikâr olmaktaydı. Sınırların belirlenmesi ve ulus devlet anlayışının ortaya çıkmasıyla gündeme gelmiş olsa da günümüzde sınır kavramı, her aşaması ile kendini uluslararası hukuk nezdinde garantiye almaktadır.  Gelişen dünya düzeni Teknoloji faktörünün adından söz ettirmesi ve devletlerin gelişmişliğine doğrudan etki etmesi ile birlikte küreselleşme Uluslararası ilişkilerin   ana damarlarından biri haline gelmiştir. Küreselleşme kavramı   birçok alanı kapsayacak nitelikte olmakla birlikte Enerji kavramı Küreselleşme ile birlikte, Enerji kaynağının bulunduğu sınırlar bağlamında    tek bir devlet unsurunun tekeli dışında ulus üstü niteliğe bürünebilmekte ve küreselleşmenin doruk noktasına ulaşması ile birlikte Arktika bölgesi ulaşılabilir düzeye gelerek çalışma alanı haline gelmiştir. Enerji, sanayi devriminden günümüze kadar önemini arttırarak gelmektedir. Günümüz standartlarında Küreselleşme ile iletişim, ulaşım, haberleşme gibi hususların gelişmesi minimal düzeyde bireyleri etkilediği gibi maksimum düzeyde ulusları etkileyebilmektedir.

Arktika Bölgesi, Kuzey kutbunda buzlarla kaplı bölgedir.  Küresel ısınmanın da etkili ile eriyen buzulların altında bulunan Enerji kaynaklarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Günümüzde de bölgenin hakimiyetini elinde bulunduran devletler ve bölge halkı bölge üzerinde etken konumda yer almaktadır söz konusu olan 8 devlet ve bölgede yaşayan 3 halk bulunmaktadır. Bu devletler; Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Kanada, Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya ve İzlanda’dır. Bölgenin çıkarlarını koruyabilmek adına Arktika Konseyi oluşturularak bölgenin hakimiyet mücadelesinde çatışma alanı olma durumu böylelikle ekarte edilmiştir. Ayrıca bölgede yaşayan 3 halk; İnuitler, Yupikler ve Aleutlar Arktika Konseyine bağlı kalarak Bölgenin çıkarlarını korumak amaçlı çalışmaktadır.

Bölgenin keşfi geç sağlanmış olsa da günümüzde sahip olduğu doğal kaynaklar, hidrokarbon rezervi, çeşitli madenlerin bulunması ve balıkçılık alanında sahip olduğu balık çeşitliliği açısından ekonomi bağlamında dikkatleri üzerine çekmektedir. Ayrıca Arktika bölgesinin bulunduğu konum itibari ile Asya, Amerika ve Avrupa kıtalarının birbirine en yakın olduğu nokta olmaktadır.  Buzulların erimesi ile bölge alternatif ticaret güzergahı olma potansiyelini arttırmaktadır.  Dile getirilen özelliklerinden yola çıkarak   bölgenin sahip olduğu kaynaklar ve alternatif güzergâh olma durumu bölge devletlerinin çıkar mücadelesine sahne olmuştur.

Bu çalışmanın amacı Arktika bölgesinin sahip olduğu konum, doğal kaynaklar ve alternatif ticaret yolu olmasının uluslararası ilişkilerde hakimiyet teorileri bağlamında ele alınarak bölgede devletlerin çıkar mücadelesi incelenerek bölgedeki çalışmalar hakkında bilgi vermektir.

Tarihsel Perspektifte Arktika Bölgesi ve Sınırlarının Tanımlanması;

 Tarih  sahnesinde önemi buzulların erimesine bağlı olarak Arktik bölgesi, sadece  devletler değil enerji alanında sahip olduğu kaynaklar nedeni ile  enerji şirketlerinin ve keşfedilmeye açık  tabiri  caizse bakir çalışma alanı olmasından dolayı ve  ayrıca bölgenin  kendine özgü zenginliğine bağlı olarak antropolog biyolog, çevrebilimciler jeoloji alanında çalışan ve  özgün bir çalışma yapabilmek için bilim insanlarının da   dikkatini çekerek, bölge üzerinde çalışma alanı yaratmaktadır.

21. yüzyılın Coğrafi keşifleri olarak nitelendirilen Arktika bölgesi tanımı yapılırken jeoloji kavramları ışığında sınır ve bölge tanımlamasının ele alınması gerekmektedir. Bölge üzerinde sınırı olan devlet unsurları ve yaşayan  halkın da  içinde bulunduğu  enerji vahası   detaylı incelenebilmesi adına     bölge ve sınır kavramları ışığında  enerji çalışmaları açıklamak mümkün olacaktır.

Sınır ve Bölge Kavramları Işığında Arktika Bölgesi;

Siyasi coğrafya ve jeolojik tanımlamaların ana hattını sınır kavramı açıklamaktadır. Geçmişten günümüze  bir çok düşünür  hudut kavramını kullanarak insan yaşamının ve devlet oluşumunun  var olmaya başladığı  dönemlerden günümüze kadar  gelmekte ve  küreselleşme  gibi olgu ve ya süreçlerde  sınır varlığı sorgulansa da dahi günümüzde bölge ve  devletin ana  unsuru olmaktadır  bu doğrultuda Türk dil kurumunun tanımına göre; bir şeyin yayılabileceği veya genişleyebileceği son çizgi, uç olarak tanımlanan ve Arapça Hudut olarak nitelendirilen  Rumca kökenli kavram olmaktadır. Yunanca Sinoron kelimesi sınır kelimesi yine sözlüklerde, iki devleti birbirinden ayıran çizgi olarak nitelendirilmektedir. (Pakalın, 1993)

Siyasi coğrafya varlığı şehir devletlerinden buyana var olsa da sınır günümüzdeki gibi kesin çizgilerle çizilmemekteydi ve son 1 ve 2 yy içerisinde sınır kavramı  hızla gelişerek günümüzdeki halini almıştır (Gümüşçü, 2010).  İnsanların İlkçağlarda teşkilatlı yaşamaya başlaması ile sınır kavramı ortaya çıkmış olmakta ve söz konusu dönemde sınır, günlük ihtiyaçların karşılandığı coğrafi unsur alanlarını ifade ederken güvenlik boyutu sınır kavramına ilk devlet oluşumuyla eklenmiştir (Gümüşçü, Siyasi Coğrafya Açısından Sınırlar ve Tarihi Süreç İçinde Türkiye’de Sınır Kavramı, 2010).  Zaman içerisinde, ortak yaşamın etkisi ile birlikte Sınır kavramında değişim gereksinimler ve çıkarlar doğrultusunda belirlenmeye başlamıştır bu doğrultuda Ortaçağ’da şehir devletleri yerini büyük İmparatorluklara bırakmış  güvenlik  boyutu önem kazanmıştır  ayrıca  Sanayi Devriminin  gerçekleşmesi ile  Hammadde arayışı  ile sınırın belirlenmesi ve korunması  daha çok dikkat çekmiş ve önem kazanmıştır. Yeni çağda ise Ulus devletlerin oluşması ile birlikte devletler arasında sınır çatışmaları meydana gelmeye başlamıştır (Taşkın, 2013). 20. Yy den günümüze kadar Uluslararası literatürde sınır kavramı  kullanılsa de devletler  nezdinde sınır anlaşmazlıklarına bağlı anlaşmazlıklar yaşanmaktadır.

Sınırı yapay  ve siyasi olarak ele almak mümkündür siyasi sınır devletler arası savaş ve müzakereler doğrultusunda oluşturulur. Hassas  niteliğe sahip olabilmekte ve  devletlerin inisiyatifine göre değişiklik gösterebilmektedir (Gümüşçü, Siyasi Coğrafya Açısından Sınırlar ve Tarihi Süreç İçinde Türkiye’de Sınır Kavramı, 2010).   Geometrik olan ve geometrik olmayan sınır kavramları yapay sınır ile açıklanmakla birlikte harita üzerinde belirlenir veya  enlem ve  meridyenler esas alınan sınır, geometrik olmayan sınır ise bölgede yaşayan nüfus ve arazi şartları ele alınmakta ve her iki durumda da devletlerin anlaşmaları esas alınmaktadır (Günel, 2002).

Arktika Bölgesi’ni tanımlayabilmek için sınır kavramlarının yanı sıra   bölge  kavramının tanımına da değinmek gerekmektedir.  Bu doğrultuda Türk Dil Kurumu tanımlamasına göre bölge, sınırları ile idari ve ekonomik birliğe sahip, toprak, iklim ve  bitki örtüsünün benzerliği ve üzerinde yaşayan  bireylerin kökeni doğrultusunda  belirlenen toprak parçasıdır. Bölgeler büyüklük ve yapı bakımından  benzer olmama durumu göz önünde bulundurulduğunda Söz konusu bölgeler: mikro bölge, sınır ötesi bölge, alt bölgeler ve makro bölgeler olarak dört grupta incelenebilir (Behr & Jukela, 2011).   Bu doğrultuda bölgelerin sahip olduğu özellikler dikkate alınarak Uluslararası sistemdeki durumu ve konumuna değinilebilir.

Bir Bölge Olarak Arktika

Kelime anlamı eski Yunanca ’da  “arctos” (ayı)   sözcüğünden alan almaktadır bölgedeki Küçük Ayı ve Büyük Ayı Takım yıldızlarından esinlenmektedir. Arktika, 66. Kuzey Enlemleri ile Kuzey Kutup noktası arasında kalan bölge olarak tanımlanmaktadır (Nuttall , 2004). 27 Milyon km2lik alan kaplayan Arktika Bölgesi’nin 9 Milyon km2lik alanı kara parçası olmakta geri kalan bölge deniz, okyanus ve buzullardan oluşmaktadır (Akçadağ Alagöz, 2009).  Arktika Bölgesi’nin  kapladığı alan olarak  bölge  tanımlaması içerisinde ele alınacak sınır tanımlamasına dair  fikir tanımlaması sağlanmamış olmaktadır. Bölgeyi kapsayan tanımlamalar coğrafi konum iklim ve demografik yapılar esas alınarak düzenlenmekle birlikte siyasi alan olarak tanımlamalara tabi tutularak değerlendirmeye alınmıştır (Seval, 2019).  Söz konusu  bölgenin nitelendirilmesine yönelik çeşitli  tanımlar mevcut olmaktadır Bölgenin en etkin örgüt yapılanması olan Arktik Konseyi’nin desteklediği projelerden biri olan, Circumpolar Arctic Vegetation Map’e göre; Arktik Bölge yaklaşık 7,1 milyon km2 ’lik bir alanı ifade etmektedir ((CAFF), 2013). Bölge üzerinde fikir birliği olmadığından ötürü Arktik konseyinin bir başka Araştırma ve değerlendirme programına (Arctic Monitoring and Assessment Programme [AMAP]) göre (CAFF)’ın aktardığı alandan daha geniş bir alanı ifade etmekte ve  tanımlama içerisinde alınan nüfus etkeni ele alındığında nüfus 4 ile 10 Milyon arasında değişmektedir.  ( Ahlenius , 2008).  Bölgede karanın kapladığı alan deniz, okyanus ve buzulların kapladığı alanın üçte biri olmakta ve nüfus yoğunluğu göz önüne alındığında coğrafi unsurların  beşeri unsurlara etkisi dahilinde  seyreklik göstermektedir.

Arktika bölgesinin bulunduğu konum itibari ile sahip olduğu ve diğer bölgelerden ayrılan spesifik özellikleri; İklimin sert olması, ulaşımın  zor olması,  sonucunda  nüfusu seyrek olmakta ve  sahip olduğu enerji kaynakları nedeniyle  devletler, şirketler ve  araştırmacılar tarafından odak noktasında olmakta ve birçok Arktika bölgesi sınır tanımı yapılmaktadır.  Nitelikleri  farklı olmasına bağlı olarak  çalışma kapsamı içerisinde ve bir çok çalışma alanını kapsamasından dolayı,  bir çok sınır tanımlamaları mevcuttur; Astronomik olarak Arktika’nın sınırı; Kuzey Kutup Dairesi olarak bilinen ve kuzeyinde yaz gün dönümü boyunca güneşin batmadığı ve kış gün dönümü boyunca da güneşin doğmadığı kuzey enlemidir (Demirkılınç, 2015).   Arktika’nın iklimsel sınırını bu alandaki Temmuz ayı sıcaklık derecesi 100 C olan bölgelerin birleştirilmesiyle oluşur (AMAP , 2009) ki AMAP,  Arktika  konseyi çalışma grubudur. 1998 yılı  AMAP’ın Değerlendirme raporunda aktarıldığı üzere, Deniz sınırı, bitki örtüsü sınırı, Permafrost Sınırı gibi  bir çok tanımın kesişim  noktası Arktika Bölgesini  tanımlamaktadır.

Arktik Bölgesinde Çin - ABD Rekabeti: Ticaret Boyutu 3

Şekil 1 Artik Bölgesi ve sınırı olan Ülkeler

 

Arktik Bölgesinde Etkinlik Mücadelesi

Arktik, coğrafi olarak 27 milyon kilometrekarelik  alanı  içererek 66. Kuzey paraleli ve Kuzey Kutup noktaları alanında  bulunuyor olsa  de  sahip ollduğu enerji kaynakları nedeniyle bölge devletleri, Rusya, ABD, Kanada, İsveç, İzlanda ve Finlandiya ve bilimsel çalışma yapan kuruluşların bölgede etkin olma çalışmaları söz konusu olmaktadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki Küresel ısınmanın etkisi ile bölgede yaşanan buzulların erimesini  kıyıdaş ülkeler ve Çin için Ticaret yolu olarak önem kazandığını belirtmemiz gerekmektedir. özellikle ulaşım maliyetini düşülme durumu ve zaman tasarrufu göz önünde bulundurulduğunda kıyıdaş olmasa da  Çin’inde  bölgede var olma girişimlerine sahne olmaktadır  son 30 yıl içerisinde  küresel ısınma iki kat artmış ve bölge üzerinde yeni fırsatları ortaya çıkarak etkisini arttırarak devam etmektedir. (Gül, 2014). Arktik Bölgesindeki Buz varlığı 2016 Eylül  ayında, 4.72 milyon kilometrekare olarak kaydedilmiştir (Yılmaz & Çifçi, 2013). Kaydedilen veriler !981-2010  yılları arasında yapılan ölçümlerden yaklaşık olarak 1.09 Milyon Kilometrekare olmakla birlikte, 2012 yılında 0,73 Kilometre kare daha  fazla olmakta ve son otuz yılın  en düşük beşinci  ortalaması olarak kayıtlara  geçmektedir (Yılmaz & Çifçi, 2013). Söz konusu küresel  ısınmanın etkisini kıyıdaş ülkeler ve ticaret alanında çalışma yapan Çin gibi devletlerin bölgede hakim olma girişimlerine sahne olmaktadır.  2040 yılının yaz aylarına kadar Arktika Bölgesi’nde  buzulların tamamımın eriyeceği yönünde  savların bulunmakta (Yılmaz & Çifçi, 2013) böylelikle  söz konusu  bölgede araştırma çalışmalarının 2040 yılına kadar  artarak devam edeceği aşikar olmaktadır. Arktik bölgesi’nin tarihsel  gelişimi ele alındığında 1909 yılında Kanada, 1924 yılında ABD hak iddia  etmeleri ile başlayan sürecin ardından 1926 yılında Sovyetler birliği  bölgede hak iddia  etmeye  başlayarak ülkenin kuzey sınırını kola yarımadası, Kuzey Kutbu ve Bering  Boğazı üçgeni arasında kalan  bölüm içerisinde hak iddia  etmeye  başlamış, söz konusu sınırlar içerisinde bulunan Vrangel Adasına vatandaşlarını yerleştirmeye başlamıştır (TASS, 2014). Ayrıca belirtmek gerekir ki bölgede özellikle güçlü kıyıdaş devletlerin bulunması ve uluslararası hukuk kurallarından kaynaklanan açıkları kullanarak çıkarları doğrultusunda bölgeye  hakim olma girişimleri olacaktır.  Şüphesiz hakim olma mücadelesi, bölgede çatışmaları beraberinde getirecektir. Bölgede çatışmaları engelleyebilmek ve bilim insanların  çalışmalarına olanak sağlamak adına kıyıdaş devletlerce arktik konseyini oluşturmuştur.

Bölgenin sadece kıyıdaş ülkeler  çıkarları doğrultusunda  hareket etmez  zengin enerji yataklarının varlığı  ve ekonomik  gelişmeye  katkı sağlayacak olan balıkçılık faaliyetleri, Bölge dışı aktörler olarak nitelediğimiz coğrafi olarak Arktika ’da herhangi bir  sınırı olmayan fakat  bölgenin  önemi doğrultusunda  ulus ötesi unsurlardan Avrupa Birliği (AB) ve  üye devletleri, özellikle  Almanya,  İngiltere, Fransa bölgede aktif olarak  yer almaktadır. Asya Ülkeleri başta Çin, Hindistan, Japonya, Güney kore ve  Singapur gibi devletler yer almaktadır (Ateş, 2017).

Arktikya Bölgesindeki Problem Alanları

Yapılan araştırmalar kapsamında küresel ısınmanın etkisi ile birlikte gelecek 20 ila 30 yıl arasında Arktika Bölgesi’nin buzulları büyük oranda erimiş olacağı bilim insanları tarafından öngörülmektedir.  Bu durum Arktika bölgesinde bazı önemli problemlere neden olabilir (Yılmaz & Çifçi, 2013). Bölgeye kıyısı olan devletlerin uluslararası hukuk nezdinde çözüme kavuşturamadığı her sorun bölgede yaşanacak potansiyel bir çatışmanın sinyalini vermektedir.  Nitekim bölgedeki problem alanlarını üç başlık altında değerlendirebiliriz. Bunlardan ilki hammadde kaynakları, ikincisi güvenlik son olarak deniz yollarıdır. Söz konusu problem başlıkları sadece kıyı ülkelerini değil küresel ölçekte etki yaratması muhtemeldir.

Hammadde kaynakları, sanayi devriminden günümüze kadar gelen ve endüstrinin olmazsa olmazı niteliğinde olduğu gibi kömürle başlayan endüstri devrimi günümüzde büyük oranda doğalgaz ve petrol ile devam etmektedir.  Bir vaha niteliği taşıyan Bölgede bulunan enerji kaynakları, kıyıdaş olan beş ülke için önemli olduğu gibi çok uluslu şirketlerin ve bilimsel anlamda çalışma yapmak isteyen kuruluşlarında gözdesi niteliğindedir.

Deniz yolları, tarihsel süreç içerisinde hakimiyet mücadelesinin en yoğun olduğu yerler olmaktadır önceleri coğrafi keşiflerin etkisi ile birlikte denizlerin önemi artmaya başlar nitekim  14. Yy’ da haki olan merkantalist yaklaşımlar ışığında gelişen  ticaret ağı, sanayi devrimi ile birlikte hammadde arayışının artması denizlere hakim olan  devletin gücünün  göstergesi niteliğindeydi. Günümüzde uluslararası sistem değişse de devletlerin denizlerde hakimiyet çabaları değişmemiş ve gelişerek devam etmiştir. Öyle ki Deniz hakimiyet teorileri de devletlerin yönelimleri doğrultusunda oluştuğunu söylemek mümkün olmaktadır.  (deniz hakimiyet teorisini açıkla)

Günümüz şartları ele alındığında enerji dağıtımı, ticari faaliyetler  vb. unsurlar  açısından Denizyolları kullanılmaktadır. Özellikle ülkeler arasında ki enerji kaynaklarının nakliyesinde kullanılmaktadır. Başta petrol ve doğalgaz olmak üzere diğer hidrokarbon ve madenler bu yolla taşınmaktadır (Yenal, 2011). Öyle ki 2018 yılın sonu itibariyle dünya ticaretinin %90’ı deniz yolu ile gerçekleşmektedir (Dünya Ticaretinin%90’ı Deniz Yolu İle Gerçekleşti, 2019).  Dünyanın en önemli deniz yollarından biri Süveyş Kanalı olmakta ve devletlerin ve şirketlerin, Asya ve Avrupa arasındaki ticaret rotasının  vazgeçilmez  parçasıdır. Londra’dan Yokohama’ya Süveyş kanalı üzerinden 21000 km bir mesafe söz konusudur. Fakat bu mesafe kuzey-doğu hattı olan Arktika suları üzerinden yaklaşık 14000 km’ye düşmektedir (Yılmaz & Çifçi, 2013). Ticaret rotaları arasında bulunan söz konusu farklar maliyet zaman tasarrufu göz önünde tutulduğunda Kuzey- Doğu hattının daha çok tercih edilme sebebi olacaktır. Ayrıca geçiş güzergahının bulunduğu coğrafyadaki ülkelerin içerisinde bulunduğu siyasi durumda rotaların belirlenmesinde önemli bir faktör olmaktadır. Ortadoğu ve Afrika bölgelerindeki siyasal istikrarsızlık deniz yollarının güvenliğini tehlikeli kılmaktadır. Bu sebepten dolayı Arktika bölgesi Avrupa’dan Asya’ya yapılan ticaret için daha önemli bir hal almaktadır (Stephani, 2010).   Ticaret yollarının güvenliği de maliyet ve zaman tasarrufu kadar elzem bir unsur olmaktadır. Deniz yolları üzerinde mesafenin kısalması, Asya ülkeleri ile ABD ve Avrupa ülkeleri arasında ticaretin artmasını sağlayacaktır. Güney Kore Denizcilik Enstitüsü 2030 yılında Asya-Avrupa arasındaki ticaretin dörtte birinin bu hattan sağlanacağını öngörüyor (Yıldız, 2013). Ekonomisini idame ettirmek için enerji ihtiyacını ithal eden Çin gibi ülkelerin bu yeni rotayı daha sık kullanmaları söz konusu olacaktır (Gül, 2014).  Arktik hem  hammadde hem de  ticaret yolu olarak  Çin için önem arz etmekte ve bu çıkarlar doğrultusunda  bölgeye  şirketler nezdinde giriş sağlayacaktır.

Şekil 2Ticaret rotası, Kaynak; Ahlenius, H. 2017

Şekil 2: Ticaret rotası, Kaynak; Ahlenius, H. 2017

Şekil-2 de  gösterilen   iki ayrı rota; Birleşmiş Milletler Çevre Programı’ndan Hugo Ahlenius, Rotterdam’dan Seattle’a ve Kuzey Kutbu’ndan Yokohama’ya nasıl gidileceğini gösteriyor. Küresel ısınmanın etkisi ile  eriyen buzların sonucunda Şekil-2 de  görüldüğü üzere yeni ticaret rotası oluşacaktır.  Siyah çizgi ile gösterilen rota, Avrupa- Batı Asya ve Amerika arasında günümüzde kullanılan rota olmakta  kırmızı kesik çizgi ile oluşturulan rota ise Arktik üzerinde  bulunan alternatif rotayı oluşturmaktadır. Şekil 2’in sol tarafında  görüldüğü üzere Kuzeybatı Geçidi’ninkullanılması halinde, Kuzey Amerika’nın batısı ile Avrupa arasındaki mesafe, Panama Kanalı üzerinden giden mevcut rotaya nazaran 7 bin kilometre daha kısa olacaktır (Mundy, 2016). Şekil-2 ‘de  Sağda görüldüğü üzere,  Kuzey Denizi Güzergâhı ise Avrupa ile Kuzeydoğu Asya arasındaki mesafeyi, Süveyş Kanalı’ndan geçen güzergâha nispeten yaklaşık % 40 oranında düşeceği öngörülmektedir (Bekkers, Francois, & Rojas-Romagosa, 2015). Nitekim belirtilmelidir ki  Süveyş kanalı ve çevresinin bulunduğu   bölgenin sahip olduğu siyasi istikrarsızlığı da  göz  önünde bulundurulursa, yeni alternatif rotaların kullanımı  kaçınılmaz olacaktır.

Kuzey Kutup Rotası’nın Rotterdam-Seattle yolunu Panama Kanalı boyunca 9.000 deniz milinden 7.000 deniz miline kadar kesebileceğini tahmin ediyor; Rotterdam-Yokohama rotası Süveyş Kanalı üzerinden 11.200 milden 6.500 mile düşüyor (Arctic Economics, 2008).  Küreselleşmenin tartışmasız yegâne ihtiyacı zaman olmaktadır. Kuzey Kutup rotasının sahip olduğu zaman tasarrufu rotanın  talebini arttırması  kaçınılmazdır. Ticaret kapsamında çalışma yapan  tüm unsurların    temel amacı kar elde etmektir ki, rotalarının, büyük bir konteyner gemisinin seyahat maliyetini 17,5 milyon dolardan 14 milyon dolara düşürebileceğini tahmin ediyor (Arctic Economics, 2008) böylece, Ümit Burnu çevresinde dolaşması gereken daha büyük gemiler için tasarruflar daha da büyük olacaktır. Ticaret yollarının  kar  ve zaman  tasarrufu sağlaması rotanın kullanılma olasılığını arttıracağı gibi güvenlik açısından, rotanın bulunduğu coğrafyanın  yönetim yapısı ve istikrar unsurları da elzem hususlar olmaktadır.

Güvenlik Sorunu

Bölgenin öneminin artması, hammadde ve ticaret yollarının oluşması küresel ısınmaya bağlı olarak ortaya çıkmış olsa da beşerî faktörler dikkate alındığında güvenlik boyutu ile karşılaşmaktayız.  Buzulların erimesi ile birlikte özellikle bölgede yaşayan halk ve   canlıların yaşamları tehlike altında olmakta ve ayrıca bölgede yaşayan canlıların nesli tükenme tehdidiyle karşı karşıya kalmaktadır.  Eriyen Arktika buzul kütlelerine bağlı olarak deniz seviyelerinde artış meydana gelecek ve bu durum da küresel bazda ekolojik, ekonomik ve güvenlik sorunlarını beraberinde getirecektir (Yılmaz & Çifçi, 2013).  Küresel ısınma ile birlikte deniz seviyesinin artması deniz kıyısındaki çoğu yerleşim yerini sular altında bırakabilecektir (Akın, 2006) Nitekim devletler  buzulların erimesi ile birlikte  deniz seviyesinin altında bulunan toprakları nezdinde bir çok çalışma gerçekleştirmektedir. Bu durum bölgede sosyal sorunların meydana gelmesine zemin hazırlayacağını söylemek mümkündür (Yılmaz & Çifçi, 2013)

Bölgenin jeostratejik önemi buzulların erimesi ile doğal kaynakların erişilebilirliği artacak ve birçok enerji şirketi ve devletin bölgeye yönelebilecektir. Buzulların tamamen erimesi durumunda küresel çapta ekolojik, ekonomik ve güvenlik sorunlarını beraberinde getirecektir. Bunun yanında stratejik kaynaklar üzerinde bölgenin aktörlerinin çıkar çatışmasının söz konusu olması bölgede yeniden büyük bir oyunun (great game) ortaya çıkma riskini arttırmaktadır (Yılmaz & Çifçi, 2013). Bölge ilerleyen yıllarda çıkar çatışmalarına sahne olabilecektir.  Örneğin bu durum bölgesel çıkarı olan ve küresel  düzzeyde etki yaratmak adına Rusya için önemlidir. Rusya Ulusal Enerji Stratejisi Belgesi’nde enerji güvenliğinin Rusya devletinin ulusal güvenliğinin en önemli unsuru olarak görülmektedir (Davletov, 2010)

Mevcut durumda  arktik bölgesindeki buzullar, doğal kalkan görevi görmektedir fakat 2040 yılında buzulların büyük bir çoğunluğunun erimesi ile  doğal kalkan ortadan kaldıracak özellikle kuzey sınırı  bağlamında Rusya için tehdit oluşturmaktadır. Jeopolitik önemi artan bölgenin çıkar sahibi ülkeler tarafından askeri yatırımların arttırıldığı bir bölge haline gelme durumu söz konusu olmaktadır ( Kefferpütz & Bochkarev, 2009). Nitekim doğal koruma kalkanının erimesi  muhtemel tehlikeleri de beraberinde getireceği gibi  bölgede hak iddia eden Rusya, ABD ve  Kanada gibi devletler  Büyük Oyuna ayak uydurarak askeri açıdan bölgedeki statikoyu değiştirecektir.

Enerji bağlamında Arktikya

Yaşadığımız yüzyıl içerisinde birçok alanda küreselleşme önem kazanmaktadır.  Devletlerin ikili başat güç yapılanması içerisinde olduğu tek kutuplu yapılanma çok kutuplu sisteme doğru dönüşüm ve değişim içerisindedir. Uluslarası arenada iş birliğine dayalı sistem günümüzde esas alınmış olsa da küreselleşmenin en büyük etkisi devletlerin ticari ilişkiler içerisinde olma durumuna bağlanabileceği gibi, küreselleşmenin tarihsel arka planında coğrafi keşifler ve  sanayi devrimi yatmaktadır. Söz konusu iki olgu ile hammadde arayışı ve sonucunda sömürge yarışı başlamıştır.  Gelişen sanayi için ihtiyaçların karşılanması için enerji kaynakları önemli bir konumundadır sanayide sürekliliği sağlayabilmek adına fosil yakıtlara ihtiyaç duymaktaydı ve bu noktada enerji ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik çalışmalar ve tedarik arayışı hız kesmeden ve gelişerek günümüze kadar gelmiştir (Özdemir, 2012).

Dünya ekonomik ve teknolojik  gelişimini sürdürebilmek adına enerjiye  ihtiyaç duymakta nitekim mevcut durumda Enerji ihtiyacı giderek azalmakla birlikte, keşfi sağlanan yeni enerji alanlarının var olması dünyanın sanayi alanında duraksamasını engellese de enerjinin bulunduğu bölgelerde olası krizin  yaşanmasını engelleyememiştir.günümüzün  enerji vahası diye adlandıracağımız bölgesi 66. Kuzey paraleli ile kuzey kutbu arasında kalan ve toplam alanı 72 milyon kilometrekare ve 9 milyon kilometre karelik kara alanı ile Arktika bölgesidir. Bu bölge aslında okyanus ile çevrili bir kara parçasıdır (Transcript of Arktika , 2014).

Küresel ısınmanın etkisi ile birlikte   bölgenin sahip olduğu enerji kaynakları ve madenler gün yüzüne çıkmaya başladığını söylemek mümkün olmaktadır.  ABD merkezli Kar ve Buz araştırmaları merkezine göre, 1979 yılında bölgede  buzulların kapladığı alan 4.662.000 kilometrekare olarak ölçüm yapılmış ve günümüzde bu alan 2.227.400 kilometrekare olduğu dile getirilmektedir (Transcript of Arktika , 2014). Küresel ısınmanın etkisi ile Yapılan araştırmalar sonucunda dünyada keşfedilmemiş fakat  varlığı teknik araştırmalar sonucu hesaplanan petrol ve doğal gaz rezervlerinin  yaklaşık olarak %30’u Kuzey Kutup Bölgesinde yer aldığı varsayılmaktadır (Yılmaz & Çifçi, 2013).  2008 yılında ABD Jeoloji Araştırma Merkezi (USGS) bölge üzerinde yer alan kaynakların araştırmaları sonucunda, söz konusu alanda 90 Milyar varil petrol, 47 Trilyon metreküp doğalgaz ve 44 Milyar varil doğalgaz sıvısı rezervi bulunduğu kayıtlara geçmiştir (USGS, 2008).  Belirtilen rakamlar 2013 itibari ile kanıtlanmış petrol rezervlerinin yaklaşık olarak %6’ sına denk düşmekte ve dünyadaki kanıtlanmış petrol rezervleri ise 1,7 trilyon varil olmaktadır. Doğalgaz rezervleri doğrultusunda dünyada kanıtlanmış doğalgaz rezervleri 187 trilyon metreküp olmakta ve bölgede bulunan doğalgaz rezervleri dünyada bulunan doğal gazın %25’i yani dörtte birini oluşturmaktadır (Kazokoğlu, 2014) Bulunan rezervlerin ne kadar büyük bir enerji vahasına sahip olduğunu aktarmak için örnekleme yapabiliriz. Bu doğrultuda bölgedeki enerji kaynaklarına dair verilen rakamlar sadece Türkiye’nin petrol ihtiyacını 330 yıl, doğalgaz ihtiyacının ise 1000 yıl karşılayabilecek niteliktedir (Kazokoğlu, 2014). Arktikya Okyanusuna  kıyısı olan devletlerin   keşfedilen enerji bağlamında doğalgaz ve petrol yüzdeleri ise  Rusya’nın sahip olduğu  rezerv; petrol %41, doğalgaz%70’i, ABD (Alaska) sahip olduğu  rezerv; petrol, %28, doğalgaz %14, Danimarka sahip olduğu  rezerv; petrol %18, doğalgaz%8, Kanada sahip olduğu  rezerv; petrol %8, doğalgaz %4, son olarak Norveç sahip olduğu  rezerv; petrol %4 doğalgaz %4 olmaktadır (Petrovic, 2013). Söz konusu rezerviler dünya ihtiyacına uzun bir süre karşılayabileceğini dile getirmek yanlış olmayacaktır.  Uluslararası Enerji Ajansı’nın Öngörülerine göre günümüzde dünyadaki toplam enerji  tüketiminin %80’ninden fazlası fosil yakıtlardan karşılanmaktadır (Kazokoğlu, 2014).  Fosil yakıtların oranları, %35 Petrol, %29 Kömür, %24 Doğalgaz, %6lık dilime sahip olan  iki  kaynak ise, nükleer Enerji ve Hidro elektriktir (Öztürk, 2015).   Söz konusu oranlar büyük bir keşif olmadığı sürece oranlarını koruyabileceğini söylemek mümkün olacaktır bazı kaynaklara göre 2040 yılına kadar  dünya enerji ihtiyacı  fosil yakıtlar için %75 olacağı (Kazokoğlu, 2014) öngörülse de  doğalgaza mevcut durumda talep fazla olmaktadır.

ABD jeoloji Araştırma Kurumu’nun 2008 yılında yapmış olduğu araştırmalar sonucunda bölgedeki keşfedilmemiş hirdokarbon enerji kaynaklarının varlığı, bölgeye yönelik ilgiyi arttırmıştır (Vardar,Tutan & Arpalıer, 2020). Fakat, söz konusu kaynakların %84’ü açık deniz (offshore)  alanda yer almaktadır (Conley, Pumphrey, Toland, & David, 2013)  küresel ısınmaya bağlı olarak yaşanan İklim değişikliği ile birlikte eriyen buzlar, bölgede mevcut bulunan petrol ve doğalgaz rezervlerine erişilebilir hale getirerek özellikle Arktik’e kıyısı olan ülkelerin faaliyetlerini geliştirmesine yarar sağladığını dile getirmek mümkün olmaktadır (Vardar,Tutan & Arpalıer, 2020) ayrıca Kıyı ülkelerine yarar sağladığı gibi  bu ülkelerin bölgede hakimiyet mücadelesine de neden olduğunu da söyleyebiliriz. Kuzey Kutup okyanusu yer altı zenginlikleri bağlamında bölgeye yakın olan beş ülkeyi savaşın eşiğine getirebileceği yönünde uzman görüşleri bulunmaktadır (Gümrükçü, 2015).  Çatışmanın  var olacağına dair  bulgular ve  görüşler olsa da ABD Enerji Enformasyon Bakanlığının Aralık 2011  çalışmasında açıkça , Arktika açık Denizlerdeki Petrol ve gazın çevre şartları  ve devam eden sınır tartışmaları sebebiyle riskleri olsa da potansiyel getirisi çok fazladır (Conley, Pumphrey, Toland, & David, 2013).  Bu bilgiler ışığında devletlerin bölge üzerinde çatışmayı göze aldığını söylemek mümkün olacaktır.

Doğalgaz ve petrolün bölgede dağılımı   devletler arasında krizlere yol açabilmektedir. Çünkü, Arktika ’da bulunan gaz kaynaklarının %63’ü Avrasya’da ve %30’luk oranı ile Petrol kaynaklarının büyük bir kısmı Amerika’da yoğunlaşmıştır (Ateş, 2017).   Enerji kaynaklarının bulunduğu bölgeleri detay olarak değerlendirmek gerekirse, Rusya ve Norveç, Arktika gaz kaynaklarının %72’sine sahip olmakta geriye kalan %28’lik bölüm ise ABD, Kanada ve Grönland’da bulunmaktadır (Toker, 2014). Bölgede  en fazla doğalgaz ve petrol rezervi Rusya’da olmakta,  sahip olduğu kazanılabilir Petrol ve doğalgaz rezervi 500 milyon varili aştığı söylenmektedir (Toker, 2014). Bu durum bölgede güç unsuru olduğunu söyleyebiliriz. Bölgedeki enerji kaynaklarının beşte birini ABD sınırlarında olsa da dünyadaki doğalgaz tüketiminin %20sinin ithalatçısı konumunda olsa da son dönemde Kaya odaklı petrol ve doğalgaz üretiminde dışa bağımlılığını minimum düzeyde tutabilmek için yeni kaynaklara muhtaç durumundadırlar (Kazokoğlu, 2014). Bölgede sadece  devlet unsuru söz konusu değil araştırma ve  sondaj faaliyetleri konusunda  Arktik bölgesinde  çalışma yapan şirketler bulunmaktadır  ki şirketlerin menşei Çin olmaktadır ( Johnston, 2010). Bölgede enerji kaynakları ortaya çıkması ile birlikte Çin bölge devletleri ile ticari anlaşmalar yapmıştır  (China – Iceland FTA, 2019).

Enerji vahası olarak dile getirilen Arktik bölgesinin sahip olduğu enerji Dünyanın üç yıllık ihtiyacını tek başına sağladığı iddia edilmekte ve enerji kaynaklarının %80’inden fazlasının açık denizde olması nedeni rezervlere ulaşmasını engellemektedir (Howard, 2009)

Uluslararası sistemdeki Aktörler ve Enerji Politikaları

Uluslararası arena, günümüz şartları ele alındığında daima anarşik yapıdadır. Anarşik yapılanmanın düzenini sağlamak adına bölgesel ve Uluslararası nitelikte Örgüt yapılanmaları söz konusu olmaktadır. Oluşan anlaşmazlıklar Uluslararası hukuk nezdinde veya ulus üstü organlarla çözüm sağlanmaktadır. Uluslararası Arenada Aktörlerin Bölgeye yönelik Politikalarını ve bölgeyi kapsayan ilişkileri açısından üç  bölümde incelemek mümkün olacaktır (Vardar Tutan & Arpalıer, 2020). Öncelikle ”Arktik Beşlisi” olarak  Arktik Okyanusu’na doğrudan Sınırı olan bölge üzerinde hak iddia eden Rusya Federasyonu, ABD, Kanada, Norveç ve Danimarka (Grönland ve Fareo Adaları)’dan oluşan aktörler  etkin konumda yer almaktadır. Ayrıca Arktik Konseyi Üye Devletleri de bölge üzerinde hak arayışı içerisindedir (Kullik, 2012) Sahip olduğu kaynaklar  söz konusu olduğunda Arktikya’ya sınırı olan devletlerin  bölgede hak iddia etmeleri  kaçınılmaz olmuştur.

Bölgede ortak çalışma alanı yeni oluşturulmuş olsa da 20. Yy itibari ile bölgede kıyıdaş ülkeler  güç mücadelesi için çalışmaya başlamışlardır. 1930’lu yıllarda Arktika  Bölgesi askeri açıdan dikkatleri üzeri çekmeye başlayarak ilk girişimler SSBC ve ABD tarafından başlatılmıştır. SSCB  bu doğrultuda “kapitalist dış dünyadan” gelebilecek tehlikeleri etkisiz kılabilmek adına Arktika’daki egemenlik alanları için  hızlı bir şekilde  sanayileşmeye başlamıştır (Yıldız & Çelik, 2019).Sanayileşmenin yanı sıra  bölgede yerleşim yerleri oluşturularak   çalışma  alanları oluşturularak  bölgesel kalkınma  hedeflenmekteydi SSCB için Kapital sistemin tehditlerini  etkisiz kılmak için sanayileşme  kadar yerleşim yerlerine  beşer unsurların  yerleştirilmesi de önem arz etmekteydi.  Bölgeye yerleştirilen ilk nüfus, Gulag mahkumlarıydı  ve her meslek grubuna sahip insanlar ile bölgede yürütülen çalışmalarda aktif rol almaktadır. Diğer bir yandan Kanada ve ABD de bölgede askeri çalışmalar gerçekleştirdi (TASS, 2014).  Arktik Bölgesi ikinci Dünya Savaşı Sırasında Almanya’ya  karşı kullanılan stratejik bölge konumundadır (Yıldız & Çelik, 2019).  Bu doğrultuda ABD ve İngiltere’nin SSCB’ye gönderdiği yardımların büyük bir çoğunluğu Arktik Okyanusundan Taşınmıştır (Suprun, 2000).

İkinci Dünya savaşı ile birlikte bölgenin jeo stratejik önemi ABD ve SSCB arasındaki güç mücadelesine sahne olmuş ve Askeri açıdan bölgenin önemi artmakta ve olası çatışmaların merkezi konumunda yer alabileceğini dile getirmek mümkün olmaktaydı. ABD, Grönland ve İzlanda üzerine Askeri Üsler inşa etmiş  ve DAW- Line adı verilen Radar sistemlerini  bölgede kurmuştur (Surenkov, 2012) ABD stratejisi açısından bölgeye hakim olmak ve SSCB girişimini engelleyebilmek adına  bölge üzerinde radar sisteminin bulunması gerekli  caydırıcı bir unsur olduğunu söylemek mümkündür.

Soğuk Savaş dönemi boyunca Bölgede SSCB ve ABD  etkin olarak  güç mücadelesine girmiş olsa da 1980’li yıllarla  birlikte Sovyet Rusya   yaşadığı  ekonomik çalkantılar nedeni ile  bölgedeki hakimiyeti azalacaktı. Giderek derinleşen Söz konusu krizler, Sovyet lideri Gorbaçov’u bölgeye  ve uluslararası arenaya yönelik daha  barışçıl  ve  bloklaşmayı  sona erdirmeyi amaçlayan uzlaşıcı bir politika izlemeye yöneltmiştir (Prohorov, 1970). 1987 yılında Gorbaçov, Çok taraflı iş birliği çerçevesinde bölgedeki sorunların barışçıl çözümüne yönelik çağrısı ile bölgenin “ barış bölgesi “ olabileceğini açıklamıştır (Golodnov, 1988).  Soğuk savaşın bitmesi ile birlikte Arktik bölgesinde  İki devletin etkinlik düzeyi minimal düzeyde kalmış, bilimsel çalışmalara ağırlık verilmiştir. 21. yy’da Küresel ısınmanın etkisi ile  eriyen buzullar ve yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan devasa enerji  kaynakları, bölgeye ilgiyi tekrar alevlendirmiştir.

Rusya Federasyonu’nun Artika Stratejisi

Artik bölgesinin jeo stratejik önemi içerisinde bulunduğumuz yüzyıl içerisinde artmaktadır. Küresel ısınmanın etkisi ile eriyen buzulların altında bulunan doğal kaynaklar ve ticaret yolunun kullanılmaya başlanması bölgede yeni bir çatışma alanı olarak ilerleyen yıllarda karşımıza çıkacaktır. Siyasi açıdan bakıldığında Arktika Bölgesi’nde hak iddia eden ‘‘Arktik Sekizi’’ olarak adlandırılın sekiz ülke bulunmaktadır  (Yılmaz & Çifçi, 2013).. ‘‘Arktika Beşlisi’’ denen ABD, Rusya, Kanada, Norveç ve Danimarka (Grönland)’dan oluşan beş ülkenin Arktikle doğrudan sınırı bulunmaktadır. İsveç, Finlandiya ve İzlanda gibi ülkelerin doğrudan sınırı olmamakla birlikte Arktik Konseyi üyesi ülkelerdir (Kullik, 2012).  Bölgenin siyasi, ekonomik ve sahip olduğu stratejik öneminin statükosunu korumak amaçlı  bir  örgüt yapılanması  olsa da  bölge üzerinde  özellikle kıyıdaş devletler çıkarları  kapsamında hem askeri hem de ekonomik çalışmalar gerçekleştirmektedir.

Rusya’nın bölgeye kıyısı bulunmakla ve stratejik önemi bulunmaktadır Tarihsel perspektifte bir güç olan Rusya, fiziksel konumunun sonucu olarak Kuzey Kutbu ile ilgili konularda baskın bir güç olmaktadır (Gunitskiy, 2008).  Nitekim Rusya sahip olduğu gücün farkında olmakta ve bölgede her daim var olmakla  askeri unsur olmaktan kaçınmamaktadır. Bölgede kullanılabilir durumdaki hidrokarbon enerji rezervlerinin büyük bir bölümüne sahip olan Rusya’nın bu avantajları nedeniyle önemli bir oyuncu olması, tarafların sorunların çözümüne dair Rusya-dışı alternatiflerden kaçınmasını gerekli kılmaktadır (Dal, 2020). Rusya’nın bölgedeki stratejisinin diğer bölgelerdeki stratejik çalışmaları göz  önüne alındığında  farklılıklar mevcut olmakta, bölgedeki stratejisi  salt ulusal güvenliğe dayalı anlayıştan, saldırgan ve revizyonist davranıştan uzak bir strateji belirlemeye çalıştığı izlenimi oluşturma yönelimine sahip olmaktadır (Byers, 2009).

Rusya’nın Kuzey bölgelerine ilgisi 1910 yılında donanmasını keşif amaçlı olarak bölgeye göndermesiyle başlamıştır (Yılmaz & Çifçi, 2013). 1926’da Sovyet yönetimi tek taraflı bir kararla Arktika Bölgesi ile birlikte yeni devlet sınırlarını çizmek için bir araya gelmiş, Sovyetler Birliği Kuzey Kutbu ile Bering Boğazı ve Kola yarımadası arasındaki 5842 km²’lik bölümde hak iddia etmeye başlamıştır (Gül, 2014).  Bu yıllarda bölgenin enerji vahası olduğu ortaya çıkmamaktadır. Özellikle Soğuk Savaş Dönemi göz önüne alınırsa ABD- SSCB rekabetinin bölgedeki yansıması olarak nitelendirilebilir. Böylelikle Rusya’nın (Sovyet) keşif çalışmalarının yeni yerlerde hakimiyet oluşturma çabaları olduğunu dile getirmek mümkün olmaktadır.

Rusya için, okyanus kıyılarının yüzde 65’ine sahip olduğu Arktik bölgesi hayati önem arz ediyor. Bölgede bulunan kaynakların yaklaşık yüzde 80’i Rusya’ya ait bölgede bulunuyor (Sağsen, 2019). Bu nedenle Rusya bölge üzerindeki sınır tanımlamasını sahip olduğu coğrafyanın önemine bağlı olarak, Arktika sınırları, “Kuzey Rusya’nın Bölgelere Ayrılmasına İlişkin Rusya Federasyonu Kanun Tasarısında” beyan etmiş (Protection Of The Arctıc Marine Environment Working Group , 2009).  Söz konusu sınırlar;

“Arhangelsk Bölgesi yerel yönetimleri, Murmansk bölgesi içerisinde: Peçenga yöresi, Kolsk yöresi, Lovozersk yöresi, Severomorsk yerel yönetimi tarafından yönetilen alan ve Zaozersk, Skalitsiy, Snejnogorsk, Ostrovnoy’un kapalı idari bölgesel varlıkları ve idari açıdan Polyarni şehrine bağlı olan nüfus merkezleri, Nenets otonom ulusal bölgesi – tüm sınırları, Komi Cumhuriyeti içerisinde – Vorkuta şehri ve idari olarak ona bağlı alanlar, Yamal-Nenets otonom milli bölgesi içerisinde; Priural, Tazov ve Yamal yöresi, Salehard ve Labitnang yerel yönetimleri tarafından yönetilen sınırlar, Taymir (Dolgan-Nenets otonom bölgesi) – tüm sınırları, Krasnoyarsk bölgesi içerisinde – Norilsk yerel yönetimi tarafından yönetilen alanlar, Saha Cumhuriyeti içerisinde: Allayhov, Anabar, Bulun, Nijnekolim, Olenek ve Ust-Yan bölgesi, Çukçi otonom milli bölgesi – tüm sınırları,  Koryak otonom bölgesi içerisinde – Olutor yöresinden müteşekkildir.”   (Ateş, 2017).

Şekil 3 Arktika Bölgesinde Anlaşmazlıklar ve Hak İddia Eden Ülkeler (www.scilogs.de)

Şekil 3 Arktika Bölgesinde  Anlaşmazlıklar ve Hak İddia Eden Ülkeler (www.scilogs.de)

Arktika’ya sınırı olan devletlerin çıkarları bölgedeki mevcut önemli kaynaklardan ötürü giderek büyümektedir (Yılmaz & Çifçi, 2013). Şekil-3’te görüldüğü gibi ABD, Danimarka, Kanada, Norveç ve Rusya Arktika bölgesinde hak iddia eden belli başlı ülkelerdir (Gebhardt & Ingenfeld, 2011).

Rusya Federasyonu’nun Artika Stratejisi

Artik bölgesinin jeo stratejik önemi içerisinde bulunduğumuz yüzyıl içerisinde artmaktadır. Küresel ısınmanın etkisi ile eriyen buzulların altında bulunan doğal kaynaklar ve ticaret yolunun kullanılmaya başlanması bölgede yeni bir çatışma alanı olarak ilerleyen yıllarda karşımıza çıkacaktır. Siyasi açıdan bakıldığında Arktika Bölgesi’nde hak iddia eden ‘‘Arktik Sekizi’’ olarak adlandırılın sekiz ülke bulunmaktadır  (Yılmaz & Çifçi, 2013).. ‘‘Arktika Beşlisi’’ denen ABD, Rusya, Kanada, Norveç ve Danimarka (Grönland)’dan oluşan beş ülkenin Arktikle doğrudan sınırı bulunmaktadır. İsveç, Finlandiya ve İzlanda gibi ülkelerin doğrudan sınırı olmamakla birlikte Arktik Konseyi üyesi ülkelerdir (Kullik, 2012).  Bölgenin siyasi, ekonomik ve sahip olduğu stratejik öneminin statükosunu korumak amaçlı  bir  örgüt yapılanması  olsa da  bölge üzerinde  özellikle kıyıdaş devletler çıkarları  kapsamında hem askeri hem de ekonomik çalışmalar gerçekleştirmektedir.

Rusya’nın bölgeye kıyısı bulunmakla ve stratejik önemi bulunmaktadır Tarihsel perspektifte bir güç olan Rusya, fiziksel konumunun sonucu olarak Kuzey Kutbu ile ilgili konularda baskın bir güç olmaktadır ( Gunitskiy, 2008).  Nitekim Rusya sahip olduğu gücün farkında olmakta ve bölgede her daim var olmakla  askeri unsur olmaktan kaçınmamaktadır. Bölgede kullanılabilir durumdaki hidrokarbon enerji rezervlerinin büyük bir bölümüne sahip olan Rusya’nın bu avantajları nedeniyle önemli bir oyuncu olması, tarafların sorunların çözümüne dair Rusya-dışı alternatiflerden kaçınmasını gerekli kılmaktadır (Dal, 2020). Rusya’nın bölgedeki stratejisinin diğer bölgelerdeki stratejik çalışmaları göz  önüne alındığında  farklılıklar mevcut olmakta, bölgedeki stratejisi  salt ulusal güvenliğe dayalı anlayıştan, saldırgan ve revizyonist davranıştan uzak bir strateji belirlemeye çalıştığı izlenimi oluşturma yönelimine sahip olmaktadır (Byers, 2009).

Rusya’nın Kuzey bölgelerine ilgisi 1910 yılında donanmasını keşif amaçlı olarak bölgeye göndermesiyle başlamıştır (Yılmaz & Çifçi, 2013). 1926’da Sovyet yönetimi tek taraflı bir kararla Arktika Bölgesi ile birlikte yeni devlet sınırlarını çizmek için bir araya gelmiş, Sovyetler Birliği Kuzey Kutbu ile Bering Boğazı ve Kola yarımadası arasındaki 5842 km²’lik bölümde hak iddia etmeye başlamıştır (Gül, 2014).  Bu yıllarda bölgenin enerji vahası olduğu ortaya çıkmamaktadır. Özellikle Soğuk Savaş Dönemi göz önüne alınırsa ABD- SSCB rekabetinin bölgedeki yansıması olarak nitelendirilebilir. Böylelikle Rusya’nın (Sovyet) keşif çalışmalarının yeni yerlerde hakimiyet oluşturma çabaları olduğunu dile getirmek mümkün olmaktadır.

Rusya için, okyanus kıyılarının yüzde 65’ine sahip olduğu Arktik bölgesi hayati önem arz ediyor. Bölgede bulunan kaynakların yaklaşık yüzde 80’i Rusya’ya ait bölgede bulunuyor (Sağsen, 2019). Bu nedenle Rusya bölge üzerindeki sınır tanımlamasını sahip olduğu coğrafyanın önemine bağlı olarak, Arktika sınırları, “Kuzey Rusya’nın Bölgelere Ayrılmasına İlişkin Rusya Federasyonu Kanun Tasarısında” beyan etmiş (Protection Of The Arctıc Marine Environment Working Group , 2009).  Söz konusu sınırlar;

“Arhangelsk Bölgesi yerel yönetimleri, Murmansk bölgesi içerisinde: Peçenga yöresi, Kolsk yöresi, Lovozersk yöresi, Severomorsk yerel yönetimi tarafından yönetilen alan ve Zaozersk, Skalitsiy, Snejnogorsk, Ostrovnoy’un kapalı idari bölgesel varlıkları ve idari açıdan Polyarni şehrine bağlı olan nüfus merkezleri, Nenets otonom ulusal bölgesi – tüm sınırları, Komi Cumhuriyeti içerisinde – Vorkuta şehri ve idari olarak ona bağlı alanlar, Yamal-Nenets otonom milli bölgesi içerisinde; Priural, Tazov ve Yamal yöresi, Salehard ve Labitnang yerel yönetimleri tarafından yönetilen sınırlar, Taymir (Dolgan-Nenets otonom bölgesi) – tüm sınırları, Krasnoyarsk bölgesi içerisinde – Norilsk yerel yönetimi tarafından yönetilen alanlar, Saha Cumhuriyeti içerisinde: Allayhov, Anabar, Bulun, Nijnekolim, Olenek ve Ust-Yan bölgesi, Çukçi otonom milli bölgesi – tüm sınırları,  Koryak otonom bölgesi içerisinde – Olutor yöresinden müteşekkildir.”   (Ateş, 2017).

Şekil 4 Rusya Federasyonu’nun Arktika Sınırları Kaynak; (Honneland & Jorgensen, 2005)

Şekil 4 Rusya Federasyonu’nun Arktika Sınırları Kaynak; (Honneland & Jorgensen, 2005)

2000’li yıllardan itibaren bölgenin önemi arktika beşlisi dediğimiz devletler için artmaktadır. Bölge devletleri arasında askeri ve ekonomik açıdan bölgesel çalışma ele alan ve caydırıcılık gücünü etkin kullanmaya çalışan devletin Rusya olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.Rusya Sınırlarını belirlemek adına ilk girişimi “Sovyet Rusya  1997 yılında BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni (BMDHS) onaylayan Rusya, 2001 yılında kıta sahanlığını genişletme amacıyla BM’ye başvuran ilk ülke olmuş, başvuruda münhasır ekonomik bölgenin 200 milin ötesine doğru genişletilmesini talep etmiştir” (Dal, 2020). Uluslararası arenada, Arktika Okyanusu’nun neredeyse yarısını hedefleyen bu iddiayı kınadı. Rusya’nın talebi, Kuzey Kutbu boyunca uzanan ve asıl petrol ve zengin gaz stoklarını barındıran 1.200.000 km karelik Lomonosov ve Alpha-Mendelev sıradağlarını kapsamaktadır (Jarashow, Runnels, & Svenson, 2006). Rusya Münhasır ekonomik bölgesini bu belirttiği şekilde gerçekleştirirse   bölgenin yaklaşık olarak %48’lik bölümüne sahip olacaktır. Rusya’nın girişimlerine karşı uluslararası toplumda tepkiler devam ederken, 2007 yılında Rusya Lomonosov Sırtı’nın Sibirya topraklarının doğal uzantısı olduğunu ispatlamak için bölgede araştırmalar yaptı (Østerud & Hønneland, 2014). Araştırma sırasında Temmuz 2007’de  bölgenin 4200 metre derinliğine titanyum kaplamalı Rus bayrağı dikilmiştir ( Kefferpütz & Bochkarev, 2009). Bu bayrak dikme olayı uluslararası arenada tartışmaların artmasına neden olmuştur. Arktik Bölgesi’ne sınırı olan ya da olmayan birçok devlet RF’nin söz konusu girişiminin hukuki bir karşılığının olmadığını vurgulamışlardır (Yılmaz & Çifçi, 2013). Rusya Federasyonu’nun Arktika’ya yönelik stratejisi, Dimitri Medmedev tarafından 2008 yılında açıklanmış ve Resmi Gazetede yayınlanmıştır. (Medmedev, 2008). “Rusya Savunma Bakan Yardımcısı General Arkadiy Bahin’in 2013 yılında yaptığı bir açıklamada bölgenin Rus toprağı olarak görüldüğü açıkça ifade edilmiştir.“

Politik çerçevenin dışında, Rusya Arktik bölgesinde askeri varlığını sürdürebilmektedir. Rusyanın  bölgedeki askeri varlığı  bölge ülkeler  ve AB üye ülkeleri için tehdit teşkil etmektedir. “Norveç, kendi sınırına sadece 37 mil (60 km) uzaklıkta bulunan Murmansk’taki Zapadnaya Litsa Deniz Üssü merkezli Rus askerinden rahatsız olmaktadır” (Kırıkkanat, 2019). “Rusya, ülkesinin Kuzey sınırlarını güvenlik bağlamında en hassas bölgeler olarak algılamaktadır. Bundan dolayı bölgede var olan askeri birliklerini her an herşeye hazır olma vaziyetinde tutma gayretindedir. Özellikle gelecekte bölgedeki yeraltı kaynaklarına dayalı rekabetin yaşanması durumunda Kuzey Atlantik İttifakı’nın üyeleri olan ABD, Kanada ve Danimarka’ya karşı askeri varlığını her an hazırda tutması gerektiğini varsaymaktadır” (YDYRYS, 2017). Bu doğrultuda Arktik bölgesinde temel askeri amacı, üs kurmaktır.  Rusya Savunma Bakan Yardımcısı General Arkadiy Bahin’in 2013 yılında yaptığı bir açıklamada bölgenin Rus toprağı olarak görüldüğünü, “Oraya gittik daha doğrusu oraya ebediyen geri döndük. Çünkü burası gerçek Rus toprağı ve Kuzey Filosunun gerçekleştirdiği görevler Rusya Federasyonu Devlet Başkanı ve Savunma Bakanı’nın tüm Kuzey ve Arktika Bölgesi Deniz Yolunun geliştirilmesi ve iyileştirilmesi görevlerinin ilk bölümüdür” diyerek  açıkça dile getirmiştir (Kavas, 2013).

Rusya’nın bölge üzerinde hakim olma çabaları askeri açıdan sadece üs kurmak için  çaba sarf etmez enerji alanında ve ticaret yolları oluşturmak amacıyla da bölgede girişimleri söz konusudur. Bu doğrultuda sadece hammadde arayışı yoktur. “Her biri 35 megavat kapasiteli iki reaktörden oluşan Akademik Lomonosov, yaklaşık 100 bin kişilik bir yerleşimin enerji ihtiyacını karşılayabilecek kapasiteye sahip bulunuyor.” (Yüksel, 2019)  Bölgede yaşayan  halkın elektrik ve enerji ihtiyacını karşılayabilmek için Akademik Lomonosov’u yani yüzen elektrik enerjisini bölgede aktif olarak kullanmaktadır. “Dünyanın ilk yüzer nükleer güç santrali “Akademik Lomonosov” sağlayacağı enerjiyle bulunduğu bölgenin ve Rusya’nın Kuzey Kutbu kıyısı boyunca uzanan nakliye rotası “Kuzey Deniz Hattı” projesinin kilit altyapı parçası olması bekleniyor.” (Yüksel, 2019)  bölgede  bulunan  rüzgar enerjileri türbinleri olsa da   nükleer santral %90 kapasiteyle yaklaşık olarak 3 katı kapasite ile hizmette kalabilecektir.

Rusya’nın bölgedeki askeri, ekonomik ve enerji alanlarındaki başarısı, sahip olduğu jeostratejik konum ile desteklenmektedir  bağlı bulunduğu coğrafya şuan için  buzullarla kaplı olsa da  eriyen buzulların etkisi ile birlikte oluşacak rota dünya için  hem yeni bir soluk olacak hem de Rotanın geçtiği ve  Rusya’ya ait arktik bölgenin kullanıldığı deniz alanı, Çin, Rusya ve Avrupa arasında yeni bir stratejik ticaret rotasının doğmasının da önünü açacaktır ( Sohtaoğlu, 2019).

Ticaret yollarının güvenliği hem ticari faaliyet sağlayan devletler hemö de çok uluslu şirketler için hayati öneme sahip olmaktadır. “Rusya Devlet Nükleer Enerji Kurumu (Rosatom), son yıllarda Aden Körfezi’nde meydana gelen korsanlık olaylarına atıfta bulunarak, korsanların olmadığı ve güvenlik gerekçesini ileri sürerek söz konusu rotanın kullanılmasını destekliyor ve teşvik ediyor.” ( Sohtaoğlu, 2019) Rusya Arktik bölgesi üzerin buz kırıcı devasa gemileri kullanarak yılın 10 ayı yeni ticaret rotası oluşturmakta ki bu hususta bölgede Çin’e bağlı buz kıran gemilerinin olduğunu söylemek mümkün olmaktadır. Ticaret  gemileri, rotayı kullanırken  Rus hükümetine bağlı Kuzey Denizi Yolu İdaresi’nden izin almaları gerekmekte böylece bölgenin hakimiyetini Rusya sağlamış olarak görülüyor olsa dahi gerçekleşen olaylar ışığında  değerlendirme yapmak gerekirse, yeni çatışma alanının ve uzlaşmazlıkların habercisi olmaktadır ve bölgede Rusya’nın nüfuz etme girişimlerine karşı, her çatışma alanında olduğu üzere bu bölgede de ABD girişimlerinden söz etmek gerekmektedir.

 ABD’nin Arktik Stratejisi

Arktik bölgesi, devletlerin çıkar mücadelesine sahne olmakta ve ABD’nin bölgeye kıyısı bulunurken Rusya ile kıyıdaş konumdadır. İki devlet arasındaki uyuşmazlıklar ve çıkar çatışmaları sadece Soğuk savaş döneminde değil günümüzde de birçok bölgede devam etmektedir. ABD’nin bölgede kıyıdaş olması yani Arktik vahasına giriş biletini 1987 yılında Alaska’yı alması ile sağlamıştır. (Sağsen, 2019). ABD’nin Hegoman güç olma amaçlarını gerçekleştirmek için dünyanın birçok bölgesinde “dünya Jandarması” (Kissinger, 1969)rölünü üstlendi. Geçmişte ve günümüzde bir çok bölgede başat güç olabilmek adına girişimlerde bulunan ABD, Önce bölgeye hakim olabilmek adına politika belirleyerek Doktrin hazırlayarak strateji belirlemektedir. Gelecek dönemlerde Arktik Bölgesine hâkim olabilmek için birçok diplomatik ve stratejik hamle gerçekleştirmektedir.  2008 yılında yayınlanan ABD ulusal güvenlik dokümanında “ABD’nin askeri ve ticari gemilerinin Arktik Okyanusunda ki seyir serbestîsinin korunmasına yönelik direktif vermiştir”. Bu yaşananlar ABD’nin de en az Rusya kadar bu bölgeyi odak noktası seçtiğini ve haklarını korumaya bölgede başat güç olarak üstünlük kurmaya yönelik çalışmaların yapılacağını  göstermektedir ABD, 2009 yılında Birleşik Devletler Arktik Politikası” belgesi ile Arktika bölgesi için politikasını belirlemiştir. (Sağsen, 2019). ABD, Rusya’nın Lomonosov bölgesinde diktiği sembolik bayrağa sert tepki göstermiştir. Nitekim, ABD’nin bölgede hegoman olma mücadelesi Rusya Tarafından engellenmeye çalışılmaktadır. ABD, bölgede gemi bulundurma konusunda bölgeye hakim olmamaktadır. ABD’nin bu olaya tepkisi diplomasi alanında kalmayıp 2008 yılında Alaska’da 12 günlük geniş çaplı bir tatbikat düzenlemiştir. Bu tatbikatta 120 uçak ve birkaç savaş gemisi kullanılmıştır. (Kavas, 2013) Örneğin, Rusya 2019 yılının Mart ayında bölgeden geçiş yapacak ülkelerin ve şirketlerin gemi ve taşıdığı yük kapsamında 45 gün önceden bildirmesine yönelik bildiriyi deklare etti. (Kırıkkanat, 2019) ABD Rusya’nın bildirisine kınama ile karşılık vermiş olmaktadır. 2013 yılında Arktik Bölgesi için Ulusal Strateji Belgesi oluşturularak önceliklerini güncellemiştir. (Sağsen, 2019)

Arktika Bölgesi’nin kaynaklarının yarısı Rusya’nın beşte biri ise ABD’nin egemenlik alanında yer almaktadır. Söz konusu kaynaklar Rusya’nın Petrol ve Doğalgaz ithalatında   dünya devi konumuna getirmektedir(Melnikov, 2017) Arktika bölgesinin önemi artarak devam ederken iki devlet arasındaki uyuşmazlıklar artarak devam edecektir. Rusya, ABD’ye kıyasla Arktik bölgesinde sahip olunan topraklar açısından daha fazla yüz ölçümüne sahip olmaktadır. Bu durum bölgede söz sahibi olmak adına ABD için hayati öneme sahip olmaktadır. Nitekim bu hususla alakalı olarak Grönland’a yönelik günümüzde ilgi artmaktadır. “ABD Başkanı Trump’ın buzullarla kaplı adayı satın almak istediğine dair haberlerle Grönland bir anda uluslararası gündemin ilk sırasına yerleşti. Başta pek de ciddiye alınmayan ve Trump’ın “olağan dışı” taleplerinden biri olarak değerlendirilse de ABD Başkanı’nın adayı gerçekten satın almak istediğinin anlaşılmasıyla ciddiyet kazandı.” (A.A, 2019)

ABD’nin Arktik bölgesine olan ilgisi, zaman içerisinde değişiklik göstermekte, artarak devam etmektedir.  Bu süreci iki döneme ayırabiliriz. “ABD’nin 1982 BMDHS’yi( Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi)  imzalamasına rağmen sözleşmenin Senato’da kabul edilmemesi, ABD’nin bölgedeki birçok haktan mahrum kalacağı yönündeki tartışmaları beraberinde getirmiştir” (Vardar,Tutan & Arpalıer, 2020). 1982 yılında imzalanan BMDHS’ ye imza atmayan tek ülke olsa da, kıta sahanlığını genişletmek ve 200 deniz mili olan kıta sahanlığı kuralını işletmek konusunda Rusya kadar hakimiyet girişiminde değildir. (Dal, 2020) BMDHS’nin ilgili 76. maddesi uyarınca, kıta sahanlığını genişletmek konusunda bilimsel kanıtlar bulmak üzere araştırmalarına devam etmektedir. (Kazokoğlu, 2014) Amerika Birleşik Devletleri’nde Arktika Bölgesi’ne karşı ilginin büyümesinin temel nedeni ise petrol şirketlerinden dolayıdır. (Yılmaz & Çifçi, 2013). Amerika Birleşik Devletleri’nin Arktika bölgesinin Kara parçası  üzerinde, Ortadoğu’da olduğu gibi hegoman yapıya sahip olmamakta, yine bu bölge üzerinde bulunan  deniz ve ticaret yollarında  Cebelitarık, Süveyş Kanalı, Kızıl Deniz, Bab-ül Mendep ve Güney Çin denizinde olduğu gibi askeri üs veya savaş gemisi bulunduramamakta ve ticari piyasaları da Rusya kadar hakimiyeti söz konusu olmamaktadır.  Bölgesel dinamikler sahip olunan kıyı şeridi ve bölge devletlerinin sınırları içerisinde yer alan doğal kaynaklar açısından bakıldığında özellikle ABD Rusya ile çıkar çatışması içerisine girmekte ve iki devletin birbirine karşı uyguladığı yumuşak güç unsuru bölgede hâkim olmaktadır.

ABD’nin siyasetinde Petrol şirketlerinin etkisinin olmasının kaçınılmaz sonucu olarak  ABD’nin enerji alanında önemli rol oynamaktadır. Artik bölgesinde enerji şirketleriekseninde bölge ülkeleri ile iş birliği anlaşmaları oluşturarak bölgede hakimiyet kurmayı amaçlamaktadır. Örneğin, 2011 yılında Rus Rosneft şirketi ile ABD Exxon Mobil şirketi arasında ortak çalışmalar yapma ve teknoloji paylaşımı konusunda stratejik iş birliği anlaşması oluşturulmuş1 yıl sonra, Sibirya ve Arktikte ortak keşif çalışmaları için mutabık kalınsa da Ukrayna Krizi nedeniyle anlaşma uygulamaya geçememiştir (Howard R. , 2009). ABD böylece Askeri alanda genişleme siyasetini Enerji alanında genişleterek bölgede  baskın bir karakter olarak ilerleyen süreçte karşımıza çıkacaktır.

Rusya’nın Bölgede ABD’den fazla toprağa sahip olması ve bu hususla alakalı olarak ABD’den çok söz sahibi olması Grönland’ı odak noktası haline getirmiştir. Nitekim bu doğrultuda ABD hem bölgede etken olması hem de Kuzey Amerika’nın güvenliğini sağlayabilmek adına önem arz eder. Arktik bölgesinin güvenliği konusunda ABD hem askeri hem de diplomasi alanında çalışmalara geç kalmış olsa da bölgeye hakim olabilmek adına Rusya’ya karşı bölgesel ve ulus üstü yapılanmalar ile işbirliği kurması kaçınılmaz olacaktır.

Kanada’nın Arktik Stratejisi

Kanada, Rusya’dan sonra Kutup bölgesine sınırı en fazla olan ikinci devlettir. Ekonomik açıdan dünyanın en iyi 10. Ekonomisi olmakta ve G-7 ve G-20  üyesi olmaktadır. Kanadanın en önemli ticaret ortağı ise, ABD, Çin ve Meksika’dır. (Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı)  Ekonomik güç olarak, son yüz yıl içinde imalat, madencilik ve hizmet sektörlerindeki büyüme Kanada ekonomisinin lokomotifi olmuş; kereste ve petrol ön plana çıkmıştır. Ülke, net enerji ihracatçısı konumundadır günümüzde. Enerji bağlamında Kanada, dünyadaki doğalgazın büyük bir bölümüne Sahip olmaktadır. Alberta ve Arktik içindeki Nuravut bölgeleri büyük petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahiptir.

Kanada’nın Arktik Stratejisi ve bölge üzerinde uyguladığı politikalar, diğer bölge devletlerinde de olduğu gibi değişim yaşanmıştır. Bölgenin öneminin küresel ısınmanın etkisi ile olsa da Kuzey Kutup içerisinde Kanada’nın sahip olduğu toprakların %40’ını kapsaması ve 200.000’den fazla insanın yaşadığı ve söz konusu nüfusun yüzde ellisinden fazlasının kendi halkı olması nedeni ile (Government of Canada, 2019) Kanada soğuk savaş döneminde de Sovyet tehdidine karşı  bölgede askeri düzeyde bulunduğunu söylemek mümkün olmaktadır. Soğuk Savaş sonrası dönemde ise küresel ısınmanın etkisi nedeniyle Kanada askeri faaliyetlerin yanı sıra küresel ısınma tehdidine karşı bölge nüfusu ve ekolojik düzeni korumaya yönelik çalışmaları da mevcut olmaktadır. Bu doğrultuda Kanadanın bölge politikasını iki dönemde yani soğuk savaş dönemi ve küresel ısınmanın en yoğun yaşandığı günümüz şeklinde ele alabiliriz. (Vardar,Tutan & Arpalıer, 2020) Kanada için, “Kuzey Kutbu, Kanada’nın ulusal kimliğinin, refahının, güvenliğinin, değerlerinin ve çıkarlarının merkezinde yer alır.” (Government of Canada, 2019)  Bölge üzerindeki stratejisi, öncelik sıralaması göz önüne alınarak oluşturulmaktadır. Kanada’nın ulusal kimliği, refahı, çıkar ve güvenliği elzemdir. Bu doğrultuda oluşturulan “Kanada ve arktik ‘in kutup çevresi” raporunda; “İklim değişikliğinin nedenleri ve etkileri, Yerli halklarla ulus-ulus ilişkisinin yenilenmesi, Sürdürülebilir Kuzey ekonomik kalkınmasının desteklenmesi, Kanada’yı Kuzey Kutbu bilim ve araştırmasında lider olarak tanıtmak; ve Kanada’nın bölgedeki hedeflerine ulaşmak için yerel ve uluslararası ortaklarla birlikte çalışmak.” (Government of Canada, 2019)  maddelerini açıklayarak bölge politikalarını 2009 yılında deklare etmiştir.

2003 yılında Kanada Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesini onaylamıştır. Bölgedeki çalışmalarının iki odak noktası bulunur ilk olarak ulusal güvenlik sağlamayı amaçlamaktadır ki askeri girişimleri bu  doğrultuda  sağlamakta ve yapılan veya yapılacak olan askeri tatbikatları kapsayarak bölge devletleri ve  NGO düzeyinde anlaşmalarla bölgedeki statikosunu korumayı amaçlamakta, diğeri ise küresel ısınma  tehdidine karşı uygulamaya koyduğu çalışmalar ile bölgede yaşayan nüfusun ve doğal dengenin korunmasını hedeflemektedir. (Çam, 2015)

Bölgenin doğal kaynaklarının önemi ve kıyıdaş ülkelerin sahip olduğu politik, ekonomik ve askeri güç olarak birbirine kuvvet uygulayabilecek düzeydedir. Arktika beşlisinden biri olan Kanada ise hem sahip olduğu kaynakları korumak hem de diğer kıyıdaş ülkelerden gelebilecek olası tehditleri absorbe edebilmek adına askeri gücünü bölgede konuşlandırması kuvvetle muhtemeldir. Nisan 2002’de Kanada, ABD askerlerine Kuzey Kutup bölgesindeki Kanada topraklarında konuşlanma hakkını tanımaktadır. (Yıldız & Çelik, 2019) Kanada için bölgede iki tehlike arz eden unsur bulunmakta biri ABD diğeri ise Rusya olmakta fakat ticari anlaşmalar ve politik kaygılar nedeni ile çoğu zaman Rusya’ya Karşı ABD ile ikili anlaşma ve işbirliği yolunu seçmektedir. Nisan 2006’da da ABD’nin Kanada’nın kara sularında savaş gemisi bulundurmasına imkan tanıyan Kuzey Amerika Hava Kuvvetleri Savunma Antlaşması’nı (NORAD) imzaladı. (Yıldız D. , 2013) Kanada Rusya’nın 2007 yılında Arktika’da bayrak dikmesini eleştirmiştir. Ayrıca Nanook 07 (National Defence and the Canadian Armed Forces, 2007)adlı bir askeri tatbikat gerçekleştirerek tepkisini tatbikatla dile getirmiştir. Kanada silahlı kuvvetleri bu tatbikatları düzenli olarak 2007 yılından itibaren devam etmektedir. Bölgede gerçekleştirilen diğer tatbikatlar ise Nunalivut ve Nunakput’tır. (Kavas, 2013)

Ticaret yolları ve bu yolların güvenli olması bölge devletlerin hem ekonomik kalkınmasını hem de  askeri olarak güvenliği ile doğru orantılıdır. Kuzey Batı Geçidi ise bölgenin ticaret yolunun vaz geçilmez parçası olmakta ve Kanada ise bölgeye hakim olabilmek için Kuzey Batı Geçidi üzerinde hak iddia etmekte ( Shukman, 2011). Çıkar çatışmaları bu Ticaret yolu üzerinde kenetlenmektedir. Kuzey Batı Geçidinin statüsünün korunması adına ABD ve AB, Kanada’nın söz konusu ticaret yolu üzerindeki hak iddialarını asılsız bularak tanımaz ve uluslararası sular olarak görmektedir.

Norveç Arktik stratejisi

Norveç, günümüzde kişi başı düşen milli gelir bakımından dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer almaktadır. (The Economist, 2029) 1970’li yıllar Norveç için dönüm noktası olmaktadır.  Kıt doğal kaynaklarına sahip iken 1970’lerden itibaren petrol ve doğalgaz keşfi gerçekleşmiş  (Sevinçer, 2008) Ülke ekonomisine pozitif etki yaratmıştır. Başlıca ithalat kalemleri   Ham petrol, petrol gazları ve diğer gazlı hidrokarbonlar, balık, işlenmemiş alüminyum olmaktadır. (T.C Dışişleri Bakanlığı, 2019). Norveç ekonomisi için petrol önemli konumda olmakta dünya ülkeleri arasında refahı sağlayan ülkeler arasında yer elmasının en büyük nedeni ise dünya petrol kaynaklarının %1’ine sahip olmasıdır. (T.C Dışişleri Bakanlığı, 2019) Norveç topraklarının üçte biri Kuzey Kutup Dairesinde bulunuyor olması ve halkının da yaklaşık %10’unu da bu bölgede yaşıyor olması (Yılmaz & Çifçi, 2013) Norveç’in toprak bütünlüğü ve nüfus yapısının korunmasına  yönelik çalışmalar yapması için petrolden sonra vazgeçilmez iki unsurdur.

Arktika Bölgesi, diğer bölge devletleri gibi Norveç için de önem arz etmekte ve güvenlik, ekonomik ve politik çıkarlar doğrultusunda bölgede var olma girişimleri içerisinde olmaktadır. Norveç’in gelecekteki hidrokarbon üretiminin büyük bir bölümü tartışmalı bölge olan Barents denizi ya da kıta sahanlığı genişletildiğinde Svalbard bölgelerinde gerçekleştirilmektedir. Fakat bölge üzerinde Rusya’nın hak iddia etmekte (Gül, 2014) ve Norveç için çatışma noktası söz konusu bölgeler olmaktadır.

Svalbard’ın da içinde bulunduğu Spitsbergen Arşipelago’su Arktik Okyanusunda bulunmakta Rusya günümüzde bölgede hak iddia etmiş olsa da 18 Ocak 1919 Paris Konferansı ile hukuki durumu düzenlenmiş ve 9 Şubat 1920’de Spitsbergen Antlaşması ile bölge Norveç’in egemenliğine geçmiştir (Tkachenko, 2012). Rusya da diğer bölge devletleri gibi Norveç’in Svalbard adasında ekonomik faaliyetlerde bulunabileceği hususunda mutabık kalmış olmakta Fakat buna rağmen bölgede önemli ölçüde Rus askeri bulunmaktadır (Yılmaz & Çifçi, 2013).

Norveç’in güvenliği için Kuzey Kutbu’ndaki bu Rus askeri varlığı önemli bir tehlikedir. Norveç bu tehlikeye karşı kendi askeri caydırıcılığını, NATO ile ittifak yapmaktadır. Böylece bölgede ulus üstü bir yapılanmada doğrudan var olmakta ve  Rusya kutup bölgesi ve Baltık Denizi’nde askeri varlığını hızla artırmaya devam etmektedir. Rusya Deniz Kuvvetleri ilk kez kutup bölgesinde 24 Ağustos 2015 tarihinde gerçekleştirmekte ve günümüzde de devam etmektedir (Defense News, 2015).

Norveç 1996 yılında Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesini imzalamış, 2006 yılında BM Komisyonuna başvurarak BMDHS doğan kıta sahanlığının 200 mil ötesine çıkarma talebinde bulunmuş ve Rusya bu talepten sonra Norveç’i kınamıştır. Norveç ile Rusya arasındaki Barents Denizi üzerindeki  hak talepleri ve itilafları çözüme kavuşturulmuş olsa da iki devlet de silahlanmaya hız kesmeden devam etmektedir.  devam etmektedir. Norveç, NATO ve üye olmasa da AB gibi Avro Atlantik örgütleri Rusya’ya karşı kullanarak Arktik politikasını yürütmektedir. (Vardar,Tutan & Arpalıer, 2020)

Danimarka’nın Arktik stratejisi

Grönland sayesinde, Danimarka’nın Arktika Bölgesi’ndeki hak iddialarının oluşmaktadır. (Kingdom of Denmark, 2011)  Mayıs 2008’de Danimarka Parlamentosu, Grönland ve Faroe Adaları, Danimarka Krallığı’nın “Danimarka’nın 2011-2020 Arktik Stratejisi” belgesini kabul etmişlerdir. Belgede kısaca Arktik Bölgesi’nde ortak ve eşit bir şekilde Kuzey Kutbunda sürdürülebilir büyüme ve gelişmeyi sağlayacaklarından bahsetmektedir. (Kingdom of Denmark, 2011)  “Grönland’ın toplam buz hacmi, 680.000 kübik mildir ve her yıl buzullarının yaklaşık yüzde 0,004’ünü kaybediyor.” (Michael, 2007) Küresel ısınmanın etkisi ile eriyen buz kütlelerinin etkisi ile bölgeye olan ilginin artmasına neden olmaktadır. Tarihsel arka planında bölge değişik dönemlerde bir çok devletin hakimiyei altında kalmış, koloni eyalet veya  özerk yönetim olarak yönetilmeye devam etmiş 1979 yılından itibaren  özerk yönetime kavuşmuş olsa da Özerk yönetim sağlık eğitim ve ekonomi konularında söz sahibidir. Para politikası, dış politika ve güvenlik konuları ise Danimarka’nın egemenliğindedir. (Akçadağ Alagöz, 2009)

“Ağustos 2007’de Danimarka Lomonos dağlarının Grönland’ın bir uzantısı olduğunu gösterir kanıtlar toplamak üzere kuzey kutup bölgesine bir keşif gemisi göndermiştir.” (Yılmaz & Çifçi, 2013) 2008 yılında Kanada’nın yaptığı yeni araştırmalar sonucunda Danimarka ve Kanada’nın Arktika zemini ile bağlantısı olduğu tespit edilmiş, güncellenen bilgi ile Danimarka Arktika bölgesinde ilave olarak 200.000 km² hak iddiasında bulunabilmektedir. ( Kefferpütz & Bochkarev, 2009) Grönland üzerinde  yapılan jeolojik çalışmalar sonucun ortaya çıkan veriler doğrultusunda, Grönland adası üzerinden bölge  devletleri ve Avrupa Birliği ( AB )  gibi ulus üstü yapılanmaların bölgede söz sahibi olabilmesine olanak sağlamaktadır.

Danimarka’nın bölgede askeri varlığı söz konusu olmaktadır. 2010-2014 Savunma Planı oluşturularak bölgedeki askeri varlığını uluslararası kamuoyuna lanse etmiştir.  Söz konusu Belge’de Danimarka’nın Arktik üzerindeki çıkarlarının büyük olduğu ve Danimarka Silahlı Kuvvetleri’nin buradaki hakların korunması için görev yaptığı vurgulanmıştır (Vardar,Tutan & Arpalıer, 2020) Danimarka’nın bölgedeki askeri varlığı ve tatbikat girişimlerinin olmasının en büyük nedeni Amerika Birleşik Devletleri’nin bölge üzerinde hak iddia etmelerinden ötürüdür. Nitekim,  Amerika Birleşik Devletleri bölgede 2. Dünya Savaşından itibaren askeri varlığını sürdürmektedir son yıllarda Grönland’ın stratejik önemi artması ile birlikte adanın alınmasına yönelik ABD Başbakanı D. Trump’ın söylemlerinin olması  bölgenin ABD için önemini aşikar kılmaktadır. Bölgenin sahip olduğu jeolojik yapı ve doğal kaynaklar  nedeni ile ilerleyen süreçte AB’nin odak noktası olacağı aşikar olmaktadır.

 Finlandiya, İsveç ve İzlanda’nın Arktik Politikası

Finlandiya, İsveç ve İzlanda Arktik bölgesine doğrudan sınırı olmamakta böylelikle Arktika beşlisi arasında yer almamaktadır fakat bölge üzerinde  doğrudan olmasa da diğer devletler  enerji şirketleri ve ulus üstü örgütler iş birliği içerisinde bulunarak tarihi geçmişini odak alarak bölgede  politikalar yürütmektedirler. Söz konusu üç devlet bölgedeki çıkarları doğrultusunda birlikte hareket etmesi kaçınılmazdır. İlk olarak bölgede askeri varlıklarını, 2009 yılında arktikte eğitim amaçlı bir tatbikat yaptı ardından 2013 yılında bu üç ülkenin ev sahipliğinde çok uluslu eğitim tatbikatının, geliştirilmiş geniş katılımlı bir tatbikat düzenlemişlerdir.

Finlandiya, bölge üzerindeki çıkarlar doğrultusunda Rusya ile ikili iş birliği çerçevesinde ilişkilerini geliştirmiştir. Bölgedeki çıkar mücadelesi kapsamında etkinlik kurmak için Rusya’nın çıkarlarına aykırı gelmemektedir. (Vardar,Tutan & Arpalıer, 2020) Nitekim Rusya’nın Finlandiya üzerindeki etkinliği NATO tarafından tehdit olarak algılanmakta “Rusya, Baltık bölgesinden Karadeniz ve ötesine uzanan alanlarda nüfuzunu kullanmak ve daha olumsuz politikaların mümkün olabileceği sinyalini vermek için bir yandan havucu uzatırken diğer yandan da aba altından sopa gösteriyor” (Pynnöniemi & Saari, 2017)söylemleri ile eleştirilmektedir.

İzlanda, Finlandiya ve İsveç’ten farklı olarak Arktik’e doğru bir geçiş yoluna sahiptir ve bu yeni politik oyunda yerini almaktadır. (Petrovic, 2013) İsveç ve Finlandiya Soğuk Savaş döneminde tarafsızlık politikası izlemiş ve savaş bittiğinde ise AB’ye katılmaya karar vermişlerdir. İsveç ve Finlandiya AB üyesi  olmasının ardından, AB Kuzey’e doğru genişlemiştir. Dördüncü Avrupa Birliği genişlemesi için Finlandiya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Peter Stenlund ”2 iskandinav ülkenin katılımı AB’ye doğal ve sürekli gelişen bir Kuzey Boyutu kazandırmıştır” açıklamalarında bulunmuştur. (Akçadağ Alagöz, 2009) Böylelikle Avrupa Birliği bölgeye politik olarak dahil olmuş, Rusya’nın genişlemesine karşı politika izlemiştir. Bölgede NATO’nun da dahil olduğu askeri tatbikatlara olanak sağlamıştır.

Çin’in Bölge Stratejisi: Ticaret Boyutu

Arktika bölgesinin son 30 yıl içerisinde öneminin arttığını görülmekte, Arktika’ya sınırı olan devletler Arktika  beşlisi olarak anılmakta kıyıdaş olup Arktika Konseyine üye olan sekiz devlet bulunmaktadır. Ayrıca  söz konusu devletler dışında  bölgenin jeostratejik öneminden yararlanmak isteyen, Çin, Singapur, Güney Kore  gibi  devletlerin de bölgede faaliyetleri mevcut olmaktadır (Çıtak, 2020).

21.yüzyıl esas alındığında Çin’in küresel çağda ABD hegemonyasını sarsa bilecek düzeye geldiğini söylemek mümkün olmaktadır söz konusu gelişim sürecini elli yıl gibi kısa bir sürede tamamlamakla birlikte 1970’li yıllarda yarı çevre olan pazar ekonomisini geliştirerek günümüz yüzyılını Çin yılı olarak anılmasını sağlayabilecek düzeye gelmiştir ki söz konusu kendini tamamlama süreci Napolyon’un Çin Uyanırsa Dünya sallanır. Söylemini açıklar nitelikte olmaktadır. Özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde bölgenin öneminin artması ile birlikte bölge dışı aktör olan Çin’in bölgesel aktörler ile çalışmak ve bu bağlamdaki resmi söylemi, bölge devletleri ile ortak amaçlarının olduğu ve dünyanın geri kalanıyla Arktik ’in geleceğini beraber inşa etme üzerinden oluşmaktadır (Çıtak, 2020, s. 5441) bölge hakimiyeti için vazgeçemeyeceği strateji niteliğindedir.

Çin için Arktik bölgesi’nin önemi Soğuk Savaş döneminden sonra artmış olsa da bölge üzerindeki taleplerini 2000’li yıllarda Arktik Konseyine oluşturmakta ve iki sebep  ön plana çıkmaktadır. İngumunderson’a göre iki sebep; ilk olarak,  Asyalı devletlerin reddedilmesinin Konsey’in dış dünya tarafından tanınırlığının sorgulanmasına neden olabilme ihtimali diğeri ise, Asyalı devletler gerek araştırma üsleriyle gerek yatırımlarıyla bölgede hâlihazırda var olmalarıdır (Ingimundarsona, 2014, s. 191).  Bu doğrultuda Çin ticari üstünlüğünü kullanarak ve  bölgede işbirliğini esas alarak  bölgede baskınlık kurabilmektedir ki bu anlamda bölgeye kıyısı olan devletlerden daha fazla etkin olabildiğini söylemek mümkün olabilmektedir.

Çin bölgede henüz askeri anlamda varlık sürdürdüğünü söylemek mümkün olmamakta bölgesel girişimleri daha çok ekonomik, ticarş ve araştırma alanları ile sınırlı olabilmektedir  fakat bölge için  ilk girişimleri 1925 yılında a Svalbard Antlaşması ile  başlamış 1990^larda Soğuk Savaşın etkisi ile  bölgedeki faaliyetlerini hızlandırmış bulunmaktadır (Tonami, 2016, s. 20).  2018 yılında Çin’in yayınladığı Beyaz kitap ile birlikte Arktik politikası sebep ve sonuç ilişkisi ele alınarak vurgulanmıştır söz konusu  yayın ile ilgili olarak, Çin’in Kuzey Kutup Dairesi’ne en yakın devletlerden biri olduğunun altı çizilerek özellikle iklim değişikliği, çevre, bilimsel araştırma, ticaret yolları, doğal kaynak arama ve çıkarma, güvenlik ve küresel yönetişim konularda ilgisinin olduğu belirtilmektedir (Çıtak, 2020, s. 5445).  Sonuç olarak Çin bölgedeki hakimiyeti Ticaret ile sağlamayı planlamakta  bu doğrultuda Kuşak yol projesi ve deniz yolu taşımacılığına önem vermekte, bölgedeki kıyıdaş devletler ile  genel anlamda  barışçıl strateji izleyerek bölge üzerinde etkinlik mücadelesinde yerini almaktadır.

 Sonuç

Dünya’nın paylaşılamayan bölgelerden birisi de Kuzey Kutbu’ndaki ARKTİKA Bölgesi’dir. Uluslararası hukuk tarafından statüsü daha düzenlenmemiş olan Arktika günümüzde 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin kurallarına tabidir. Özel bir sözleşme ile statüsü belirlenmemiş olan Arktika Bölgesi bu belirsizlik yüzünden gerilimlere yol açmaktadır Arktik bölgesi, kutup Çağı’nın satranç tahtası konumundadır. Tek bir devlet egemenliği olmamaktadır. Bölgede ticari faaliyet gerçekleştiren petrol şirketleri, uluslararası örgütler ve bölgede kıyısı bulunan Arktika beşlisi ve  bölgede uluslararası hukuk kuralları baz alınarak oluşturulan Arktik Konsey’ine üye Arktika sekizlisi olarak adlandırılan  devletlerin varlığı söz konusu olmaktadır. Buzullarla kaplı ve hukuki statüsü belirsiz Arktik Bölgesi’ne yönelik mücadele ilk olarak 20. yüzyılın başlarında başlamıştır. Arktik devletlerinin kendi aralarında yaptığı anlaşmalarla sağlanan bölge düzeni, ikili anlaşmalar vasıtasıyla da güçlendirilmeye çalışılmıştır. Bölge ilerleyen süreçte hem politik hem de askeri açıdan güç mücadelesine sahne olacaktır.

İki süper güç olan ABD ve Rusya’nın bölgede askeri varlığı artmakta ve son yıllarda her iki devlet, birbirlerini bölgedeki askerî varlıklarını arttırdıklarına dair suçlamaları artmaktadır birbirlerine yönelik suçlamalar, “Mayıs 2019’da ABD Sahil Güvenlik Akademisi’nin mezuniyet töreninde konuşan Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Kuzey Kutbu’ndaki artan Rus askerî etkisine “meydan okuma” ve Çin’in bölgedeki “yasa dışı” hak iddialarını engelleme çağrısında bulunmuştur. Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan resmî açıklamaya göre ise, ABD’nin Moskova’ya yönelttiği suçlamalar “boş ve temelsiz” dir” (Akhiyadov, 2019) söylemlerle karşımıza çıkmaktadır.  Nitekim ABD 1867 yılında Alaska’yı alarak bölgede söz sahibi olmuş olsa da Rusya kadar caydırıcı güç konumunda değildir.

ABD, Rusya’nın Avrupa Üzerindeki enerji hakimiyetini kırmak adına enerji taşımacılığını kuzey denizinden geçmesini engellemek için Doğu Akdeniz Enerji Kartlarını Diplomasi masasına açarak, Mısır İsrail, Yunanistan GKRY ve İtalya’yı Doğu Akdeniz’de Rusya’ya karşı koz olarak kullanmış ve ABD donanmasını bölgeye aktarmıştır. ABD görünürde Arktik bölgesinde etkinliğini arttırmaya çalıştığı gözlenmiş olsa da stratejik açıdan Doğu Akdeniz’i Avrupa Enerji ihtiyacını karşılayabilecek düzeye getirerek Enerji kapsamında AB’nin Çin ve Rusya’ya bağımlılığını asgari düzeye indirmeyi amaçlamaktadır. Rusya , Çin ve Türkiye Cumhuriyeti ise söz konusu bölgede  varlığını sürdürmekte ve çoğu zaman ikili Bu doğrultuda Arktik bölgesindeki güç mücadelesinin Akdeniz’e taşındığını aktarmak mümkün olmaktadır. Ayrıca ABD Çatışma bölgesini Doğu Akdeniz’e taşıyarak Çin’in ticaret rotasına ket vurmayı amaçlamakla birlikte Çin’in İpek yolu Projesine karşılık Doğu Akdeniz Yolu projesini ortaya atmaktadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki Rusya’nın Doğu Akdeniz’de Etkinliğini arttırabilmek için Türkiye’ye ihtiyacı bulunmaktadır.  Arktik bölgesinde buzulların erimesi ile birlikte oluşan yeni ticaret rotaları nedeni ile Çanakkale Boğazı ve  İstanbul Boğazı’nın önemini yitirmesine sebep olabilecektir.

Kuzey Batı Geçidi için ABD’nin Sivil ve Askeri gemilerin 1969 yılından beri Kanada’nın izni olmadan ABD tarafın kullanılması iki devlet için bölgede çatışma sebebidir. (Yılmaz & Çifçi, 2013). Kuzey Batı geçidi için BMDHS’nin 58. Maddesinin genişletilmesine yönelik talepleri olmakta ve Kanada söz konusu talebe, sınır ötesi suçlar, terörizm ve yasadışı göç gibi karşılaşabileceği sonunlar gerekçe gösterilerek  karşı çıkmaktadır. Kanada için, bölgede muhalif aktör ABD olurken En tehlikeli Aktör olarak Rusya’yı görmekte ve olası tedbirleri bu doğrultuda oluşturmaktadır.

“Kuzey Kutbu’nda devletler arasında devam eden jeopolitik rekabetin altında yatan nedenlerden biri, enerji kaynaklarına erişim mücadelesidir. Arktik bölgesi, söz konusu mücadele sebebiyle yeni uluslararası gerilimlerin kaynağı hâline dönüşmeye başlamıştır” (Akhiyadov, 2019) ABD ve Danimarka Bölgedeki çatışma alanı Grönland adası olmaktadır ABD bölgede Rusya’nın etkinliğini kırabilmek adına kıyısı bulunan kara parçasını arttırabilmek adına tek taraflı olarak Grönland’ı,  Alaska’nın satın alınmasını  ile eş değer tutularak  adanın Danimarka’dan alınmasına yönelik söylemleri devlet yetkilileri düzeyinde lanse edilmekte ve Danimarka konu ile alakalı tepki ve itirazlarını dile getirmektedir.

2006’da Avrupa Komisyonu tarafından AB için Geleceğe Yönelik Deniz Politikası, Yeşil Kitap’ta ”Denizler ve Okyanuslar için Avrupa Vizyonu” oluşturuldu. Ardından 2007’de ise AB’nin gelecekteki deniz politikasına ilişkin bir istişare süreci raporu, ” Etki Analizi Belgesi, Tebliğ ve Eylem Planı (Commission of the European Communities, 2006)“oluşturularak bölgenin AB için değerine değinilmiştir. 2008 yılında Arktik konseyine AB gözlemci üye olabilmek adına rapor hazırlamış  ve Antartika Antlaşması ilham alınarak Arktika için bir antlaşmanın yapılmasına yönelik söylemler olsa da bölge devletleri yapılmak istenen anlaşmaya karşı çıkmış ve kabul etmemiştir. (The European Parliament , 2009)

Bölgede görüldüğü üzere 21. Yy ile birlikte küresel ısınmanın etkisi ile birlikte uluşılmaz denilen bölgede buzulların etkisi ile enerji vahası ortaya çıkmıştır. Günümüzde “ulaşılabilen Arktik Bölgesi’ne yönelik rekabet kaçınılmaz hale gelmiş, bu da yeni bir jeostratejik model ve jeopolitik söylem gereksinimi doğurmuştur. “Yeni Büyük Oyun”, “Büyük Kutup Oyunu”, “Yeni Soğuk Savaş” ve “Büyük Arktik Satranç Tahtası” gibi isimlerle anılmaya başlayan bölge, yakın gelecekte uluslararası sistemdeki radikal değişimlerin odağında olacaktır.” (Vardar,Tutan & Arpalıer, 2020)

 Murat Sungur Özkan

Kaynakça

Ahlenius , H. (2008, mart 24). Northern Sea Route and the Northwest Passage”. arctic_economics: https://benmuse.typepad.com/arctic_economics/2008/03/from-rotterdam.html adresinden alındı

AKÇADAĞ ALAGÖZ, E. (2009). Avrupa Birliği ve Gröndland”. BİLGESAM: [http://www.bilgesam.org/incele/805/- adresinden alındı

Gunitskiy, V. (2008). On Thin Ice: Water Rights And Resource Disputes in The Arctic Ocean. Journal of International Affairs, Spring/Summer, 2(61), 261-272.

Johnston, P. F. (2010). Arctic Energy Resources and Global Energy Security. Journal of Military and Strategic Studies, 1- 22.

Kefferpütz, R., & Bochkarev, D. (2009). Wettlauf um die Arktis: Empfehlungen an die EU . Heinrich Böll Stifftung, 1-16.

Shukman, D. (2011, Ocak 26). Üniformalar yeşeriyor. NATO Review: https://www.nato.int/docu/review/tr/articles/2011/01/26/ueniformalar-yeseriyor/index.html adresinden alındı

Sohtaoğlu, M. (2019, Temmuz 06). Geleceğin Ortadoğu’su: Arktik. http://www.mucerret.com/yazarlar/gelecegin-ortadogusu-arktik/ adresinden alındı

(CAFF), C. o. (2013). Arctic Biodiversity. Stell, İzlanda: Arctic Council.

A.A. (2019, 09 04). Arktik’te rekabetin yeni adresi: Grönland. https://www.haberler.com/arktik-te-rekabetin-yeni-adresi-gronland-12391151-haberi/ adresinden alındı

Akhiyadov, M. (2019, Haziran 12). Yeni Bir Jeopolitik Mücadele Alanı: Arktik Bölgesi. insamer: https://insamer.com/tr/yeni-bir-jeopolitik-mucadele-alani-arktik-bolgesi_2227.html adresinden alındı

Akın, G. (2006). Küresel Isınma, Nedenleri Ve Sonuçları. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 46(2), 29-43.

AMAP . (2009). Assessment Report: Arctic Pollution Issues .

Arctic Economics. (2008, Mart 24). From Rotterdam to Seattle and Yokohama Through the Arctic. Arctic Economics: https://benmuse.typepad.com/arctic_economics/2008/03/from-rotterdam.html adresinden alındı

Ateş, O. (2017, 08 28). Rusya Fedarasyonu’nun Arktika Politikası. Avrasya İncelemeleri Dergisi, s. 57-95.

Behr, T., & Jukela, J. (2011). Regionalism and Global Governance:The Emerging. https://institutdelors.eu/publications/Regionalism-Global-Governance-The-Emerging-Agenda: http://www.delorsinstitute.eu/011-2751-Regionalism-Global-GovernanceThe-Emerging-Agenda.html; adresinden alındı

Bekkers, E., Francois, J., & Rojas-Romagosa, H. (2015). Melting Ice Caps and the Economic Impact of Opening the Northern Sea Route. CPB Netherlands Bureau for Economic Policy Analysis, 1-48.

Byers, M. (2009). Who Owns the Arctic?: Understanding Sovereignty Disputes in the North. Canada: Douglas & McIntyre.

China – Iceland FTA. (2019). China FTA Network: http://fta.mofcom.gov.cn/topic/eniceland.shtml adresinden alındı

Commission of the European Communities. (2006). Green Paper: Towards a Future Maritime Policy for the Union: A European vision for the oceans and seas. Brussels: Commission of the European Communities.

Conley, H. A., Pumphrey, D. L., Toland, T. M., & David, M. (2013). Arctic Economics in the 21st Century The Benefi ts and Costs of Cold. Washington, DC : ROWMAN & LITTLEFIELD.

Çam, S. (2015, Mayıs 27). Meksika, Kanada ve Amerika enerji politikalarını masaya yatırdı. gaiadergi: https://gaiadergi.com/meksika-kanada-ve-amerika-enerji-politikalarini-masaya-yatirdi/ adresinden alındı

Dal, A. (2020, Temmuz 17). The Centennial Conflict in the North: An Overview of the Perception of Interests and Sovereignty Disputes in the Arctic Region. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, The Journal of International Social Sciences, 30(2), s. 287-304.

Davletov, T. B. (2010). Rusya Federasyonu Enerji Güvenliği. 3. Uluslararası Strateji ve Güvenlik Çalışmaları Sempozyumu Bildirileri. istanbul.

Defense News. (2015, Mayıs 31). Tensions High as Russia Responds to Exercise. Defense News: https://www.defensenews.com/global/europe/2015/05/31/tensions-high-as-russia-responds-to-exercise/ adresinden alındı

Demirkılınç, s. (2015). Politik Bir Bölge Olarak Arktika’nın Tanımlanışı,. Harun Gümrükçü içinde, Küresel Bakışta Kutup Çağı-Çatışmalar,İşbirlikleri ve Ulusal Çıkarlar (s. (109-131)). Ankara: Siyasal Kitapevi.

Dünya Ticaretinin%90’ı Deniz Yolu İle Gerçekleşti. (2019, 02 08). 08 15, 2020 tarihinde Deniz Haber Ajansı: https://www.denizhaber.net/dunya-ticaretinin-yuzde-90i-deniz-yoluyla-gerceklesti-haber-86697.htm adresinden alındı

Dünya’nın kanıtlanmış petrol rezerv miktarı, erişim,. (tarih yok). http://www.petform.org.tr/?lang=tr&a=2&s=3 adresinden alındı

Gebhardt, H., & Ingenfeld, E. (2011). Die Arktis im Fokus geoökonomischer und geopolitischer Interessen. Geographische Rundschau, 5(63), 26-32.

Golodnov, V. (1988). Mihail Gorbaçov izbranniye Rechi i Statyi (2 b.). Moskova: Politizdat.

Government of Canada. (2019, 09 10). Canada and the circumpolar Arctic. Government of Canada: https://www.international.gc.ca/world-monde/international_relations-relations_internationales/arctic-arctique/index.aspx?lang=eng adresinden alındı

Güçyetmez, Ferdi (2021). ARKTİK’TE BÜYÜK MEYDAN OKUMA: ÇIKAR DENGESİ . Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi , 22 (1) , 29-41 . Retrieved from https://dergipark.org.tr/en/pub/anadoluibfd/issue/61029/887039

Güçyetmez, Ferdi (2021). ARKTİKA: Yeni Küresel ve Ekonomik Rekabet Alanı, Türkmen Yayınevi: İstanbul. https://www.researchgate.net/publication/349238468_ARKTIKA_Yeni_Kuresel_ve_Ekonomik_Rekabet_Alani

Gül, T. (2014). “Arktik’teki Rusya: Sorun ve İşbirliği arasındaki Gel-Git” . Bilge Adamlar Stratejik Araştırma Merkezi,: http://www.bilgesam.org/Images/Dokumanlar/0-350-20141124511167.pdf adresinden alındı

Gümrükçü, H. (2015, 09 07). “Kuzey Kutbu Yer altı Zenginlikleri Yeni Bir Çatışma Alanı Yaratabilir,” . Ekonomi gazete.com: http://www.ekonomigazete.com/haberdetay/10300-prof.-dr.-harungumrukcu,-aspendos-rotarynin-konugu.html adresinden alındı

Gümüşçü, O. (2010). Siyasi Coğrafya Açısından Sınırlar ve Tarihi Süreç İçinde Türkiye’de Sınır Kavramı. Bilig Türk Dünyası Sosyal Bilimler Dergisi, , 52, 79-104.

Gümüşçü, O. (2010). Siyasi Coğrafya Açısından Sınırlar ve tarihi süreç içinde Türkiyenin Sınır KAvramı. bilig, s. 79-104.

Günel, K. (2002). Coğrafyanın Siyasal Gücü. İstanbul: Çantay Kitabev.

Honneland, G., & Jorgensen, J. H. (2005). Federal Environmental Governance and the Russian North. Polar Geography, 20- 45.

Howard, R. (2009). The Arctic Gold Rush: The New Race for Tomorrow’s Natural Resources. Chicago: 1st Edition, Continuum,.

Howard, R. (2009). The Arctic Gold Rush: The New Race for Tomorrow’s Natural Resources. Chicago: 1st Edition, Continuum.

Institut, A. W. (2013). Die Arktis. Aussenpolitik InternatRecht: http://www.auswaertiges-amt.de/DE/Aussenpolitik/InternatRecht/ Einzelfragen/Arktis/Arktis-Grundlagentext_node.html adresinden alındı

Jarashow, M., Runnels, M. B., & Svenson, T. (2006). UNCLOS and the Arctic: The Path of Least Resistance. Fordham International Law Journal, 30(5), 1585-1652.

Kavas, A. Y. (2013, 10 15). Rusya’nın Arktik Politikası ve Türkiye”. BİLGESAM: http://www.bilgesam.org/incele/78/-rusya%E2%80%99nin-arktik-politikasi-ve-turkiye/#.VCPXM5R_vTo adresinden alındı

Kazokoğlu, C. (2014, Şubat 20). 8 ülkenin gözü neden ‘Kutup Bölgesi’nde? BBC: https://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/02/140220_kutup_dairesi_enerji adresinden alındı

Kingdom of Denmark. (2011). Denmark, Greenland and the Faroe Islands: Kingdom of Denmark Strategy for the Arctic 2011–2020. Kingdom of Denmark.

Kırıkkanat, A. (2019, Eylül 19). Rusya’nın Arktik Faaliyetleri ve Yansımaları Kaynak: Rusya’nın Arktik Faaliyetleri ve Yansımaları – Alp Kırıkkanat . ngazete: http://www.ngazete.com/rusyanin-arktik-faaliyetleri-ve-yansimalari-961yy.htm adresinden alındı

Kissinger, H. (1969). American Foreign Policy: Three Essays. New York: Norton.

Kullik, J. (2012). Konflikt oder Kooperation?. http://www.if-zeitschrift.de/portal/a/ifz/!ut/p/c4/JYrLCsIwEEX_aKaxi NWdpQvFnQu1biRtxnYgjxJGA-LHm-A9cDbn4h0zXr950sLBa4s37 EfeDQmGZOjBzwITI48JLKC1_I3BGPwJMVCXjh7ilpChCVEsa W8 YswF2GBfqa5VtVpV6lvc9keTpt63XTH9oyLc_sfokLS-g!!/ adresinden alındı

Medmedev, D. (2008, Eylül 18). asics of the State Policy of the Russian Federation in the Arctic for the Period till 2020 and a Further Perspective,. Rusya. http://www.arctis-search.com/Russian+Federation+Policy+for+the+Arctic+to+2020 adresinden alındı

Melnikov, D. (2017, HAziran 11). Politika Rossii v Arktike: Aktualniye pravoviye. ekonomiçeskiyei voyenniye problemi: ttp://izron. ru/articles/sovremennye-problemy-obshchestvennykh-nauk-v-mire-sbornik-na- uchnykh-trudov-po-itogam-mezhdunarodnoy-/sektsiya-11-politicheskie-prob- lemy-mezhdunarodnykh-otnosheniy-globalnogo-i-regionalnogo-razvitiya-sp/po- litika-rossii-v-arkt adresinden alındı

Michael, P. j. (2007, Haziran 13). The Cold Truth about Greenland. Chicago Sun Times: http://www.cato.org/pub_display.php?pub_id=8285 adresinden alındı

Mundy, M. (2016). The Polar Express Lane: Promoting Cleaner Shipping in The Northwest Passage. The Georgetown Environmental Law Review,, 153-183.

National Defence and the Canadian Armed Forces. (2007, Ağustos 07). ARCHIVED – Operation NANOOK 07. National Defence and the Canadian Armed Forces: http://www.forces.gc.ca/en/news/article.page?doc=operation-nanook-07/hnps1twv adresinden alındı

Nuttall , M. (2004). Encyclopedia of the Arctic. (Cilt 3). New York: :Routledge.

Østerud, Ø., & Hønneland, G. (2014). Geopolitics and International. Arctic Review on Law and Politics, 156-176.

Özdemir, A. (2012, şubat). Küreselleşme Sürecinde Anahtar Rol: Enerji Politikaları. Ankara Sanayi Odası Yayın Organı, s. 59-72.

Öztürk, O. M. (2015, Mayıs 27). Arktika Güç Gösterileri . Asya Çallışmaları Merkesi : http://ascmer.org/arktikada-guc-gosterileri/ adresinden alındı

Pakalın, M. Z. (1993). ). Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü I-II-III. . Ankara: MEB Yayınları. .

Petrovic, J. (2013). Geopolitics of Arctic Region. Sırbistan: Belgrad Üniversitesi Politik Bilimler Fakültesi, (Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi).

Prohorov, A. (1970). bolşaya sovetskaya entsiklopediya (2 b.). Moskova: sovetskaya entsiklopediya.

Protection Of The Arctıc Marine Environment Working Group . (2009). ARCTIC OFFSHORE OIL AND GAS GUIDELINES . Tromso: ARCTIC COUNCIL .

Pynnöniemi, K., & Saari, S. (2017, Haziran 28). Hibrid etkiler – Finlandiya’dan alınacak dersler. NATO REVIEW: nato.int/docu/review/tr/articles/2017/06/28/hibrid-etkiler-finlandiya-dan-alinacak-dersler/index.html adresinden alındı

Sağsen, İ. (2019, Nisan 22). Arktik bölgesi jeopolitiği. A.A: https://www.aa.com.tr/tr/analiz/arktik-bolgesi-jeopolitigi/1459727 adresinden alındı

Seval, H. F. (2019, Ekim 25). Arktik Bölge’de Uluslararası Siyasi Düzen: Teorik Bir Yaklaşım. Akdeniz İİBF Dergisi 2019 Özel Sayısı,, s. 1- 24.

Sevinçer, V. (2008). “Bir Ülke Petrolle Nasıl Zengin Olmaz?: Norveç, Petrol ve Eğitimli İnsan Gücü Faktörü. Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (Bilgesam, 1-15.

Stephani, S. (2010). Die Arktis im (Klima-)Wandel. Europas Norden. Projektbericht, 5(11), 102-113.

Surenkov, V. (2012, kasım 26). Voennaya politika SŞA v Arktike. storiya SSHA. adresinden alındı

T.C Dışişleri Bakanlığı. (2019). NORVEÇ EKONOMİSİ (2019). T.C Dışişleri Bakanlığı: http://www.mfa.gov.tr/norvec-ekonomisi.tr.mfa adresinden alındı

TASS. (2014, Ekim 29). TASS. Minprirodı: RF podast zayavku v OON na rasşireniye granits: http://tass.ru/politika/1540165 adresinden alındı

Taşkın, D. (2013). Sınırlar, Sınır Ticareti ve Sınır Ticaret Merkezleri. The Journal of Academic Social Science Studies, 6(4), 351-370.

The Economist. (2029, Aralık 25). The Economist Intelligence Unit. The Economist: https://www.eiu.com/oil-adequacy-index adresinden alındı

The European Parliament . (2009). Resolution of 9 October 2008 on Arctic Governance. Brussels : The European Parliament .

Tkachenko, B. I. (2012). “Comparative Analysis Of The USA/ USSR Maritime Boundary Agreement Of 1990 And Treaty Between Norway And Russia Concerning Maritime Delimitation And Cooperation In The Barents Sea And The Arctic Ocean Of 2010,. Asia-Pacific Journal of Marine Science&Educat, 2(2), 35-69.

Toker, S. (2014). United States And Russia In the Arctic Energy Future: Rivalry or Harmony?”,. Sürdürülebilir Enerji Yüksek Lisans Programı Basılmamış Yüksek Lisans Tezi. İzmir: İzmir Ekonomi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Transcript of Arktika . (2014). , https://prezi.com/1_vu3yz0r5in/arktika/ adresinden alındı

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı. (tarih yok). Kanada’nin Siwyasi Görünümü. 09 01, 2020 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı: http://www.mfa.gov.tr/kanada-siyasi-gorunumu.tr.mfa adresinden alındı

USGS. (2008). Circum-Arctic Resource Appraisal: Estimates of Undiscovered Oil and Gas North of the Arctic Circle. USGS: , http://pubs.usgs.gov/fs/2008/3049/fs2008-3049.pdf. adresinden alındı

Vardar,Tutan, E., & Arpalıer, S. (2020). Uluslararası İlişkilerde Yeni Rekabet Alanı Olarak Arktik. BARIŞ ARAŞTIRMALARI VE ÇATIŞMA ÇÖZÜMLERİ DERGİSİ, 8(1), 21-59.

YDYRYS, K. (2017, Şubat 10). Kanada ve Rusya: Kuzey Kutbu Bölgesine Dayalı Rekabetin Güvenlik ve Ekonomik Boyutu. https://ankasam.org/: https://ankasam.org/kanada-ve-rusya-kuzey-kutbu-bolgesine-dayali-rekabetin-guvenlik-ve-ekonomik-boyutu/ adresinden alındı

Yenal, S. (2011). Dünya’da ve Türkiye’de Uluslararası Deniz Yolu Taşımacılığının Gelişiminin Değerlendirilmesi. 1-9. 09 10, 2020 tarihinde http://www.tmo.gov.tr/Upload/Document/tmodanhaberler/denizyolu.pdf adresinden alındı

Yıldız, D. (2013). Buzuldaki Petrol Paylaşımı- Enerji Jeopolitiği ve Kuzey Buz Denizi. İstanbul: Topraksuenerji Çalışma Grubu. http://topraksuenerji.org/THE_GLACIER_ON_OIL_SHARING.pdf adresinden alındı

Yıldız, G., & Çelik, H. (2019, Haziran 01). Yeni Bir Egemenlik Mücadelesi Alanı Olarak Arktika: ABD – Rusya Rekabeti. Güvenlik Çalışmaları Dergisi / Turkish Journal of Security Studies, 21(1), s. 57-78.

Yılmaz, N., & Çifçi, A. (2013, 1 16). Arktika Bölgesi’nin Siyasal Önemi ve Siyasal ve Hukuksal Statüsünün Karşılaştırmalı Değerlendirilmesi. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergis, 1(31), 1-16.

Yüksel, F. (2019, Aralık 27). Yüzer NGS Arktik Rusya’nın kalkınmasına katkı sağlayacak. A.A: https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/yuzer-ngs-arktik-rusyanin-kalkinmasina-katki-saglayacak/1685253 adresinden alındı

Ahlenius, H., Johnsen, K., & Nellemann, C. (2005). Vital Arctic Graphics People and the Global Heritage On Our Last Wild Sho res. UNEP.

Çıtak, E. (2020, Haziran 22). Arktik Bölgesi Siyaseti: Ottava Deklarasyonu’ndan Bugüne Aktör Politikaları Ve Çin’in Kutup İpek Yolu Projesi. OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, 15, s. 5538-5454. doi:10.26466/opus.733484

Dural, A. B. (2012). Antonio Gramsci Ve Hegemonya. nik Sosyal Bilimler Dergisi Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 11(39), s. 309-321.

Güçlü Akpınar, B. (2017, KAsım). Uluslararası Hukuk Çerçevesinden Arktik Güvenliği Politikalarının Analizi: Rusya ve ABD Örneği. Savunma Bilimleri Dergisi, 16(2), s. 83-119.

Gümüşçü, O. (2010). Siyasi Coğrafya Açısından Sınırlar ve tarihi süreç içinde Türkiyenin Sınır Kavramı. Bilig(52), s. 79-104.

Ingimundarsona, V. (2014, Haziran 24). Managing a contested region: the Arctic Council and the politics of Arctic governance. The Polar Journal, s. 183-198.

Seval , H. F. (2019, Ekim 25). Arktik Bölge’de Uluslararası Siyasi Düzen: Teorik Bir Yaklaşım. Akdeniz İİBF Dergisi, s. 1-24.

Taşkın, D. (2013, Mayıs). Sınırlar, Sınır Ticareti ve Sınır Ticaret Merkezleri. The Journal of Academic Social Science Studies,, 6(4), s. 351-370.

Tonami, A. (2016). Asian foreign policy in a changing arctic: the diplomacy of economy and science at new frontiers. Londra: Palgrave Macmillan.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here