Giriş

Pakistan, İran, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan ve Çin tarafından çevrelenmiş olan Afganistan; jeopolitik konumu itibarı ile dünyanın en önemli kesişme noktalarından birinde bulunuyor. M.Ö. 600 civarında Belh şehrinde Zerdüştlüğün ortaya çıkması Afganistan’ın yazılı tarihinin de başlangıcıdır. Uzun bir dönem Afganistan tarihi, Türk tarihi (Samaniler, Gazneliler, Selçuklular, Harzemşahlar, Moğollar, Timurlular ve Safeviler) içinde şekillenmiştir. Bu durum Ahmet Şah Abdali’nin 1747 yılında Afganistan devletini kurmasına kadar bu şekilde devam etti.

İngiliz yayılmacılığına karşı, 1838-1928 arasında üç savaş yaşandı. İngiltere, 1838 ve 1879 yıllarındaki iki savaşta da görece yenilgiye uğramıştır, 1919 yılının Mayıs ayında Afganistan’da İstiklal Savaşı olarak ünlenen üçüncü Afganistan-İngiltere savaşı başladı. 18 Ağustos 1919’da İngiltere Afganistan’ın bağımsızlığını tanıdı.

Mezarı İstanbul’da olan Emunallah Han, Atatürk’ün dostuydu ve aydınlanma yanlısıydı. İngiliz kışkırtmasıyla 1928 yılında başlatılan ayaklanma ile modernleşme yanlısı Emanullah Han devrildi. İngilizler yarattıkları etnik ayrımcılık, kabilecilik ve yapay sınırlar ile Keşmir de olduğu gibi Afganistan’da bugün de yaşanan sorunların temellerini attılar. Pakistan’ın 1947’de bağımsızlığını kazanması ile Peştunlar iki ülke arasında bölünmüş, bu durum Peştunistan meselesini doğurmuştur. Böylece kabile meselesi siyasi-ideolojik boyuta taşımıştır. Afganistan emperyalist oyunların merkezinde olmaktan kurtulmamıştır.

1980’lerde Sovyetlere karşı cihatçı direnişin örgütlendiği ülke terörün ve uyuşturucunun merkezi haline gelmiştir. 2001 yılında çokuluslu güçlerin savaş alanı haline gelen Afganistan’da, Şubat 2020’de imzalanan ABD-Taliban Anlaşması ne anlama geliyor? Bu makalede Afganistan’ın geleceğini sorgulayacağız.

Afganistan’da Etnik Durum

Öncelikle Afganistan’ın bir millet olamadığını, durumun bir anomi olduğunu söylemeliyiz. İslam birleştirici bir unsur olarak görülebilirse de mezhep farklılıkları bunu da engellemektedir. Nüfusun % 98’inden fazlası Müslüman olup, bunun yaklaşık % 70-80’inin Sünni, % 20-30’unun Şii olduğu kabul edilmektedir. Anayasa’da resmen 14 etnik grup tanınmaktadır. Ana etnik aktörler Peştun (%45), Hazara (%25), Tacik (%20) ve Özbekler (%10) şeklindedir.

Bu etnik çeşitlilik, aralarında birleştirici bir merkez olmadığından ciddi sorunlara yol açmaktadır. Ülkenin bağımsızlığından bugüne neredeyse 100 yıl geçmiş olmasına rağmen tüm etnik grupların kabul edeceği milli bir kimlik şekillenememiştir. Afganistan’da iktidara gelmenin yolu tıpkı Arap ülkelerinde olduğu gibi kavmiyetten geçer ve kavimler siyasi hayatta tayin edici bir role sahiptir.

Kabilelerin ideolojik boyut kazanması Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan’ın bağımsızlıkları sonrası güçlenmiştir. Ancak, bu etnik gruplar arasında Hazaralar yalnız ve desteksiz kalmıştır. Hazara Türkleri ülkede nüfusun %25’ni oluşturan ikinci etnik grup olmalarına rağmen etkin değiller ve dışlanmışlardır. Bunun Afganistan’daki öncelikli nedeni Şii olmalarıdır. Taliban ve IŞİD terör saldırıları Hazaraları da hedef almıştır. Hazaraların büyük kısmı, 1890 yılından itibaren kendilerine yönelik katliamlar nedeniyle Afganistan’dan kaçmak zorunda kalmışlar ve bir kısmı İran’ın Horasan, Pakistan’ın Belucistan ve Hindistan’ın çeşitli bölgelerinde yaşamaktadır. Afganistan’da tek hâkim kavim/etnik grup olan Peştunların Hazaralara karşı ırkçı ve ayrıştırıcı yaklaşımları vardır. Türk olmalarından dolayı İran’ın da baskısı altındadırlar.

Afganistan’da Ekonomi ve Sosyal Hayat

Afganistan, doğal kaynaklar açısından zengin yataklara sahiptir; petrol, doğalgaz, kömür gibi enerji kaynaklarına; bakır, krom, demir, altın, gümüş, tuz gibi mineral ve maden rezervlerine sahiptir. Bunlara cam, seramik, inşaat, kimya ve gübre sanayinde kullanılan diğer mineral ve madenler eklenebilir. Afganistan’ın yaklaşık 1 trilyon dolar değerinde keşfedilmemiş madeni kaynağa sahip olduğu değerlendirilmektedir. Uzun yıllardır devam eden savaş ve istikrarsızlık ülkenin ekonomik gelişimini özellikle madenciliği engellemiştir.
Etnik ayrımcılık, savaş lordları, uyuşturucu ticareti, yönetimin her kademesinde rüşvet ülkenin en büyük sorunları içindedir. Afganistan, dünyanın en yoksul ülkelerinden biridir. Hâlâ köylü karaktere sahip olan 28 milyonluk Afganistan nüfusunun % 73.7’si köyde, % 16.5’i şehirde, % 8.6’sı ise göçebe hayatı yaşamaktadır. Ülkenin yaklaşık yarısı konut ve elektrikten mahrumdur. İşsizlik oranı % 25’lerdedir. Dış yardımları azalması ekonomiyi daha da kötü hale getirmektedir. Bütün bunların ötesinde asıl önemli mesele yolsuzluktur. Yönetimin her kademesinde yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvet çok yaygın ve aleni yapılmakta, devlet ve ordu adeta suç örgütü gibi kurumsallaşmış durumdadır. Afganistan genelinde cehalet, çocuk istismarı ve insan hakları ihlalleri yaygındır.

Afganistan’da Uyuşturucu Karteli

Afganistan denilince akla gelen diğer bir konu uyuşturucu merkezi olmasıdır. Dünyadaki tüm haşhaşın yaklaşık % 90’ı Afganistan kaynaklıdır. Dünya uyuşturucu piyasasının yıllık ihtiyacı 5 bin tondur. Oysa Afganistan’da yılda 10 bin ton üretim yapılmaktadır. Yani 1 yıllık üretim 2 yıllık eroin ihtiyacını veya 3 yıllık morfin ilaç ihtiyacını karşılamaktadır. Bu da tüm dünya ölçeğinde uyuşturucunun ucuzlaması ve yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Dağıtım zincirinde Türkiye ve Karadeniz kuzeyindeki güzergâh ve PKK bağlantılarına da yer verilebilir.

ABD ve NATO harekâtından sonra Afganistan, dünyanın uyuşturucu üretim merkezi ve en çok uyuşturucu kullanan ülkesi haline geldi. Güvenliğin ABD’nin ve İngiltere’nin sorumluluğunda olduğu Halmand, Kandehar, Zabul gibi güney ve güneybatı bölgeleri uyuşturucunun % 80’inin bulunduğu yerlerdir. Afganistan’ın yıllık uyuşturucu ticareti 70 milyar doları aşmaktadır. Bu paranın büyük bir kısmını uluslararası uyuşturucu mafyası almakta, Afgan köylüler adeta karın tokluğuna çalıştırılmaktadırlar. Afganistan’da devlet de bu alanda tüm kurumlarıyla uyuşturucu mafyası gibi çalışmaktadır. Önde gelen birçok komutan ve yetkili bizzat bu işin içindedir. Taliban da bu işten nemalanmaktadır. Sadece uyuşturucu ekiminden aldığı vergi ve zekât geliri yılda 500 milyon doların üstündedir.
Afganistan’da 2001 yılına kadar neler oldu?

1947 yılında Pakistan kurulunca, Afgan yöneticileri bu ülke topraklarında yaşayan Peştunlar için özerklik istemeye başladı. Pakistan’ın kuzeyindeki Peşaver bölgesi, Taliban ve terör örgütleri tarafından yığınaklanma ve üs olarak kullanılmaya başlandı. Sovyetler, Afganistan ve Pakistan arasındaki Peştunistan sorununda Afganistan’ın yanında yer aldı. 27 Aralık 1979 tarihinde Sovyet ordusunun Afganistan’a girmesiyle Afganistan’da yeni bir dönem başlamış oldu. Tüm Afganistan’da ayaklanmalar ve cihat dönemi olarak bilinen uzun bir direniş dönemi başladı. Sovyet ordusunun 1989’da ülkeden çekilmesiyle birlikte mücahitler, Peşaver’de bir hükümet kurup, Afganistan’a saldırmaya başladılar. İktidar mücadelesi, Taliban’ın ortaya çıkıp yönetimi tamamen ele geçirmesine kadar devam etti. 1996 sonbaharına gelindiğinde başkent Kabil hiç direniş göstermeden Taliban’ın eline geçti.
El Kaide lideri Usame bin Ladin’in Afganistan’da olması Taliban’ı uluslararası toplum ile karşı karşıya getirdi. ABD, ülkesinin Afrika’daki elçiliklerine 1998’de düzenlenen bombalı saldırılardan ve 11 Eylül saldırılarından Bin Ladin’i sorumlu tuttu. Taliban’ın Bin Ladin’i

koruyarak ABD’ye teslim etmeyi reddetmesi ABD’nin Afganistan’a saldırmasına neden oldu. 7 Ekim 2001’de ABD ve müttefiklerinin Sonsuz Özgürlük Operasyonu (Operation Enduring Freedom) adıyla Afganistan’ın işgali başladı. Kabil, Taliban’ın geri çekilmesiyle 14 Kasım 2001’de düştü. Hamid Karzai, 22 Aralık 2001’de Kabil’de yönetimin başına geçti. Bugünlerde Taliban hükümetinin konuşlandırdığı ve desteklediği El Kaide’ye karşı 18 yıldır yürütülen mücadelede yeni bir safhaya gelindi.

ABD-Taliban Anlaşması

29 Şubat 2020’de ABD ve Taliban arasında imzalanan barış anlaşması, ABD birlikleri, NATO ve uluslararası birliklerin Afganistan’dan çekilmesi için önemli bir kilometre taşıdır. Anlaşma kapsamında; ABD 14 ay içerisinde 12.000 kişilik kuvvetini çekmeyi taahhüt etti. Buna karşılık Taliban, Afganistan topraklarını kullanan El Kaide ve diğer terör gruplarının ABD ve müttefiklerine karşı terör saldırılarını, eğitim, kaynak toplama gibi faaliyetlerini önlemeyi taahhüt etti.

Amerikalılar, çekilmeyi ‘şartlı (conditions-based)’ olarak değerlendirmektedir. Anlaşmanın önemli maddeleri şunlardır;

(1) ABD kuvvetlerinin sayısı 135 gün içinde 13.000’den 8.600’e inecek ve 14 ay içinde yani 30 Nisan 2021’e kadar bu süreç tamamlanacaktır. ABD, hâlihazırda çekilmenin Haziran 2020’de tamamlandığını iddia ediyor.

(2) Taliban ve Afgan hükümeti arasında esir ve tutuklu değişimi ile ABD’nin Taliban üyelerine karşı uyguladığı yasağın 27 Ağustos 2020’ye kadar kaldırılması;
– İlk ilerleme 17 Mayıs 2020’de Afgan Devlet Başkanı Ashraf Ghani ile rakibi Abdullah Abdullah’ın anlaşması oldu. Uzlaşmada ABD’nin 2020’deki verilecek 1 milyar $ yardımı askıya alması ve 2021’de yapılacak 1 milyar $ yardımı kesmesi tehdidi etkili oldu.
– Haziran ayında Afgan devleti 3000 Taliban mahkûmu salıverdi.
– Anlaşmaya göre Afgan Devleti 5000 Taliban mahkûmu, Taliban’da 1500 Afgan askerini 10 Mart 2020’ye kadar salıvermesi gerekiyordu. Afgan devlet başkanı Haziran ayında 2000 mahkûmun daha salıverileceğini duyurdu.

(3) Taliban’ın diğer grupların terör faaliyetlerini önlemesi.
Anlaşmanın gizli ve paylaşılmayan Ek’inde uygulamayı açıklayan güvenlik dereceli işlemler bölümü var.

Kabil’deki Afgan hükümet temsilcileri bu görüşmelere katılmadı. Kabil hükümeti için 2001 yılından bu yana karmaşık bir durumda olan siyasi, ekonomik ve sosyal kazanımları dengelenmek kolay olmayacak.

Afganlar arası görüşmeler 10 Mart 2020’de başlayacaktı ama 2019 yılındaki Afgan başkanlık seçimlerinde liderler arasında yaşanan uyuşmazlık ve tutuklu değişimi ile ilgili sorunlar nedeni ile başlamadı. Devlet başkanı Ghani ve onun rakibi Abdullah Abdullah, Mayıs 2020’de bir anlaşma imzaladı ve Haziran 2020’de önemli miktarda tutuklu değişimi yapılarak görüşmelerin başlatılması için uygun bir ortam oluşturuldu.

Taliban’ın Kabil/Afgan hükümeti ile görüşmeye başlaması önemli bir adım olmakla birlikte savaşın bitirilmesini garanti etmemektedir. ABD’nin çekilmesi sonucu bu sürecin nasıl işleyeceği, sonuçlarının ne olacağı, savaşın yeniden başlayıp başlamayacağı belirsizliğini korumaktadır.

ABD, NATO ve uluslararası güçlerin tam çekilmesi ve yardımın kesilmesi; Afgan hükümetinin devrilmesi ve Taliban’ın yeniden kontrolü sağlamasına yol açacaktır. Yapılan

değerlendirmelere göre, Taliban 2001’deki konumundan daha güçlü bir askeri güce sahiptir ve daha fazla bölgeyi kontrol altında tutmaktadır.

Taliban ve Afgan Devleti arasında yapılan görüşmelerden nasıl bir sonuç çıkacağı ve çatışmaların durup durmayacağı belirsiz. Afgan Devlet başkanı 1990 öncesi yaşanan sorunların benzerinin ABD çekildikten sonra da yaşanmaması için Afgan Hükümetinin Afganların haklarını sınırlayan herhangi bir anlaşmayı imzalamayacağı sözünü verdi. Buna karşın, Taliban’ın tavrı ve açıklamaları net değil. Taliban döneminde yaşayan ve o dönemi hatırlayan özellikle kadınlar endişeli. Buna karşın Aralık 2019’da yapılan kamuoyu anketine göre de halkın büyük bölümü (%79’u) her ne olursa Taliban ile barış görüşmelerinin yapılmasından yana, yani Afganlar bedeli ne olursa barış istemektedir.

Afganistan’da Askeri ve Güvenlik Durum

Haziran 2020 itibarı ile NATO liderliğindeki Afganistan Görevi’nde (Resolution Support Mission-RSM) 8.000’i Amerikalı olmak üzere 16.000 askeri personel bulunmaktaydı. RSM, Afgan Silahlı Kuvvetleri’ne (ANDFS) eğitim, danışmanlık desteğinde bulunmakta ve 2015’den bu yana ülkenin bütününde güvenliği kontrol altına almasına katkıda bulunmaktadır. ANDFS’nin mevcudu Ocak 2020 rakamlarına göre 281.000’dir.
ABD’nin Afganistan’ın yeniden yapılanmasında görevli müfettişinin (SIGAR) Ocak 2019 raporuna göre; Ekim 2018 de paylaşılan şehirlerde Afgan hükümetinin kontrol ve etkisi %53’dür. Bu değerler SIGAR raporlarının başladığı 2015’e göre en düşük düzeydedir. Bu dönemde şehirlerin %12’si teröristlerin kontrol ve etkisi altında, kalanın %34’ü çatışma bölgesindeydi.

Afgan Devlet başkanı Ghani, ABD’nin mali desteği olmazsa ordularını 6 aydan fazla destekleyemeyeceklerini açıkladı. SIGAR raporlarına göre, ABD Kongresi, 2002 -2019 yılları arasında 89 milyar $ mali yardım yaptı. 2014’den beri de ANDFS’ye (%75’i ABD’den) yılda ortalama 5-6 milyar $ yardım yapıldı. Ancak, SIGAR raporlarında ANDFS hakkında pek çok olumsuz değerlendirme var;

– Afgan Ordusu’nda (ANDFS) devamlılık yok, %35 kadarı her yıl terk ediyor.
– Eğitim çok kısa ve eğitimin kalitesi düşük.
Taliban, IŞİD ve El Kaide..

Taliban’ın lideri Haibatullah Akhundzada, müminlerin Emiri olarak bilinmektedir. Yönetim şekli, kendilerine özgü Afganistan’ın İslami Emirliği olarak tanımlanmaktadır. Taliban liderliğinin, gösterdiği olumlu değişimle geçmişe göre daha uzlaşmacı ve uyumlu yapıya büründüğü görülmektedir. Taliban, 60.000 kişilik aktif bir kuvvet yapısıyla büyük şehirlerde yüksek düzeyde saldırılar yapabilecek güçtedir. ABD yetkililerinin büyük çoğunluğu, Taliban’ın askeri dengeleri göz önünde bulundurarak, Afgan hükümetine büyük bir tehdit oluşturmadığını düşünmektedir. ABD, bu varsayımla kuvvetlerini çekmeyi düşünürken, bu dinamik ve dengeler kısa sürede değişebilir.

Afgan IŞID’ına gelince; ISKP (Islamic State-Khorasan Province) olarak bilinen ISIS-K’nın 2.000-4.000 arasında bir kuvveti olduğu düşünülmekteydi. 2019 yılı sonunda ABD, ANDFS ve Taliban’ın yaptığı saldırılar sonucunda ISIS-K’nın gücü azaltıldı ve önemli liderleri öldürüldü. Bölgede hala Taliban ile ISIS-K arasında kontrol mücadelesi sürmektedir. Mayıs 2020’deki Kabil hastane saldırısında olduğu gibi ISIS-K eylemlerine devam etmektedir.
Taliban’ın El Kaide’nin Hindistan kolu ile irtibatlı olduğu ve düzenli görüş alışverişi yaptığı BM tarafından da rapor edilmiştir. El Kaide, ABD-Taliban Anlaşmasını küresel

militanlığın bir zaferi olarak görmektedir. Bu da beraberinde Taliban’ın anlaşma kapsamında El Kaide’nin Afganistan’da ki eylemlerine engel olacak nasıl bir mekanizma geliştireceği ve bunları önleyeceği konusunda kuşkular ortaya çıkarmaktadır.
Afganistan-Pakistan ilişkileri..

Pakistan’da milyonlarca Afgan göçmen bulunmakta ve iki ülke arasındaki etnik sorunlar özellikle sınır boyunca gerginlik yaratmaya devam etmektedir. Pakistan’da büyük ve eylemci bir Peştun azınlığı var ve etnik Peştunların yönettiği bir Kabil istiyorlar. BM raporlarına göre, Taliban çekilince 2 milyon göçmen Afganistan’a döndü ancak halen Pakistan’da 1.4 milyon Afgan mülteci bulunmaktadır. Afganistan’daki terörist gruplara onlarca yıldır verdiği destek ve özellikle Pakistan gizli servisinin Haqqani Network üzerindeki destek ve yönlendirmeleri iki ülke ilişkilerini olumsuz etkilemektedir. Afgan liderleri ve ABD, terörist grupların doğrudan veya dolaylı olarak desteklenmesi ve üslenmesi konusunda Pakistan’ı suçlamaktadır.

Pakistan, 2020’de Afganistan’daki uzlaşmayı desteklediğini açıklamış ve desteğin yapıcı ve sınırlı olduğunu ifade etmiştir. Pakistan, zayıf ve istikrarsız bir Afganistan tercih etmektedir. Öte yandan, Hint-Afgan yakınlaşması bölgede ilginç bir denklem olarak ortaya çıkmaktadır. Pakistan, Afganistan ile yakınlaşmasından dolayı Hindistan tarafından stratejik olarak kuşatılma korkusu yasamaktadır. Hindistan, Afganistan’ın yeniden yapılanmasında en büyük katkı sağlayan ülke olmakla birlikte, askeri olarak herhangi bir ilişki kurmamıştır. Buna karşın Taliban, Hindistan karşıtı grupta yer almaktadır.

Afganistan’da Çin ve Rusya Faktörü

Çin’in Batıyla bağlantılı kara ve demiryolu projelerinin Afganistan güzergâhında kesintiye uğramamasını istemektedir. Çin, Afgan hükümeti ve Taliban’la kuvvetli ilişkiler geliştirmekte ve Pakistan’la da uzlaşma yolları aramaktadır. Afganistan’ın sahip olduğu büyük petrol ve doğal gaz ile madenleri, Çin’in ilgisini çekmektedir. Afganlar, Çin ve Hindistan’ı geleneksel ve güvenilir dost olarak görmekteler. Çin’in Afganistan ve Pakistan arasında uzun yıllardır devam eden sorunlarda arabulucu olması bu güvenin kaynağıdır.
Rusya, özellikle Orta Asya bölgesinde istikrarın sağlanmasına önem vermektedir. Rusya’nın yaklaşık 3.5 milyona yakın iş gücü Kırgızistan, Tacikistan ve diğer ülkelerden karşılanmaktadır. Bu kapsamda, Afganistan’da da önceliği ülkede istikrarın ve güvenliğin sağlanmasına vermektedir. Afganistan’dan Rusya’ya iki önemli tehdit bulunmaktadır; uyuşturucu trafiği ve radikal İslamcı örgütler. Taliban’ı hala terörist grup olarak tanımlamakla birlikte, görüşmeye ve ilişkiler kurmaya devam etmekte, barış sürecini desteklemektedir.

NATO Güçlerinin Çekilmesi

ABD-Taliban anlaşması gereğince; ABD, NATO ve diğer Afganistan’da kuvvet bulunduran ülkeler Afganistan’dan çekilme sürecine devam etmektedirler. Hedef, Nisan 2021 sonudur. Bu kapsamda;

– ABD, konuşlandığı birçok ileri üssü söndürmüş ve söndürmeye devam etmektedir. Kandahar üssündeki varlığını Ekim 2020 sonuna kadar en alt düzeye indirecek, Bagram üssünü kullanmaya devam edecektir. Buna karşın İran’ı doğudan kuşatan Herat üssünde de yığınaklanmasını artırmaktadır.
– Almanya, Mezar-ı Şerif’teki çerçeve ülke sorumluluğunu Nisan 2021’e kadar devam ettirecek, Kabil’de de birlik bulunduracaktır.
– Türkiye’nin Kabil’de NATO görevi bitse bile kalmaya devam etmesi stratejik öneme sahip bir karar olacaktır. Önümüzdeki süreçte Kabil Havaalanı’nın NATO, BM ve diğer
uluslararası güçlerin merkezi olması öngörülmekte, mevcut kapasiteyi artırmak için inşaat ve planlama faaliyetleri devam etmektedir.
– İtalya, Herat’da bulunmakta ve Nisan 2021 sonuna kadar göreve devam etmeye karar vermiştir. ABD de bu üssü İran’a karşı kullanmak istemektedir.
Kasım ayında yapılacak NATO Bakanlar toplantısında Nisan 2021’den sonra nasıl bir yapı olacağı karara bağlanacaktır. NATO görevinin yeni bir adla devam edebileceği yönünde çalışmalar da yapılmaktadır. NATO, askeri varlığını daha aza indirgeyerek, daha çok BM ve diğer uluslararası kuruluşlarla birlikte ülkenin yeniden yapılandırılması ve istikrarın sağlanması rolünü seçebilir. Ancak, önceki görevlerden alınan sonuçlara bakarak, kuvvet bulundurmanın, kaynak harcamanın Afgan halkına barış sağlaması, refahının artırılmasına ciddi bir katkı sağlamayacağı da öngörülebilir.

Kasım ayında yapılacak ABD başkanlık seçim sonuçlarının ABD politikalarında ve Afganistan siyasetine olan bakışında önemli bir değişikliğe yol açmayacağı düşünülmektedir.
Emperyalizmin kucağındaki Afganistan..

Afganistan’ın;
– Çin-Hindistan-Rusya arasındaki stratejik konumu ve İran’a komşu olması,
– Orta Asya, İran, Azerbaycan petrol ve doğal gaz kaynaklarını ve ulaştırma hatlarını kontrolü,
– Hint Denizi’ne yakınlığı ve kontrolü gibi özellikleri nedeniyle;
ABD, NATO ve uluslararası güçlerin Afganistan’ı terk etmeyecekleri, kuvvet ve varlık bulundurmaya devam edecekleri, bölgedeki güç ve etkinliği Rusya ve Çin’e bırakacak bir ortama izin vermeyecekleri değerlendirilmektedir.
ABD-Taliban yakınlaşması ile Yeşil Kuşak projesinin bir benzeri olarak, Taliban’ın İran’a karşı yapılacak bir harekât ile bölge ve çevre ülkelerde ABD politikalarının yürütülmesinde bir vasal güç (vekâlet savaşçısı) olarak da kullanılabileceği öngörülebilir.
Anlaşmada belirtilmediği halde, dünya afyon üretiminde ön sırada olan Afganistan’ın bu durumu değişmeyecektir. Kabileler, savaş lordları ve terör örgütleri üretim ve dağıtımına devam edeceklerdir. Özetle, dost Afgan halkının kaderi gene değişmeyecektir.

Sonuç

Türkiye, Afganistan’ın elini sıkıca tutmalıdır.

Afganistan, Türk Cumhuriyetleri ile bağları, stratejik konumu, ipek yolu, ulaştırma hatlarının kontrolü gibi konular da Türkiye için daha da önem kazanacaktır. Afganistan’la tarihsel ilişkilerimiz göz önünde bulundurularak, yeniden bir millet olarak, kendi kimliğini kazanmasına politik, askeri, ekonomik ve sosyal yönden önemli katkılar sağlayabiliriz. Bunun dışında, Atatürk ve Cemal Paşa dönemindeki misyonun devam ettirilerek; Afganistan’ın devlet yapısının oluşturulması, ordu, eğitim ve sağlık alanlarında ülkenin modernleşmesine katkıda bulunabilir. Afganistan’ın yeniden yapılandırılmasında çok büyük işbirliği imkânları vardır. Son olarak, Atatürk döneminde başlatılan dostluk girişimine benzer şekilde Afganistan, Pakistan, İran ile ortak ekonomik ve sosyal bölgesel işbirliği örgütü kurulabilir, buna Azerbaycan, Irak ve Suriye’nin de dâhil edilmesi düşünülebilir.

Sait Yılmaz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here