Yunanistan’da savaş jeopolitiği adını verdiğimiz akım ‘’klasik jeopolitiği’’ özellikle de Alman Jeopolitik ekolünü izlemektedir.
Yunanistan’da Türk-Yunan ilişkileri hakkında en iyi bilinen görüş Kondilis’in 1990’larda açıkladığı tezlerde görülür. Kondilis de klasik Alman ekolünü izleyenlerden birisidir. Kondilis’in görüşleri, genel Yunan bakışı hakkında iyi bilgiler verir.

Bu tezleri anlamak için kilit noktalar şunlardır:
  • Nüfus patlaması gösteren ülke jeopolitik olarak güçlü algılanmaktadır.
  • Politika, savaşa göre şekillenmektedir. (Clausewitz’in savaş politikanın başka araçlarla devamıdır sözünü tersine çevirmiş)
  • ‘’Büyümezsen küçülürsün’’ Sınırlarının dışında siyasal hedefin yoksa komşun tarafından yok edilirsin anlayışı vardır.
Bunlar, İkinci Dünya Savaşı öncesinde Nazilerin anlayışlarının da temelini oluşturan düşüncelerdir. Carl Schmitt ve diğer Alman düşünürler, Yunan düşüncesini şekillendirmiştir.

Carl Schmitt

Kondilis’e göre, Yunanistan uzun yılların verdiği yıpranma ile bunların hiçbirini gerçekleştirememiştir. İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş ve diğer sorunlar Yunanistan’ı tıkamıştır.
Türkiye’de ise ‘’yarı aç yarı tok, ölmeye hazır derecede bağnaz, ataerkil olan kitleler, ne yaptığını iyi bilen, uzun vadeli ve soğukkanlı düşünen elitler tarafından’’ yayılmacılığa itilmektedir.
Dolayısıyla Yunanistan için ‘’barış uydu durumuna düşmek, savaş ise yıkım anlamındadır’’. Bu ikilemin üstesinden gelmek için cesaret gerekmektedir. Yunanistan için başka çare yoktur. Kondilis’in düşünceleri hakkında yazdıklarımız yeterlidir. Bu düşünceler determinist midir, şimdi bunu inceleyelim.
Determinist jeopolitiğe göre devletler aynı canlılar gibi sürekli genişleme ve büyüme içinde olmalıdır, bu doğrudur. Bunun aksi sönük duruma düşmek, yok olup gitmektir. Haushofer de bu ilkeyi savunarak bu ilkenin temelinin ‘’toprak, halk, ordu’’ üçlemesi olduğunu savunur. Yunan bakış açısını anlamak için Schmitt’e değinmeden geçmek olmaz.
Yunanistan, Türkiye’nin Nazilerin uyguladığı politikayı uyguladığını ve bunu yapmak zorunda olduğunu düşünürler zira ‘’savaşlar devletler için gereklidir çünkü düşman kendi varoluş biçiminin reddidir’’ Türkiye’nin zorunlu olarak ”yayılacağı”, Yunanistan’ın ise önünde iki seçeneğinin olduğu sonuçlarına vardık.

Bu gerçeklikleri Yunan Genelkurmayı da biliyor ve buna göre hazırlıklar yapıyor. Buna göre şu temel noktalarda birleşmek Yunan tarafı için en doğru olandır:

  • Caydırıcılığı ilk vuruş olarak tanımlamak
  • Uzun vadede Türkiye güç kazanırken Yunanistan kaybettiğine göre ilk saldıranın Türkiye olacağına inanmak
  • Sınırları dışında amaçları olmayan ülkenin yok olacağına inanmak

Bu anlayış Yunanistan’ı sıkıştırmakta, yeni ittifaklar kurma yoluna itmektedir. Gördüğümüz gibi, Türkiye’nin genel ”gücünü” Yunan tarafı da kabul etmektedir.

Yunan Ulusal Stratejisi’nin sahip olduğu unsurlar şöyle özetlenebilir:

  • Savunma Yeterliliği: Rakip devlete karşı yeterli insan gücünün ve savunma araçlarının sağlanması hedeflenmektedir.
  • Esnek Karşılık: Olası bir saldırıya karşı Yunan Silahlı Kuvvetleri’nin birden çok planı olmalıdır.
  • Ortak Savunma Bölgesi: Türkiye’nin güçlü olduğu kabul edildiğine göre ittifaklar kurmalı ve ortak savunma yapmalıyız anlayışı.

Doğu Akdeniz’de Müşterek Askeri Tatbikat Düzenleyen Ülkeler

Yunanistan, Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs’da beklenmeyen bir strateji izledi.
Bunu AB ‘’dengeleyici bağlılık stratejisini’’ olarak tanımladı. 1960’lardan sonra Yunanistan ordusu ‘’doğudaki tehdidi’’ bastırmak için çeşitli önlemler almıştır. Bunlardan ilki, askeri harcalamaları arttırmak olmuştur. 1970’lerden sonra Yunanistan askeri harcaması Avrupa’nın en yüksek harcamasıdır, NATO ortalamasının ise üstündedir.
Yunanistan’ın stratejisine dönelim. Bu strateji oluşturulmadan önce Yunanistan, Türkiye’nin önünü her anlamda kesmeye çalışıyordu fakat bunun bir kazan-kazan durumu olmadığı Yunanistan tarafından anlaşıldı.

Yani bir nevi Türkiye’yi sindirmeyi denemekten vazgeçtiler. Çünkü bunun sonuçları iki taraf için de iyi olmayacaktı. Yeni bir yol izlediler.
Bu yola göre Yunanistan, Türkiye’den AB tam üyeliği karşılığında Ege’de ve Doğu Akdeniz’de AB’nin isteklerine uymasını istiyordu. Kıbrıs federe bir devlet olacak, Ege’de ‘’AB normları’’ kabul edilecekti vs.
Sonrasında zaten AB görüşmeleri oldu, Kıbrıs için federasyon konuşuldu, hatırlarsınız. Avrupa değerlerini kabul etmiş bir Türkiye ‘’tahmin edilebilir, güvenilir’’ olacak, Yunanistan’a bir tehdit oluşturmayacaktı. Yani silahla değil, siyasi olarak sindirilecekti.
Kıbrıs için görüşmeler olduysa da bu durum Türkiye tarafından kabul edilmedi. Farklı olaylar Türkiye’deki siyasi atmosferi değiştirdi. Batı’ya yakın kişiler tasfiye edildi. Velhasıl kelam, Yunan planı gerçekleşmedi.
Bunun sonucunda, son iki yıldır neredeyse her ay Yunanistan çeşitli ülkelerle müşterek askeri tatbikat düzenliyor. Bu tatbikatlara İsrail ve Mısır gibi ülkeler de destek oluyorlar. Yani ilk bahsettiğimiz koşullara dönüldü. İki taraf da savaş gerçeğinin farkında.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here