Uluslararası ticaret savaşları her geçen gün artarken, kur piyasaları da alevlenmekte. Dolar ve Euro piyasasının hızla yükselişe geçmesinden dolayı, gelişmekte olan bazı ülkelerde ekonomik buhran yaşanmaktadır. Finansal Terör, küresel ekonomik krizi de beraberinde getirmektedir. Neoliberalizm ekonomi piyasası, ulus devletlerinin zayıflayarak, çökmesine yol açmaktadır.
ABD’nin, Çin’e ve AB’ye karşı başlattığı ekonomik ve ticari savaş, küresel piyasalar da olumsuz etkilere yol açmaktadır. Orta Doğu’da savaşarak bir kazanım elde edemeyeceğini anlayan ABD, küresel ticaret piyasasında sürdürdüğü kapalı korumacı politikasını açığa çıkarınca, ortaya arka planda devam eden ticaret savaşı çıktı.
Küresel İflas Endeksi’nden çıkan sonuçlara göre Çin %10, İngiltere ve Fas %8, Romanya %7 ve Polonya %5 ile 2018’de iflaslarda en şiddetli artışı yaşayacak ülkelerden.
Türkiye’deki iflas oranlarında ise %4 düşüş olacağı söylenmektedir. Asya pazarı artık küresel ticaret merkezi haline gelecek.
Türkiye’nin Asya pazarından yaptığı ithalat, hızlı bir şekilde artmaktadır. Türkiye, bilişim ve teknoloji unsurlarını Vietnam’dan, kimyasal ve tekstil ürünlerini Hindistan’dan, petrol’ü ise İran’dan ithal etmektedir.
Finans Terörü’nün Mimarları: FED&BIS
20 yy’dan itibaren savaşlar, finans üzerinden de yönetilmiştir. FED (Amerikan Merkez Bankası) dünya’nın en güçlü finans merkezidir. FED, ABD’nin resmi bir kurumu olmayıp, 9 ailenin kontrolü altındadır.
FED’in faiz/kur operasyonları, küresel ekonomi çalkantılarına sebep olmakla beraberinde, küresel ekonomi gidişatının merkezidir. Amerikan halkını dünden bugüne içten içe sömüren FED’dir. ABD’de gerek bazı devlet başkanları, gerekse senatörler FED’e meydana okumuştur. Netice de FED’e karşı gelen isimler ya susturulmuş, ya da suikast sonucu öldürülmüştür.
ABD Kongre Üyesi Charles A.Linberg: ”FED Kanunu’nun, FED bankalarına verdiği büyük güç hükümetlerin halkın çıkarlarını savunmasını önlemektedir.”
ABD Kongre Üyesi Louis Mcfadden 10 Haziran 1932’de kongre de yaptığı bir konuşmada: ”Bazılarımızın zannettiği gibi FED şubeleri bir devlet kurumu değil. Biz ülkemizde dünyanın görüp görebileceği en yozlaşmış kuruma sahibiz. Bunlar tekelleşmiş özel şirketlerdir. Bunlar kendileri ve milletlerarası müşterilerinin menfaatleri için ABD halkını sömürürler. Bu ülke bunlar tarafından yönetilir.” ifadelerini kullanmıştır.
Gelişen Ülkeler’de Faiz ve Enflasyon Oranları
BIS (Bank For International Seetlements), merkez bankalarının bankasıdır. Dünya’daki tüm bankaları kontrol eder. BIS’ın kontrolünü de, FED’i yöneten bankerler sağlar. Küresel finans baronları, hedef aldığı ülkeyi finans ve siyasi gücüyle, BIS üzerinden baskı ve denetim altına alır. BIS, bağımsız bir banka olmayıp, küresel ekonomi piyasasını ve ticari yatırım bankalarını perde arkasından yönetir. Dünya’da 58 merkez bankası, sembolik hisselerle BIS’in ortağıdır.
ABD’li Prof. Carroll Quigley: ” Finansal kapitalizmi elinde tutan güçlerin esas maksadı, dünya sistemini ”özel kişiler” tarafından kontrol ederek, her devletin siyasi sistemine ve ekonomisine hakim olmaktır. Bu sistem feodal bir biçimde, gizli anlaşmalar,toplantılar,konferanslarla ve merkez bankaları vasıtasıyla kontrol edilmelidir.”
Yeni Ekonomi Modeli (YEP)
1. Ekonomik Dengelenme: Tüketim kaynaklı büyümenin yerine, sürdürülebilir bir büyümenin sağlanması hedefleniyor. Bu kapsamda atılacak adımların 2019’da tamamlanması öngörülüyor.
2. İstikrarlı Büyüme: Stratejik büyüme alanlarının tespit edilmesi ve bu alanlarda adımlarda atılması planlanıyor. Ayrıca belli sürelerde atılan adımlar için de denetim mekanizması getiriliyor.
3. Daha Adaletli Paylaşım: Özellikle vergi gibi adaletsiz yaratan sistemlerin yeniden yapılandırılması.
OVP Hedefleri
Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyet Dönemi Ekonomi Politikaları
Osmanlı Türkiyesi ve Cumhuriyet Türkiyesi dönemlerinde, ekonomi ve ticari alanda doğru yanlış ve zamanlı zamansız birçok politika izlenmiştir. Dönem dönem gayri ciddi adımlarda atılmıştır.
Bunlardan bir kaçına örnek verilirse; Osmanlı İmparatorluğu döneminde 1838 yılında imzalanan Baltalimanı Antlaşması ile milli ekonomi yabancıların eline geçmiştir.
Osmanlı, ilk dış borcunu 1854 yılında almıştır. Alınan borç 3.300.000 İngiliz lirasıdır. 1854-1875 yılları arasında 18 kez dışarıdan borç almıştır. Yine aynı dönemde 1856 yılında, Islahat Fermanı’ndan sonra yabancılara toprak satışı serbest bırakıldı.
Bunun üzerine 1856’da TİME Dergisi şunları yazmıştır:
”Toprak mülkiyeti hakkının yabancılar tanınması, Türk ve Anadolu topraklarına yapılan yatırımların ve sermayenin teminat altına alınmasıdır. Bu bir diplomatik başarıdır. Batı sermayesi bu toprağa nüfuz etmeli ve ona sahip olmalıdır.”
Yine bir alıntı. Falih Rıfkı Atay’ın ”Batış Yılları” adlı eseri (1913);
”Her türlü ticaret,ithalat ve ihracat,çarşılar,dükkanlar Hristiyanların elindeydi. Çiftçi, tüm kazancını Hristiyan bankerlere veriyordu. Her ay maaş vermek için, borç almak zorundaydık. Şartlar her defasında daha pahalıydı. Halk yığınları, medrese hocalarının hükmü altındaydı. Daha doğrusu biz Türkler, %90 kendi ortaçağımızın miskinliği ve körlüğü içinde pinekliyorduk.”
Cumhuriyet Türkiyesi’nde de 1939-1950 İnönü politikaları, 1980’de Demirel-Evren-Özal tedbirleri ve 1995 yılı sonunda Çiller ve Demirel’in AB ile imzaladığı Gümrük Birliği Antlaşması ekonomimizi olumsuz yönde etkilemiş, hapsetmiştir. Cumhuriyet Türkiyesi döneminde ilk dış borcu İsmet İnönü 1947’de ABD’den almıştır. Alınan borç 200 milyon dolar’dır.
Yabancı Yatırımcıların Etkisi ve Finansal Terör
Yabancı yatırımcıların, Türkiye’de ekonomik ve siyasi kriz öncesinde yatırımı iptal edip,terk etme durumu daima yaşanmıştır. Bunu Osmanlı döneminde de gördük. Milli bankalarımıza az miktarda yatırım yapan yabancılar, milletimizin bankadaki varlıklarını kontrol eder hale gelmiştir. Bankacılık sektörünün %60’ı, sigortacılık sektörünün %70’i yabancıların elinde olan bir ekonomi piyasasında, Türkiye’nin çizmiş olduğu yeni ekonomi modeli’nin (yerli ekonomi) kısa vade de başarılı olması mümkün gözükmemektedir.
BİST’in (Borsa İstanbul) yabancı yatırımcı payı %63. Bunun %32’si Amerika’lı yatırımcılardan oluşuyor. Amerika’lı yatırımcılar, BİST’in %20’sini kontrol ediyorlar.
Yabancılara toprak satışının artış göstermesi ve bazı devlet kurumlarında özelleştirmeye gidilmesi, milli ekonomimizi olumsuz yönde etkilemektedir. Bazı kurum ve kuruluşlar’ın yüksek miktarda ihracat yapıp, bunu başarı saymaları trajikomik bir durumdur. Artık 5 dolarlık ihracata karşılık, 6 dolarlık ithalat yapıyoruz.
Küresel Finans Oligarkları, sadece Türkiye olmamak üzere tüm Asya pazarındaki ülkelere diz çöktürme peşindedir. Bir Kuşak Bir Yol Projesi’ne dahil olan ve destek veren tüm ülkelere, ABD tarafından yaptırım ve ambargo uygulanmaktadır.
Asya pazarındaki ticaret hacminin büyümesi, ABD’nin yaptırımlarına rağmen ülkelerin ortak tavrı, Çin başta olmak üzere bir çok ülkenin globalleşmeye tırmanması; ABD için milli güvenlik meselesi haline gelmiş, tehdit oluşturmuştur. ABD’nin atom bombasından daha güçlü silahı dolar’dır. Dolar, Dünya’nın rezerv parasıdır. FED’in döviz operasyonları, İran’dan başladı ve tüm Asya pazarında yankılanacaktır.
Ülkelerin Döviz Rezervi ($)
Sonuç Olarak;
Türkiye’ye karşı başlatılan Finans Terörü’nü, Evanjelik Papaz Brunson’a bağlamak basit kaçar. Türkiye’nin Asya pazarına yönelmesi, Asya ülkeleri ile ilişkilerini güçlendirmesi ve Afrika açılımını sürdürmesi sözde müttefikimiz olan ABD’yi kuşkulandırmış,endişelendirmiştir. Türk Milleti’ni hedef alaraktan Sayın Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanı Erdoğan’a tehditler savuran ve ekonomimizi finans terörü ile yıpratmaya çalışan ABD Yönetimi’nin, Türkiye ile olan diplomatik ilişkileri artık düzelemez bir boyuta ulaşmıştır.
S-400, HalkBank Davası ve son olarak Papaz Brunson meselesini bahane ederek saldırgan tavırla hareket eden Trump ve ekibi’i, daha da püskürerek Suriye’de vekaleti olan YPG/PYD’ye yardımlarını arttıracak, döviz operasyonlarına devam edecek ve Türkiye’nin uluslararası arenada itibarını zedelemeye yönelik hamleler yapacaktır. Vekaleti (YPG/PYD/PKK) ile savaşırken, finans terörü (Dolar/Döviz) ile de savaştığımız ABD karşısında, hem ekonomik hem de siyasi alanda boyun eğmemeliyiz. Milli ekonomi piyasamız ve yerli bankalarımız cebren işgal altındadır.
”Bu kutsal ve vaat edilmiş topraklar silahsız bir Haçlı Seferi ile geri alınacaktır.”(1 Aralık 1831 tarihli bir misyoner talimatnâmesi).
Birinci Dünya Savaşın’da , merkezi krallıklar ve imparatorlukları yıktılar. İkinci Dünya Savaşın’da yıkılan imparatorlukların yerine ‘Ulus Devletleri’ni’ kurdurdular. Masa başlarında, cetvellerle haritalar çizdiler. Üçüncü Dünya Savaşı ilede ulus devletlerini yıkıp, yerine ‘Finans Devletleri’ni’ kurmayı planlıyorlar. Dünyada’ki para kontrolü Evanjelistlerin kontrolünde olduğuna göre, küresel ekonomik kriz çıkartmaları ve finans devletlerini yok edip ‘Tek Bir Dünya Devleti’ kurmaları, onlar için zor olmayacaktır.
Ülkemiz’e karşı yapılacak her türlü terörün, karşısında tek vücut olarak dimdik duracağımız aşikardır.
”Baykuştan pervâmız yok, biz şahinler sürüsüyüz.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here