ABD-İran İlişkileri 

İran, dünyada bilinen rezervlerinin 2/3’üne sahip olan Orta Doğu, Orta Asya ve Kafkaslar üçgenin tam ortasında yer alan, okyanuslara açılan, Hürmüz boğazı gibi dünya petrollerinin %30’nun geçtiği bir boğaza sahip olan jeopolitik önemi oldukça yüksek bir ülke.

ABD-İran ilişkilerinin kırılma noktası ise 1979 İran’da yaşanan İslam Devrimi’yle yaşandı. Devrim’e kadar olan dönemde İran, -Musaddık dönemi hariç- ABD’nin önemli bir müttefiki konumundaydı. Daha sonra uzunca süre iki ülkenin ilişkileri düşmanca seyretti. ABD’nin İran politikası düşman paradigması üzerinden geliştirdi ve İran’ı baskı altında tutarak, rejimi çökertmeye çalıştı. ABD’nin Soğuk Savaş sonrası artan bir şekilde problemleri ortaya kaldırmada bir ‘araç’ olarak askeri güç ve ekonomik yaptırımları kullanma teşebbüsleri, günümüzde İran-ABD ekseninde gerilimin artmasına sebep oldu.

ABD 1998 yılında yayınlamış olduğu güvenlik stratejilerinde İran’ı, nükleer silah elde etmeye çalışma, terörizmi destekleme ve İsrail’i tehdit etme, Ortadoğu barışını ve Irak’ta demokrasiyi sabote etme gibi nedenlerle, tehdit olarak gördüğünü ve şer ekseni olarak nitelendirdiği ülkeler içerisinde sıraladı. Ardından yaşanan 11 Eylül saldırılarıyla iki ülkenin ilişkileri de olumsuz etkilendi. Barack Obama yönetimi döneminde imzalanan nükleer program ikili ilişkilerde bir umut yaşansa da Trump yönetiminin görevi devralmasıyla ABD-İran ilişkilerinde tekrar gerilmeler başladı.

İlişkilerdeki Gerilim

ABD ve İran arasındaki gerilimler yalnız İran ekonomisini etkilemekle kalmadı, hemen yanı başındaki komşusu Türkiye’de bu durumdan oldukça fazla etkilendi.

ABD ve İran arasındaki ilişkilerin tarihi seyrine baktığımızda oldukça gerilimli bir tablo karşımıza çıkıyor. Obama yönetiminin 2015’te Fransa, Almanya, İngiltere, Rusya ve Çin’le birlikte İran’la imzalamış olduğu nükleer anlaşmasıyla ilişkiler biraz normalleşmiş, İran üzerindeki yaptırımlar kaldırmıştı. ABD’deki 8 Kasım 2016 seçimlerinde Donald Trump yönetiminin göreve başlamasıyla birlikte İran-ABD ilişkilerinde tekrar gerginlikler yaşanmaya başlamıştı.

ABD ilk olarak Ekim 2018 tarihinde İran’a karşı yaptırımları duyurdu. Daha sonra diğer müttefiklerin tekliflerine rağmen tek taraflı olarak İran nükleer anlaşmasından ayrıldı, Nisan 2019’de Devrim Muhafızları’nı terör örgütü olarak tanıdığı açıkladı. İran ekonomisinin hatırı sayılır bir bölümünü elinde tutan Devrim Muhafızları’nın terör örgütü olarak kabul etmesiyle birlikte İran’ın petrol ihraç etmesi gittikçe zorlaşmaya başladı. 2 Mayıs 2019 itibariyle birlikte, Ekim 2018 tarihli ikinci yaptırımlarında aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 8 ülkenin muafiyetlerinin son bulduğunu açıkladı.

ABD’nin hedefi, ekonomisi hidrokarbonlara dayalı enerji malları üretimi ve ihracatına bağlı olan İran’ı bu gelirlerden mahkum ederek, deyim yerindeyse İran’a diz çöktürmek istemekti.

Türkiye’ye Etkisi

Trump yönetiminin yürürlüğe sokacağını duyurduğu yaptırımlar içerisinde en önemli konu İran’ın para, altın, ham petrol ve petrol ürünlerinin ticareti oldu. Bu ticari kalemler’in Türkiye’ye olan etkisi ise doğrudan.

Türkiye ülkede enerji üretimi olmadığı gibi yetersiz fosil kaynak yapısı ve enerji verimliliğinin düşük seviyede olması, gelişmekte olan yapısı ve sürdürülebilir kalkınmasının kapsamında, enerji ihtiyacı her geçen gün artan bir ülke. Türkiye, tükettiği enerjinin %31 gibi büyük bir oranını petrolle karşılamakta. İran hidrokarbon rezervleri de Türkiye’nin kaynak çeşitlendirmesinde çok önemli bir yer tutuyor.

İran’dan enerji satın alamayan Türkiye, Rusya ve Irak’a ağırlık veriyor ve Moskova’ya karşı eli zayıflıyor.

Bir diğer konu da Türkiye’nin İran dışında bir ülkeden ürün alması hem yol hem de işleme maliyetinin artması demek oluyor. Tüpraş rafinerisi İran ile uyumlu, rafinerinin kapalı kalıp yenilenmesi de oldukça ciddi bir maliyet olarak karşımıza çıkıyor.

İstanbul için diğer önemli bir konu ise, ABD’nin İran’dan alınan petrol muafiyetlerini durdurması, eğer diğer ülkelerde bu uygulamayı kabul eder ve Rusya’ya yönelirse İstanbul ve Çanakkale boğazlarında yoğunluk yaşanmasına neden olacak.

İran’a karşı uygulanan bu yaptırımlar, petrol piyasalarını da etkileyecek, petrol fiyatları yukarı doğru çıkmasına neden olacak ve Türkiye’nin ithalat dengesi üzerinde de etkisi olacaktır.

Burada Türkiye’yle ilgili ifade edilmesi gereken bir nokta da İran’dan doğalgaz ithaliyle ilgilidir. Doğal gaz ithali yaptırımlar yer almıyor. Türkiye, doğalgaz ithalinin yaklaşık olarak %15’ini İran’dan temin etmekte eğer yaptırımların içerisinde doğalgaz da yer almış olsaydı Türkiye’nin durumu İran’dan daha zor olabilirdi.

 

Dr. Fatma ÇALİK ORHUN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here