İdlib Stratejisi 

Tüm olumsuzluklara ve provokasyonlara rağmen Türkiye, sınır ve iç güvenliğine yönelmiş tehlikelere karşı ASTANA ruhuna uygun bir anlayış temelinde yeni güvenlik alanını şekillendirmeye devam ediyor.
Kendi sınır hattının ileri karakolu olarak güvenliğinin önemli bir ayağını oluşturan İdlib ’te önemli mesafeler kaydeden ve bunu diplomatik düzleme aktararak Suriye’nin geleceğinde garantör ülke olarak sorumluluklarını artıran bir Türkiye var.
Muhaliflerin tümünün terörist olduğu yönündeki suçlamalardan kaçınan ve daha gerçekçi davranan Rusya imajınının bu noktaya gelinmesinde önemli bir payı mevcut olduğunu ve insani felaketlerin önlenmesi yolunda AB ile uzlaşma zeminine gelen Türkiye ve Rusya ikilisinin ellerinin güçlendiğinin altının çizilmesi gerekiyor.
Ancak Tahran zirvesi sonrası farklı bir evreye evrilme eğilimi gösteren ASTANA ruhuna çeki düzen vererek kararlılığını sahada gösteren ve kendi gözlem noktalarını güçlendiren ve bunu uluslararası hukuk zemininde yapan Türkiye’nin gün geçtikçe artan bir sorumluluk altına girdiğini gözardı etmemek gerekiyor. 
Soçi Zirvesinde İdlib Bölgesinde Silahsızlandırılması Kararlaştırılan Bölge | Kaynak: SuriyeGündemi
“Gerginliği azaltma bölgesi içinde silahlardan arındırılmış bölge” uygulaması bunun en somut göstergesi. Bu uygulamanın; müşterek istihbarat merkezleri ile desteklenen,güvenlik yoğunluğu artırılmış, insani hareketleri kontrol altına alma ve terörist unsurları etkisiz hale getirme bölgesi olarak devam edeceğini öngörebiliriz.
Bu, Rusya ve NATO üyesi Türkiye’nin NATO üyesi bir ülke ile MÜMBİÇ’te yapamadığı koordineli devriyeleri, özel operasyonlar olarak silahtan arındırılmış bölge içinde görebileceğimiz anlamına geliyor. Yani daha yoğun ve askeri derinliği olan ancak kırılganlık derecesi yüksek ikili bir çaba ile karşı karşıya olacağız.

 

Nitekim zirve sonrasında imzalanan “İdlib Gerginliğin Azaltılması Bölgesindeki Durumun İstikrarlaştırılmasına İlişkin Mutabakat Zaptı” çerçevesinde“ mutabakata yönelik ihlallerin tespitini ve engellenmesi” konusuna vurgu yapan Sn. Erdoğan’ın üçüncü tarafların provokasyonlarına dönük bir ön alma ihtiyacı içerisinde olduğunu ve bu kırılganlığa işaret ettiğini gördük.
Türkiye’nin garantörlüğü ve liderliğinde gelişen bu bölgesel uzlaşma ve yeni Sadabad iradesi karşısında inisiyatiflerini kaybedeceklerini değerlendiren ve proksi kullanan bölgesel güçlerin mevzi saldırılarla gelinen noktayı değersizleştirmeye çalışabilecekleri klasik bir Ortadoğu senaryosu aslında.

Bu bağlamda Suriye’de bugüne değin olmadığı kadar askeri ve ekonomik olarak güçlenen PKK-YPG ikilisine özel önem göstermek gerekiyor. Gerek Suriye gerekse Rusya ve ABD ile geliştirdiği ilişkiler ve ABD tarafından getirilmeye çalışıldığı meşru zeminden uzaklaştırılması ve ülke genelindeki terörist gruplar arasında gösterilmesi ve yerel ilişkilerinin deşifre edilmesi önem arz ediyor.
Belki de bu deşifre çabasının ardından bölgede çok farklı tablolarla da karşılaşmamız ve Suriye’de huzuru derinden etkileyen faktörlerin tahmin edilenden çok daha farklı olduğunu görmemiz mümkün olabilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here