11 Şubat 1979’da İslam Devrimi’ni gerçekleştiren devrimciler hem Şah’a bağlılık yemini eden Erteş’e güven duyulmadığı için elde edilen zaferlerini muhafaza etmek hem de devrimi ihraç etmek için, 5 Mayıs 1979’da özünü gönüllü İslami devrimci komitelerinin oluşturduğu Devrim Muhafızları Ordusu’nun kurulduğunu ilan ettiler.
İran’ın güvenlik politikalarının uygulanmasında baş aktör konumunda olan Devrim Muhafızları Ordusu, içerisinde birçok kuvvet bulundursa da Kudüs Güçleri ve Hatem-ül Enbiya Yapım Karargâhı ayrı bir önem arz etmektedir.

Devrim Muhafızları Ordusu’nun Terör Listesine Alınması
Zaman zaman rejimle eş anlama gelebilen Devrim Muhafızları Ordusu, 8 Nisan 2019 tarihinde Trump yönetimi tarafından terör örgütü listesine alındı. Trump, dönemin DMO Genel Komutanı Ali Caferi, DMO İstihbarat Birim Başkanı Hasan Tayyib ve DMO Kudüs Güçleri Komutanı Kasım Süleymani gibi DMO ile ilişkili kişileri, ABD Hazine Bakanlığı ise 13224 sayılı kararname ile DMO’yu yaptırım listesine almıştı fakat ABD’nin bir ülkenin ordusunu terör örgütleri listesine alması ise ilk oldu.
Bu girişimin nedenini yine Trump’ın açıklamalarında bulabiliyoruz; “Bu adım, İran rejimine yönelik maksimum baskımızın ölçü ve kapsamını önemli ölçüde genişletecektir. DMO ile iş yapmanın ve destek sağlamanın riskini açık bir şekilde ortaya koyuyor. DMO’ya destek verirseniz terörizmi finanse etmiş olursunuz.” Böylece İran’a karşı uygulanan baskılar sadece ekonomik anlamda değil rejimin güvenliğini de kapsamış hale geldi.

İran tarafı ise ABD Merkez Kuvvetlerini (CENTCOM) ve ABD’nin Orta Doğu’daki güçlerini terör örgütleri listesine aldığını duyurdu. Bölgede sıcak gündem oluşturan bu gelişmelerin ardından henüz sıcak çatışma gerçekleşmedi ancak bu gelişmeler bölgenin istikrarını tehdit etmeyecek gibi de durmuyor. Özellikle Suriye gibi her iki ülke askerinin de bulunduğu ülkelerde olumsuz gelişmeler yaşanabilecek gibi gözükmektedir.
İran’ın, Suriye’deki Etkinliği
2011 yılında Arap Baharı’nın Suriye’ye sıçramasıyla, İran’ın Ortadoğu’daki önemli müttefiki olan Esed rejimi devrilme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. İran, Esed’in isteği üzerine ilk önce Suriye rejiminin ordusuna danışmanlık yapacak komutanlar, onlar yetersiz kalınca da DMO askerlerini Suriye’ye göndermiştir.
Fakat kendi askerlerinin ölüm haberleri artınca Kudüs Güçleri Ordusu’nun desteğiyle Afgan ve Pakistanlı mültecilerden; Haşdi Şabi ve Hizbulllah gibi örgütlerden topladığı birçok Şii’yi milis grupları altında toplayarak rejim safında savaşmak üzere Suriye’ye göndermiştir. ABD için İran’ın Suriye’deki nüfuzunun iki önemli tehlikesi vardır.

İlk olarak İran’ın Suriye’de etkin güç hâline gelmesinin, ABD ve ABD’nin müttefiklerinin çıkarlarını tehdit etmesidir. İkinci husus ise Rusya ile beraber Esed rejimini ayakta tutan İran’ın, Suriye krizinin çözümüne engel olarak görülmesidir.
İran’ın Suriye’den çıkarılması hâlinde böylece Rusya’nın Suriye’deki etkinliği tartışılır hâle gelecektir. Buradan da anlaşılacağı üzere ABD’nin ve bölgedeki müttefiklerinin tüm menfaatleri İran’ın Suriye’den çıkarılması üzerine inşa edilmiş durumdadır.
Suriye Özelinde Yaşanabilecek Gelişmeler
DMO’nun terör örgütü listesine alınmasıyla Suriye’de yaşanabilecek iki önemli gelişme var:
İran’ın himaye ettiği Şii milis gruplar ile ABD’li askerler ve yine ABD’nin himaye ettiği PYD/PKK milisleri arasında Suriye’de sıcak çatışmalar yaşanabilir. Deyr ez-Zor’a bağlı ve 2017 yılında Fatimiyyun Tugayı ve Suriye Ordusu’nun birlikte ele geçirdiği İŞİD’in Irak sınırındaki son toprak parçası olan şu anda Şii milislerin ağırlıkta bulunduğu Ebu Kemal şehri, yerel kaynaklara göre Trump’ın kararının ardından ABD desteğiyle PYD/PKK tarafından saldırıya uğrayacaktı. Böylece Beyrut, Şam, Bağdat ve Tahran irtibatı kesilmiş olacaktı.

İran tarafı bölgeye Irak sınırı tarafından hem Haşdi Şabi milis güçlerinin sevkiyatını hem de petrol taşıyan 50 tankerin de yer aldığı askeri bir sevkiyat gerçekleştirdi. Irak sınırından geçip Ebu Kemal üzerinden Deyr ez-Zor’a giden petrol tankerlerini ABD ve koalisyon uçakları bombaladı ve birçok DMO militanı hayatını kaybetti. Ayrıca bölgeye yüzlerce ABD’ye ait araç, kamyon, tank ve zırhlı araç bulunan askeri sevkiyat gerçekleşti.
Fakat SDG Sözcüsü Mustafa Bali ise Twitter hesabından İran destekli güçlerin yönettiği Ebu Kemal’e saldırı planlarının olmadıklarını açıkladı. Henüz PYD/PKK ile DMO arasında sıcak çatışma meydana gelmemişse de ABD’nin, PYD/PKK ile birlikte İran’ın Suriye ve Lübnan’a askeri sevkiyatının önüne geçebilmek için Suriye’deki Irak sınırına askeri operasyonlar düzenlemesi beklenebilir.

İkinci bir önemli sonuç ise, Suriye’nin yeniden inşası sürecini etkileyecektir. DMO’nun ekonomik uzantısı olarak kabul edilen Hatem-ül Enbiya Yapım Karargâhı, petrol, gaz ve petrokimya, altyapı ve sanayi, tarım, yol ve şehircilik, su ve enerji, madencilik, sağlık, mühendislik ve proje danışmanlığı gibi çeşitli alanlarda etkin bir konumdadır.
Karargâhın çatısı altında 2500 kadrolu, 5000 taşeron işçi çalışmaktadır. 812 şirketi bünyesinde bulunduran Karargâh yaklaşık 500.000 kişiye istihdam sağlayabilen İran ekonomisi içerisinde oldukça güçlü bir konuma erişen kurum haline gelmiştir.
Esed’i ayakta tutabilmek için miktarı bilinemeyen tutarlarda harcamalar yapan İran tarafı sekiz senenin sonunda sona yaklaşıldığı varsayılan Suriye İç Savaşı’nın sona ermesinin ardından başlayacak yeniden inşa sürecine başka taraflar da dahil olmadan, Suriye’nin istikbalinde uzun vadede yer almak istemektedir. Savaş sırasında enkaza dönen ülkenin tekrar ayağa kalkabilmesi için hem alt yapı hem de üst yapı çalışmaları gerekecektir.

İran adına bu çalışmaları yürütebilecek şirketler arasında Hatem-ül Enbiya Yapım Karargâhı bulunmaktadır. ABD, DMO’yu terör örgütleri listesine almasıyla, DMO’nun uzantısı Hatem-ül Enbiya Yapım Karargahı’nın yarının Suriye’sinde yer almamasını da sağlanmış olacaktır. Buna pastayı tek başına yemek isteyen Rusya tarafı da destek verecektir. Yani Trump’ın bu kararı üzerinden İran’ın Suriye özelinde hem askeri yapısı hem de ekonomik yapısı tehdit altına alınmıştır.
İran-ABD Arasındaki Gerginlik Kimin İşine Yarar?
İran-ABD arasındaki gerginlik, akla ilk gelen Körfez’deki ABD’nin müttefiği olan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’dir. ABD-Suudi Arabistan ve BAE bölgede İran’a karşı sıkı işbirliği içerisine girmiştir.
İran’ın saldırmazlık paktına net cevap vermeyen Suudi Arabistan ve BAE, ABD’nin İran’a karşı uyguladığı yaptırımları desteklemektedir. Petrol zenginliğini korumak ve İran’a karşı Körfez’de gücünü artırmak ve üstünlüklerini göstermek isteyen Suudi Arabistan ve BAE, ABD’nin askeri destekleriyle ve İran’ı ilk olarak iç ekonomi açısından bertaraf edip dış politikada etkisiz kılmaya çalışmaktadır.

Suriye’ye sınır olan Suudi Arabistan, Suriye’nin yeniden inşaasında öncülük yapmak istemesinde ve İran’ın Suriye üzerinde ki etkisini kırmak isteyerek bölgesel konularda söz sahibi olmak istemektedir.
Sonuç Olarak;
İktidara geldiği günden beri, nükleer anlaşmadan çekilip İran’a yeni yaptırımlar koyarak İran’a karşı oldukça sert bir politika izleyen Trump yönetimi, zaten yaptırımlar listesinde olan DMO’yu terör örgütleri listesine almasıyla birlikte Tahran’a uygulanan baskıların dozajını daha da artırmış oldu. Artık her iki ülke ordusu da birbirini karşılıklı terör örgütü olarak görürken, Hürmüz Boğazı’nda ve Suriye’de yaşanılan son gelişmeler, bölge istikrarını tehdit etmektedir.
İran TV programlarında ABD uçak gemileri ve askeri üslerinin fotoğrafları veya videoları gösterilerek iki ülke arasında savaş çanlarının çaldığına işaret etmektedir. Al Jazeera televizyonuna konuşan İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Tahran’ın Washington’la gerginliği artırmak istemediğini ancak Hürmüz Boğazı’nın güvensiz hale getirilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi.

ABD tarafı da henüz DAEŞ ile eş tuttukları DMO’ya karşı herhangi bir saldırı girişiminde bulunmamıştır.  Ayrıca ABD, dünyada gelişen teknolojiler nedeniyle (özellikle elektrikli otomobiller vb.) bu zamana kadar depoladığı petrollerini yüksek bir fiyat ile dünya ülkelerine satma amacı da güdebilir.
Özetle, 2020 seçimlerine hem İsrail’in ve Körfez ülkelerinin desteğini artırarak girmeye hem de iç politikada yaşanılan sıkışıklıktan kurtularak girmek isteyen Trump, giderek ABD baskısını artırarak İran’ı müzakere masasına oturtmak istemektedir. İran ise, müzakere masasına oturmadıkça hem ekonomik anlamda hem de güvenlik alanında tehdit altında olmaya devam edecektir.
İlerleyen süreçte yaşanabilecekleri Tahran yönetiminin alacağı kararlar etkileyecektir, bu nedenle İran’ın bu dönemde sürdüreceği politikalarını iyi izlenmesi gerekiyor.

Muhammed Sefa Doğan, Uludağ Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here