İnsanlar tarihsel süreç içerisinde önce köyleri sonra kentleri inşa etmişler, daha sonra da devletler oluşmaya başlamıştır. Bu gelişim sürecinde önemli konulardan biri yönetim faaliyetleri olmuştur. Bu faaliyetler yüzyıllardan beri tartışılmaktadır. Bu süreçte pek çok filozof ve bilim adamı hangi yönetim şeklinin doğru veya yanlış, iyi veya kötü olduğu üzerinde tartışmış ve fikirlerini beyan etmiştir. Devletlerin yönetiminde geçmişten günümüze tek bir yönetimin uygulandığını söylemek mümkün değildir. Hatta aynı ismi taşıyan yönetim şekilleri bile kendi içerisinde farklılık arz etmektedir. Devletlerin yönetim şekilleri üzerinde düşünen ve hangi devlet yönetim şeklinin iyi hangi yönetim şeklinin kötü olduğuna yönelik fikirle beyan eden düşünürlerden biri de Aristoteles’tir. Literatür taraması şeklinde gerçekleştirilen bu çalışmada Aristoteles’in siyasete yaklaşımı ve farklı devlet yönetim şekilleri üzerine düşünceleri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Siyaset, Aristoteles, Demokrasi, Oligarşi, Devlet, Anayasal Yönetim Giriş İnsanlar topluluk halinde yaşamaya başladıklarından beri siyasetle meşgul oldukları söylenebilir. Bu yönüyle insan politik bir varlık olarak değerlendirilebilir. Aristoteles’te zaten insanın politik bir varlık olduğunu söylemektedir. Siyaset kavramına farklı tanımlamalar yapılmaktadır. Bu nedenle araştırmacıların üzerinde fikir birliği kurduğu kesin bir tanım söz konusu değildir (Kalaycıoğlu, 1984, s.3).

Siyaset kavramının tanımını yapmak yerine doğasına yönelik genel bir çerçeve çizmek daha doğru olacaktır. Siyaseti genel hatlarıyla ele almak gerekirse insanlar arası münasebetlerin belirleyici ilkeleri, pratik karşılığı olan davranışsal bir tavır ve insan topluluğunun yönetimi olarak ifade edilebilir (Raynoud & Rials 2017) Aristoteles ve dönemin diğer düşünürleri siyasetin tekhne politike(politika sanatı) olduğunu söylemektedir. Diğer bir deyişle siyaset, antik düşünürlere göre politika sanatı ya da 1 Yeni Yüzyıl Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası ilişkiler Doktora öğrencisi. 2 politika felsefesi olarak değerlendirilmektedir (Strauss, 2000, s.16).

Aristoteles’e göre politika bütünün yönetimiyle ilgilidir. Bütün ise ortak yarar ile oluşabilir. Onun bütünden kastı politik birlik olarak polis yani devlettir. Diğer bütün birliklerin amacı polistir. Devlet denen şey aslında bir topluluktur ve bu topluluk siyasaldır (Aristoteles, 2009, s.23-26). Aristoteles döneminde ve günümüzde hala geçerli olan siyaset felsefesi ortaya koymuştur. Onun ortaya koyduğu tezler günümüzde bile belirli noktalarda geçerliliğini korumaktadır. Aristoteles günümüzde uygulanan demokrasi anlayışımızın önemli bir öncüsü olarak görülmektedir. Aristoteles’in siyaset ve siyaset felsefesi üzerindeki etkileri dikkate alındığında, onun siyaset ve yönetim şekilleri üzerindeki düşünceleri önemli görülmektedir. Bu gerçekten hareketle çalışmamızda Aristoteles’in devlet yönetim biçimleri ele alınacaktır.

  1. ARİSTOTELES

Aristoteles 384 yılında, Selanik civarında bir Yunan kolonisi olan Stageria’da dünyaya gelmiştir. Aristoteles’in babası Nikomakhos Mekedon Kralı II. Amyntas’ın doktorudur. Aristoteles 16-17 yaşlarına kadar babasının yanında hekimlik üzerine eğitimi görmüştür. Sonra Atina’da Platon’un Akademia’sında 20 yıl boyunca ders almıştır. Aristoteles, Platon’un ölümünden sonra Atina dışına seyahat etmiş ve yaklaşık üç yıl Büyük İskender’in eğitimiyle meşgul olmuştur. Daha sonra Atina’ya gelerek kendi okulunu kurmuştur. Büyük İskender’in Yunan Polis’leri üzerinde baskı oluşturması Aristoteles’i zan altında bırakmış ve dinsizlik suçlamasıyla mahkemeye verilmiştir. Hem Atina’nın adını kurtarmak hem de bir cinayet işlenmesinin önüne geçmek amacıyla Atina’yı terk etmiş ve bundan kısa bir süre sonra 322 yılında ölmüştür (Ağaoğulları, 1989, 222). Antik çağın önde gelen filozoflarından biri Aristoteles’tir. Onunla benzer düzeyde felsefeye Platon’un erişebildiği kabul edilmektedir. Çoğu kişi tarafından tüm çağların en büyük birkaç filozofundan biri Aristoteles’tir (lrwin, 1988, s. 6). Aristoteles’i harekete geçiren şey gerçeği ya da hakikati keşfetmek istemesidir. Onun bu çerçevede her filozoftan çok yol aldığı düşünülmektedir. Onun hem kişisel zekâsı hem de bulunduğu ortam herkesten daha fazla yol almasına imkân tanımıştır(Aristoteles, 2009, s.7-8).

  1. ARİSTOTELES’İN SİYASET YAKLAŞIMI

Aristoteles’e göre insanlardan oluşan Polis bir cansız nesne ve doğal bir topluluktur. İnsanlar evi (oikos), evler köyü (kome) ve köyler de Polis’i oluşturur. Buradan yola çıkarak devletin doğada bulunan bir şey veya nesne olduğunu ifade etmektedir. Polisin kendisinde, evde ve köyde yöneten ve yönetilen bulunmaktadır. Yöneten zekâsıyla efendi konumuna geçerken, yönetilen ise beden gücüyle işler. Bu nedenle yönetilenin doğası köleliğe müsaittir. Bununla birlikte bu iki grup arasında ortak çıkar bulunmaktadır. Bu durum insanı doğası gereği politik bir varlık yapar (Aristoteles, 2009, s.23). Aristoteles, siyaset bilimini diğer bilimlerden ayrı bir yere koyarak onu daha kapsayıcı ve üstün bir bilim olarak değerlendirmektedir (Cartledge,1992, s.132; Jones, 2006, s.426). Çünkü siyaset biliminin araştırma alanı insanın geniş uğraşlarını içinde barındıran polistir. Bahsi geçen bilimin ilgi alanı yaşamın içinde yer alan konulardır. Aristoteles, ahlâk ve politikanın iç içe olduğunu belirtmektedir. Politikayı ve ahlakı birbirinin tamamlayıcısı olarak görmektedir. (Demir, 2020, s.83). Aristoteles’in politik yaklaşımında yasa üstünlüğünün önemli bir yeri vardır. Onun ideal devlet yönetimi yaklaşımında da yasa üstünlüğü önemli bir yer tutmaktadır. Aristoteles kendisinden öncekilerin yasama konusunda pek değinmediklerini, kendisinin bu konuya daha fazla değineceğini söylemektedir. Aristoteles devlet yönetim şekillerinin incelenmesi gerektiğini düşünmektedir. Çünkü ona göre bazı devlet yönetim şekilleri devleti yok ederken, bazı yönetim şekilleri ise insanların devletin daha iyi yaşamasına imkân tanıyor. Aristoteles, devlet yönetim şeklerini ve halk ile ilişkilerini felsefi temelleri ile ele almıştır(Aristoteles, 2009).

  1. ARİSTOTELES’İN YÖNETİM BİÇİMLERİ

Aristoteles polis’te yaşayanları örgütlemenin yolu olarak anayasayı görmektedir. Anayasaların yasama, yürütme ve yargı üçlüsünü barındırması gerektiğine değinmektedir. Söz konusu üçlünün düzenli bir şekilde işlemesinin ortak yarar ilkesini dayandırmaktadır. Aristoteles ortak yarar ölçütünü şu şekilde ifade etmektedir: Siyasi yönetimdeyse devlet ve vatandaşlar arasında eşitlik temeline oturduğu söylenen ve sırasıyla bu yetkiyi kullanmak yani devleti yönetmek gerektiğini söylerler. Politika Yani ortak iyilik bir anayasanın amacıysa burada mutlak adalete uygun olarak doğru oldukları görünüyor. Eğer sadece yöneticilerin çıkarına bir 4 durum varsa bu yanlıştır. Bu anayasalar sapmış anayasalardır. Aslında bu durum efendinin çıkarının çok daha büyük önem taşıdığı efendi köle ilişkisine benzer, ancak devlet yönetimi özgür insanların yönetimidir (Aristoteles, 2009, s.98-99). Yukarıda yer alan söz konusu ifadelerden anlaşılacağı üzere Aristoteles ortak yarar polisin sağlıklı işlemesinin ve birliliğin temeli olarak ele alınmaktadır. Bu ilke aynı zamanda yönetim biçimlerinin doğru ya da yanlış olarak değerlendirilmesinin ölçütü olarak değerlendirilmektedir. Aristoteles bir yönetim biçiminin faydalı olup olmadığını yurttaşlara sağladığı faydaya bağlamıştır. Eğer yönetimi bir zümrenin çıkarlarını koruyorsa faydasızdır. Eğer bir yönetim vatandaşların faydasını gözetiyorsa faydalıdır. Aristoteles doğru yönetim biçimlerinin tanımlanırsa eğer yanlış yönetim biçimlerinin daha kolay ortaya çıkacağını söylemektedir (Aristoteles, 2009, s.98-99).

Aristoteles devlet biçimlerinin sınıflandırırken “ortak yarar” ilkesinin yanında “yönetimin kimin elinde olduğuna bağlı olarak geliştirilen bir ölçüttü” ve adalet kavramını dikkate almaktadır. Bu çerçevede ortak faydayı ve iyiliği amaçlayan yönetimler buna uygun olarak da adaletli yönetim biçimleridir. Diğer taraftan belirli bir gurubun ya da zümrenin iyilik ve çıkarlarını koruyan yönetimler ise yanlış yönetimlerdir. Bir topluluk bir kişi, birkaç kişi ve çoğunluk tarafından yönetilebilir. Bu yöneticiler ya kendi çıkarlarını ya da ortak çıkarları gözetebilir. Aristoteles altı yönetim biçiminden bahsetmektedir (Demir, 2020, s.92- 96).

Bu yönetim biçimleri Aristoteles’e göre aşağıda ele alınmıştır.

3.1. Krallık/Monarşi

Aristoteles, krallık, diğer bir deyişle monarşi, siyasal yönetim ve aristokrasiyi doğru yönetim biçimi olarak ele alırken oligarşiyi tiranlığı ve demokrasiyi doğru yönetim biçiminden sapma olarak ele almaktadır(Aristoteles, 2009). Aristoteles toplamda beş farklı monarşiden bahsetmekle birlikte bunlar arasında en uygun monarşinin “mutlak krallık” olduğunu düşünmektedir. Aristoteles kralı burada bir aile reisi olarak ele almaktadır. Kral yönettiği kişileri bir aile reis gibi yönetmektedir. Nasıl kişi ailesinin faydasını düşünüyorsa kral da yönettiği kişilerin faydasını düşünmektedir. Aristoteles’in bahsettiği beş monarşi türünden ilki Yunan Dünyasında kahramanlık çağı olarak bahsedilen zamandaki monarşiyi ifade etmektedir. Bu dönemde kral başrahip, yargıç ve ordu komutanı görevlerini yürütmekteydi. Halk kralı kabul etmekte ve kralın yönetiminin temelleri ise yukarıda değindiğimiz görev ve bu görevlerin getirdiği yetkilere dayanmaktaydı. İkincisi barbarların monarşisi olarak ele almaktaydı. Bu monarşi babadan oğula geçmekte ve ‘yasal’ zeminde kabul görmekteydi. Bununla birlikte barbarların monarşisinde despotça yönetim bulunmaktaydı. Üçüncüsü seçimli diktatörlük olarak ifade edilmektedir. Dördüncüsü babadan oğula geçmekte ve ömür boyu süren ordu komutanlığı ile sınırlı monarşidir. Bu yönetim şekli Sparta türü monarşi olarak isimlendirilmekteydi. Sonuncu monarşi türünü: “Fakat bir beşincisi de vardır ki, bu yollardan hiçbiriyle sınırlandırılmamıştır; onda kral tek başına her şeye egemendir: Ayrı ayrı her ulus ya da devlet, kendi işlerini denetlemekte nasıl bağımsızsa, bu kral da öyle bağımsızdır.” şeklinde anlatmaktadır. Bahsi geçen monarşiyi bir ailenin yönetilmesine benzetmektedir. Bu yönetim türünü mutlak krallık olarak ifade etmektedir(Aristoteles, 2009; Demir, 2020, s.97-98).

Aristoteles monarşi yönetimi üzerinde tartışma yaparken son karar vericinin krala mı yoksa yasaya mı ait olduğu üzerinde durmaktadır. Aristoteles kralın erdemli olmasını önemsemekte ve son sözün yasaya ait olması gerektiğini ifade etmektedir. Karşılaşılan bir durumla ilgili kanun maddesinde herhangi bir şey yok ise o zamanda kral inisiyatif kullanabilir. Aristoteles’in burada ifade ettiğinin tam olarak krallık olduğu muğlâk görülmektedir (Arslan, 2016, s.292).

3. 2. Tiranlık

Aristoteles, yönetim biçimlerinden monarşinin doğru şekli olarak krallık kelimesini kullanırken, monarşinin yanlış şeklinin ifade etmek için ise tiranlık kelimesini kullanmaktadır. Söz konusu yönetim şekli Aristoteles’in kötü olarak nitelediği bir yönetim şeklidir (Aristoteles, 2009, s.91). Aristoteles tiranlığın farklı şekillerinden bahsetse de temelde onu monarşiden sapma olarak ifade etmektedir. Aristoteles’e göre tiranlık tek kişinin yararını gözetmektedir. Tek kişinin yararını gözeten bu yönetim biçiminde ise keyfilik söz konusudur. Yönetici istediği zaman kanunları kendine göre şekillendirmekte ve canı nasıl isterse öyle yorumlamaktadır. Halk tiranı istememesine rağmen o hala yönetimde kalmayı sürdürmektedir. Aristoteles’e göre özgür bir insanın bu yönetim şeklinden kaçınması gerekmektedir. Özgür bir insanın söz konusu yönetim şekline tahammül edemeyeceğini ifade etmektedir(Aristo 2009; Demir, 2020, s.98-99).

Aristoteles tiranlık için: “İnsanlar bu türden insanların kendilerini yönetmelerine kolay kolay razı olmazlar, zorla ya da hileyle iktidarı ele geçirirlerse de ona krallık değil tiranlık olacağını söylemektedir (Aristoteles, 2009, s.189). Burada geçen ifadelerden anlaşılacağı üzere halkın isteği ve iradesi dışında yönetimi ele almak tiranlık olarak ele alınmaktadır.

3.3. Aristokrasi

Aristokrasi kelime olarak en iyilerin yönetimi anlamına gelmektedir (Jones, 2006, s.430). Aristoteles bu yönetim biçiminde yöneticilerin yukarıda ifade edildiği gibi toplumun en iyilerinin olması gerektiğini söylemektedir. Bu yönetimin yol gösterici ilkesinin erdem olduğunu ifade etmektedir. Aristoteles aristokrasinin tüm vatandaşların ortak yarar için katkı verdiğini anlatmaktadır (Aristo, 2009, s.99). Aristoteles’e göre aristokrasi yönetiminde mutlak erdem sahibi kişilerin yönetici olması gerektiğini söylemektedir. Ayrıca Aristokrasi en iyilerin yöneticiliği olarak bahsedilmektedir. En iyileri ise mutlak erdem sahibi kişilerdir (Aristo, 2009, s.137). Aristoteles, aristokrasi yönetim biçiminde yöneticilerin servetlerine göre değil sahip oldukları niteliklere göre seçildiklerini söylemektedir. Niteliğe göre seçilen bu kişiler ellerindeki yönetim gücünü kendi servetlerini artırmak için kullanmaya başladıklarında aristokrasinin bozulacağını anlatmaktadır (Ağaoğulları, 2014, s.147). Böyle bir durumda bozulan aristokrasi oligarşiye evrilmekte ve belli bir zümrenin çıkarlarına hizmet eden bir niteliğe bürünmektedir. Aristoteles’e göre doğru bir yönetim biçimi olan aristokrasi bozularak yanlış bir yönetim biçimi olan oligarşiye evirilebilmektedir(Demir, 2020, s.100).

3.4. Oligarşi

Aristoteles’in en çok üzerinde durduğu yönetim biçimlerinden bir oligarşidir. Aristoteles oligarşide temel ilke olarak serveti ele almaktadır. Aritoteles oligarşiyi: “birkaç kişinin yönetiminin saptırılmış biçimi” olarak ifade etmektedir. Ayrıca Aristoteles “Oligarşik yönetimlerde meclise katılım için ciddi bir mülkiyet koşulu” olduğunu söylemektedir (Aristo, 2009, s.139). Aristoteles’e göre doğru bir yönetim biçimi olan aristokrasi bozularak yanlış bir yönetim biçimi olan oligarşiye dönüşmüştür. Çünkü oligarşide yönetimde buluna kişiler halkın çıkarlarını değil kendi çıkarlarını düşünmektedirler. Yönetimde bulundukları süre  içinde servetlerini artırmak için çalışırlar (Demir, 2020, s.100).

Aristoteles eserinde demokrasiyi ele alırken demokrasi ile karşılaştırmalı olarak ele almaktadır. Oligarşide yönetilenlerin kendini servetçe eşitsiz hissettiklerini ifade etmektedir. Aristoteles oligarşik yönetimin kendi içinde farklı türlerin olduğunu, bunların ise “ılımlıdan aşırıya doğru” olmak üzere dört’ ayrıldığını anlatmaktadır. İlk tür oligarşide mülkiyet yönetimde yer almanın temel şartıdır. Bir kişi mülk sahibiyse bu yönetim şeklinde yönetimde yer alabilir. İkinci tür oligarşide, mülkiyet sınırı oldukça yüksektir. Bu nedenle herkes yönetime gelemez ve çoğu yönetim kadrosu boş kalır. Buradaki yöneticiler boş kalan yönetim kısımlarını kendi aralarında paylaşarak doldurmaya çalışırlar. Üçüncü oligarşi türünde yönetim babadan oğula geçmektedir. Dördüncü tür oligarşide de görevler babadan oğula geçmektedir. Burada yasanın egemenliği yerine tamamen kişinin egemenliği söz konusudur. Aristoteles bu oligarşi türünü yönetici aile olarak da değerlendirmektedir (Aristo, 2009, s.134).

3. 5. Demokrasi

Aristoteles’in ele aldığı sapmış ya da doğru olmayan yönetim biçimlerinden bir demokrasidir. Demokrasi ve oligarşiyi karşılaştırmalı olarak ele almıştır. Aristoteles “oligarşide zenginlerin çıkarı, demokraside ise fakirlerin çıkarı söz konusudur” demektedir. Buradan anlaşılacağı üzere yönetim mülkiyet sahiplerinin ellerinde olursa bunu oligarşi olarak değerlendirmekteyken, yönetim mülkiyet sahibi olmayan kişilerin ellerinde olursa da bu yönetim anlayışını demokrasi olarak değerlendirmektedir (Aristo, 2009, s.99). Aristoteles bu tanımları aristokrasi ve demokrasi tanımlarını yaparken mülkiyet temelli bir yaklaşım sergilemiştir. Aristoteles’in özgürlük merkezli olan demokrasi yönetim anlayışına karşı olmasının nedeni belki de erdem temelli bir devlet yönetimi anlayışı benimsemesidir. Çünkü demokrasi yönetim şeklinde erdem temel kısas değildir. İlgili toplumda yaşayan herkes yönetime katılma hakkına sahiptir. Demokrasi yönetim anlayışının benimsendiği toplumda bütün yurttaşlar yönetime katıldığı kabul edilmektedir. Diğer taraftan Aristoteles, demokrasiyi mülkiyet ve yasa kısaslarına göre sınıflandırmaktadır. Buradaki sınıflandırmaya göre demokrasinin birinci türünde yönetimde yer almak isteyen kişi belirli bir mülke sahip olması gerekmektedir. Söz konusu mülk yüksek meblağlarda olmasa da istenen bir durumdur. Bu tür demokraside istenen mülk kaybedilirse seçilme hakkı da kaybedilmiş olur. Demokrasinin ikinci türünde ise her bir vatandaş seçilme hakkına sahiptir. Bu türde yasalar en büyük otoritedir. Demokrasinin üçüncü türünde ilgili toplumun vatandaşı olan herkes seçilebilmektedir. Demokrasinin bu 8 türünde yasalar en yüksek otoritedir. Demokrasinin son türünde vatandaş olan herkes seçilebilme hakkına sahiptir. Demokrasinin bu türünde en büyük otorite yasalar değil halktır. Bu tür demokraside halkın iradesi her şeyin üzerinde görülmektedir (Aristo, 2009, s.132-133). Aristoteles, toplumun ortak sağduyusu üzerine vurgu yapmakla birlikte, temelde yanlış yönetim biçimlerinde kitlelerin despotlaşabileceğini söylemektedir. Devletin yönetimi yasalara dayandığında hatipler ya da demogoglar bulunmamaktadır ve iyi yurttaşların yönetimi vardır. Fakat yasalar uygulanmadığında hatipler ya da demogoglar ortaya çıkmaktadır ve böyle bir durumda halkın kendisi tek bir despot gibi yönetimde bulunmaktadır(Aristo, 2009, s.133).

  • Politeia (Anayasal Düzen)

Aristoteles’in değindiği son yönetim şekli politeiadır. Aristoteles’e göre Politeia doğru yönetim biçimleri arasında yer almakta ve toplumun ortak yararını dikkate almaktadır. Politeia demokrasinin doğru şekli olarak anlaşılmaktadır. Bununla birlikte demokrasinin doğru biçimi olarak Politeiayı tanımlamak yetersiz kalacaktır. Aristoteles’e göre politeiayı demokrasi ve oligarşinin karışımı ya da iyi yönlerinin alınmış şekli olarak ifade edebiliriz. Bu yönetim anlayıında hem zenginlerin hem de fakirlerin çıkarları gözetilmektedir. Aristoteles’e göre yaşanabilir yönetim anlayışı politeaidır. Aristoteles’e göre orta sınıfın çoğaldığı anayasal düzen en iyi yönetim şeklidir. Orta sınıfın hakim olduğu yönetim anlayışında devletlerin ve kentlerin daha iyi yönetime olasılığı artmaktadır. Orta sınıf alt ve üst tabakadan birinin yanına gittiği zaman o tarafı ön plana çıkaracak ve toplumda aşırılıkların oluşmasının önün geçecektir. Bu dengeleme işlevinden dolayı orta sınıfların yönetimde yer alması olumlu olarak karşılanmaktadır. Halkın bir kısmının çok zengin olması ve diğerlerinin de fakir olması aşırılıkların ortaya çıkmasına neden olabilir. Tiranlık aşırı demokrasi ve ya aşırı oligarşi sonucunda ortaya çıkar. Bununla birlikte orta hallilerin egemen olduğu toplumlarda nadiren görülür (Aristo, 2009, s.143). Politeiada orta sınıf güç dengesinin elinde tutmaktadır.

Aristoteles devlet mümkün olduğu kadar benzer ve eşit insanlardan oluşmayı ister. Bu koşulu sağlayan toplum kısmı ise orta sınıftır. Böylece politeia aşırı mülk edinmenin olmadığı ve yasaların üstünlüğünün olduğu bir yönetim anlayışıdır. Aristotteles yasa temelli ya da kanun üstünlüğü üzerine politik düşüncesini temellendirmeye çalışan Aristoteles toplumun sağlam bir temele oturmasında yasa üstünlüğü üzerine kurulacağını ifade etmektedir. Aristoteles’in demogogların arkasından  sürüklenen toplum yerine yasaların ve kanunların üstün olduğu bir toplum öngörmektedir. Bu görüşü onu çağdaşlarından ayıran bir özellik olarak dikkat çekmektedir(Demir, 2020, s.104).

SONUÇ

Aristoteles’in siyaset, devlet ve insan üzerin ortaya koyduğu fikirler günümüzde de geçerliliğini ve özgünlüğünü korumaktadır. Aristoteles politika da erdemin üzerinde önemle durmuştur. Bu nedenle erdemli insanların halkın ortak yararını gözeteceğini, aksi durumdu hangi yönetim anlayışında olursa olsun erdemsiz insanların kendi çıkarlarını gözetmeye başlayacağını ifade etmektedir. Zaten böylesi bir durumu doğru yönetimden sapma olarak değerlendirmektedir. Aristoteles politik görüşünde orta sınıfın önemi üzerinde özellikle durmaktadır. Ona göre orta sınıf hem zenginlerin hem de fakirlerin aşırı uçlara kaymasını engelleyecek denge mekanizması görevini görmektedir. Aristoteles’in önemle üzerinde durduğu bir diğer husus ise yasadır. Ona göre yasaların geçerli olduğu devlet yönetimlerin de halkın ortak yararı gözetilebilir. Aksi durumda ise yöneticilerde keyfilik baş göstererek toplumda bozulmalar baş gösterir. Yasadan uzaklaşan ve yönetimdeki sapmaların devletleri yok ettiğini de söylemektedir. Aristoteles’e göre en iyi yönetim biçiminin oluşması için çıkarların ortak bir çerçeve de buluşması gerekmektedir. Aristoteles’e doğru yönetim şekilleri arasında en iyi olarak değerlendirdiği “politeia” yönetim anlayışında kamusal görevlerin dağıtımında adalet vardır. Bu yönetim anlayışında devletin iyiliği, yurttaşların mutluluğu, eşitlik ve özgürlük kavramları ön plana çıkmaktadır. Ayrıca orta sınıfın egemen olduğu yönetim anlayışlarının daha kalıcı ve faydalı olduğunu savunmaktadır.

 

KAYNAKÇA

Aristoteles (2009). Politika Bütün Yapıtları 3. Furkan Akderin (Çev). İstanbul:Say Yayınları.

Arslan, A. (2016). İlkçağ Felsefe Tarihi 3: Aristoteles. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Ağaoğulları, M. A. (2014). Sokrates’ten Jakobenlere Batı’da Siyasal Düşünceler, (Editör: Mehmet Ali Ağaoğulları), İstanbul: İletişim Yayınları.

Ağaoğulları, M. A. (1989). Eski Yunan’da Siyaset Felsefesi. Ankara: V Yayınları. Ersin, K. (1984). Çağdaş Siyasal Bilim, İstabul: Beta Yayınları.

Demir A. (2020). Aristoteles’in Siyaset Felsefesinde Polis-İnsan İlişkisi (Yayımlanmamış Doktora Tezi). İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul. lrwin,

H. T.(1988). Aristotle’s First Principles, Oxford: Clarendon Press. Jones, W. T. (2006). Batı Felsefesi Tarihi, Birinci Cilt, İstanbul: Paradigma Yayınları. Strauss, L. (2000) Politika Felsefesi nedir? Solmaz Zelyüt Hünler (Çev). İstanbul, Paradigma Yayınları.

Raynoud, P. & Rials, S. (2017). Siyaset Felsefesi Sözlüğü. İsmail Yerguz, Necmettin Kâmil Sevil, Emer Ergun ve Hüsnü Dilli (Çev). İstanbul: İletişim Yayınları. Zaidman,

L. B. (1992). Religion in the Ancient Greek City, Trans. By Paul Cartledge, Cambridge: Cambridge University Press.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here