1. Dünya Savaşından sonra İngiltere’nin bölgeden çekilmesi ile tamamen bu bölgeye yerleşen ABD, Arap yarımadasını geçtiğimiz yüzyıl içinde şekillendirme yönünde önemli bir mesafe aldı. Arap Baharı sonrasında ise bu çabalarını bölgenin kuzeyinde Irak ve Suriye’yi merkez almak suretiyle, uzun süredir altyapısını hazırladığı Doğu periferide İran-Afganistan- Pakistan, Batı periferide ise Mısır-Lübnan-Ürdün-Filistin hattında şekillendirme çabalarına girişti.

Bölgenin şekillendirilmesinde bölgesel bir nüfuz aracı olarak Demokratikleşme-Özgürleştirme ve Güvenlikleştirme politikalarını kullanan ABD bölgesel araçları ve proksilerini daha güçlü bir biçimde sahaya sürdü. Bu yanında bölgenin etnik ve mezhepsel parçalanmışlığı bölgenin hassasiyetlerinin rahatça istismar edilmesine zemin hazırladı.

Bu bağlamda ABD’deki yönetim değişikliği sonrası beklenen değişiklikler gerçekleşmediği gibi bölgede Rusya’nın varlığı ile şekillenen yeni bir dinami oluştu. Pekçok fay hattının kesiştiği coğrafyada ABD’nin yeni bir yaklaşıma ihtiyacı vardı ve şu anda onu yapıyor.

Neo-Liberal bir dış politik açılımla şekillendirilen bu coğrafyada bölgesel aktörleri kullanarak ve bu aktörleri öne sürerek geliştirmeye çalıştığı süreçte; gerek İsrail gerekse Suudi Arabistan’ı kullanmak suretiyle Şii etki alanında önemli kazanımlar elde etti başta Irak olmak üzere nüfuz alanları yarattı.

Bunun yanında DAEŞ’le yaratmış olduğu boşluklara kendi istediği aparatları yerleştirmeye başladı. Hatta PKK ve PYD’yiekildenşekile girebilen amorf terör örgütleri haline dönüştürdü.

Bu terör örgütlerinin ve proksilerin sahadaki mobilizasyonunu sağlayan ABD, gelişen durumlara göre pekçok terör örgütünden onlarca konfigürasyon oluşturdu, askeri deyimle hareket tarzları geliştirdi. Tüm bu girişimlerin arkasında yatan ise bölgede İsrail lehine doğu ve batı aksını kesen;

1.Konsolide edilebilir

2.Kontrol edilebilir,

3.Ticarete elverişli, kaynakları kullanılabilir, özerkliğe sahip şehir devletleri ve özerk alanlardan oluşan bir saha yaratmak amacı yatıyor.

Türkiye bu süreçte yürütmüş olduğu 2 büyük harekatla bu terör örgütlerini DAEŞ dahil görünür kıldı. Ve ortaya NATO üyesi pek çok ülkeyle terör örgütlerinin ilişkisi ortaya çıktı. Türkiye bu terör örgütlerinin aynı zamanda ne kadar zayıf olduklarını da Dünya’ya göstermiş oldu ve yukarıda belirtilen amaçların önüne set koydu.

Bu bağlamda ABD, uzun bir süredir ilişki halinde bulunduğu bu terör örgütlerini başka alanlara kaydırarak esirgeme ve önleme harekâtınagiriştiğini söylemek mümkün.  Membiç’deki uzlaşma zeminin altında yatan da bu zaten. Yani bu unsurları başka bölgelere kaydırıyor.

Gidebilecekleri yer fazla değil. Membiç’dekilerin bir bölümünü Fırat’ın doğusuna, Fırat’ın doğusundakilerin bir bölümünü Deyrizor ve Rakka bölgesine, Türkiye hududuna yakın 11 kamp bölgesindekileri de Sincar Bölgesine kaydırıyor.

Türkiye ise derinliğine bir harekâtla bu teröristlerin alandaki hareketini önlemek ve yerel kaynaklarla irtibatını kesmek maksadıyla Kuzey ve Güneydoğu hattında nihai hedefi Kandil dağı yaklaşma güzergâhı ve söz konusu dağ blokundaki kritik arazi arızaları olan bir harekâta devam ediyor.

Türkiye aynı zamanda İDLİB’deki varlığı ve harekâtıyla hem çok yönlü bölgesel ve küresel güvenliğe, hem Irak ve Suriye’ninüniter yapısına, soydaşlarının huzuruna hem de yeni Sadabad İradesi ve ruhunun sürdürülebilir olmasına hizmet ediyor. Bir başka deyişle Türkiye doğu-batı ve kuzey-güney aksında sahadaki mobil proksiler için engelleyici bir güç olarak hareket ediyor.

Bu noktada tarafların Türkiye’nin bu konumunu gözardı etmek suretiyle ve İDLİB’i bahane ederek yeni Sadabad iradesini yıkmaları sadece ABD’nin işine gelir. Proksilerin sahada mobilize serbest radikaller haline dönüşmelerinin uzun dönemli yıkıcı sonuçlarına kimse katlanamaz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here