Literatürde istihbarat; devletlerin ve milletlerin varlığını korumak ve geleceklerini teminat altına almak maksadıyla düşman veya düşman olması muhtemel şahıs, grup ve devletlerin  içinde bulundukları durumların, niyet, imkân, kabiliyet ve zaaflarını öğrenme yahut düşmanların bunları öğrenmesini, öğrenmek için gönderdiği casusları engelleme faaliyetlerinin tamamını ifade etmek üzere kullanılan genel bir tabirdir.

Arapça haber kökünden türeyen istihbar kelimesinin çoğulu olan istihbarat kelimesi; malumat, yeni öğrenilen bilgiler, duyumlar, bilgi toplama, haber alma şeklindedir. Bu faaliyetlerin en önemli unsurlarından biri olan yine Arapça cess kökünden türeyen casus kelimesi de gözetleyen, araştıran, düşmanın sırlarını öğrenip bilgi sızdıran, düşman içinde yıkıcı faaliyetlerde bulunan kişi şeklinde açıklanmaktadır.

İstihbarat faaliyetleri insanlık tarihi kadar eskidir. İlk İslam toplumlarında posta ve istihbarat faaliyetlerine berid, bu faaliyetleri yürütenlere de ehl-i berid denilirdi. Eski Türklerde ise muhatapları olan Çinlilerin istihbaratçılarına çaşıt ismi verilmekteydi.

20. yüzyılın başlarında yaşanan Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ile ülkelerin nefes alması ya da nefeslerini bir daha asla alamamalarına neden olan bu faaliyet, Soğuk Savaş dönemi ile zirve noktasına çıkmış ve savaş bitimi de artık eskisi kadar önemi kalmadığı tarzında iddialar sıkça dile getirilmiştir.

Soğuk savaştan sonra artık ülkeler belirli iki kutup değil yıkılan Sovyet düzeni sonrası tek kutup haline gelmiş Amerika’ya karşı kendi ulusları adına istihbarat faaliyetlerine daha fazla önem atfederek geniş çalışmalar yürütmüşlerdir.

Osmanlı Dönemi’nde İstihbarat Çalışmaları

Osmanlı padişahı Abdülmecit zamanında kurulmaya çalışılan ilk modern istihbarat çalışmaları yeterli faydayı sağlayamamış ve fazla bilinmemektedir. II. Abdülhamit’in; “Yabancı devletler kendi emellerine hizmet edecek kimseleri vezir ve sadrazam mertebesine kadar çıkarabilmişse, devlet emniyet içinde olamazdı. Doğrudan doğruya şahsıma bağlı bir istihbarat teşkilatı kurmaya, bu düşünce ile karar verdim.İşte düşmanlarımın Jurnalcilik dedikleri teşkilat budur.” diye kastettiği Yıldız İstihbarat Teşkilatı’nı kurmuştur. Bir başka beklentisi ise kendine karşı olan komploları ortaya çıkarmaktı. Faaliyetler sadece imparatorluk içinde yürütülmemiş Paris, Brüksel, Cenevre ve Londra’da da görevler ifa edilmiştir.

Osmanlı İmparatorluğuna karşı artan isyan, bağımsızlık girişimlerine karşı istihbarat ve espiyonaj çalışmaları daha da önem kazanmıştır. Üç kıtaya hükmeden imparatorluğun içine düşmüş olduğu aczi fark eden Harbiye Nazırı Enver Paşa tarafından modern bir istihbarat servisine ihtiyaçtan dolayı, siyasi birliği sağlamak, ayrılıkçı hareketleri önlemek ve yabancı devletlerin Ortadoğu’daki istihbarat ve gerilla faaliyetlerine karşı koymak amacıyla Teşkilatı Mahsusa diğer adıyla Umuru Şarkiye Dairesi kurulmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk tarafından çağdaş bir istihbarat teşkilatının kurulması yönünde verilen talimat ile Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın 6 Ocak 1926 tarihinde, Milli Emniyet Hizmeti Riyaseti (M.E.H/MAH) kurulmuştur.

İstihbaratın tek elde toplanabilmesi ve milli güvenlik politikasının hazırlanması amacıyla 22 Temmuz 1965 tarihinde TBMM 644 sayılı kanun ile kurumun adı Millî İstihbarat Teşkilâtı olarak değiştirilmiştir.

İçte ve dışta devletin ve milletin istikbaline kast edenler hakkında bilgi toplamak, yürütülen faaliyetleri önleyici görev yapan bu kurum, 15 Temmuz 2016 tarihinde darbe teşebbüsünde bulunan Fetullahçı Terör Örgütünün ana hedeflerinden biriydi.

Müsteşar Hakan Fidan sivil olarak gelmesine rağmen TSK kökenli birisiydi. Kuruma geldikten sonra İsrail kendisinden bir hayli rahatsızlık duyduğunu açık bir dille belirtmişti. Rahatsızlık duyan birileri daha vardı; FETÖ.

ByLock ve Eagle Uygulamaları

MİT ve FETÖ arasında karşılıklı satranç hamlelerini başlatan süreç Bylock ve Eagle uygulamalarına dayanıyor. Bylock’u oluşturup geliştiren FETÖ bunu şifreli bir sisteme dönüştürmüştü. Üç ayrı şifreleme sistemine sahip ByLock programına ancak bir kişinin referans olması ile girilebiliyordu. Uygulamanın arşivi bulunması nedeniyle kullanıcıların kimlik bilgilerine ve yaptıkları yazışmalara ulaşmak mümkün olmuştu.

MİT’in şifreleri kırdığını fark eden FETÖ mensupları Ocak 2016 tarihinden itibaren haberleşmelerini Eagle uygulamasına taşımışlardı. Programı dizüstü ve sabit bilgisayarlara yüklemişlerdi. Sinyal takibine yakalanmamak için cep telefonlarına indirmemişlerdi ve Eagle uygulamasında gerçek kimlik bilgileri kullanmamışlardı. Ancak bir Eagle kullanıcısı diğerine kod adı ve kod numarası vererek gizlilik sağlanmıştır.

Eagle programının ByLock programından farkı ise yaptıkları görüşmeler kaydedilmediğinden arşive sahip olmamasıdır. Eagle programını çözen MİT, kod numaraları üzerinden telefon numaralarına ulaşabilmiştir. Arşivi olmayan ve kod numarası üzerinden kullanıldığı için FETÖ harici PKK’nın da kullandığı tespit edilmişti.

MİT bu şifrelemeyi kırdıysa neden darbe girişimi önceden haber alınamadı sorusu sıkça sorulmaktadır. Şöyle ki, 17-25 Aralık hadisesinden sonra örgüt bu uygulama üzerinden iletişimini kestiği ve MİT’in ByLock’u keşfederek çözmesi Mayıs 2016 tarihine tekâmül ettiği ve FETÖ’nün Ocak 2016 tarihinden itibaren Eagle uygulamasında iletişime devam ettikleri, bu iki tarih arasındaki 4 aylık boşlukta darbe istihbaratının alınamadığı değerlendirmeler arasındadır.

Örgüt, MİT’i öylesine hedefe koymuştu ki, sözde MİT imamı, Türkiye imamına doğrudan bağlı bir hiyerarşileri bulunmaktaydı. Bu hiyerarşide Doktor Sinan kod adlı Murat Karabulut, MİT’ten sorumlu FETÖ imamı olarak uzun süre görev yapmış ve ABD’de yakalanıp görevinin deşifre olmasından sonra bu göreve Harun Doğan getirilmişti.

MİT Müsteşarı’nın Yargı Yoluyla Alınmaya Çalışılması

Tarihler 13 Ocak 2012’yi gösterirken BDP Diyarbakır İl Teşkilatında yapılan aramada ele geçirilen hard diskin incelenmesinde, Hakan Fidan ve Afet Güneş’in PKK’nın Avrupa ayağı yöneticileriyle yaptığı görüşmelerin ses kayıtları olduğu iddia edilmiştir.

Söz konusu ses kayıtlarından bir kısmının medya da yer alması nedeniyle evrak tefrik edilerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan, MİT Eski Müsteşarı Emre Taner, MİT Eski Müsteşar Yardımcısı Fatma Afet Güneş ve iki MİT görevlisi haklarında; PKK terör örgütünün faaliyetlerine mani olma kapsamında yaptıkları çalışmalar esnasında “görev tanımları ile bağdaşmayacak şekilde hareket etmek suretiyle PKK/KCK terör örgütü içindeki hiyerarşik yapıya dâhil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan soruşturmaya çağrılması, örgütün toplum tarafından da gözle görünen ilk saldırısı olmuştu.

7 Şubat 2012 tarihinde, Müsteşar ve iki personel hakkında, ifadeye gidilmemesinden dolayı yargı aracılığıyla ifade için bulundukları yerlerden alınma emri çıkarılmıştı.

Bu olaylar yaşanırken TBMM tarafından 17.02.2012 tarihli ve 6278 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle 2937 sayılı Devlet istihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 26. maddesinde bulunan “MİT mensuplarının görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan ötürü haklarında cezai takibat yapılması Başbakanın iznine bağlıdır.” ifadesi “MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin; görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı Kanunun 250. maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması Başbakanın iznine bağlıdır” şeklinde değiştirilerek, MİT mensuplarının soruşturulmasının Başbakanın iznine bağlı olduğu hükmü daha netleştirilmiştir. Daha sonra Başbakanlığın kaldırılmasından sonra kurum Cumhurbaşkanlığına ve soruşturmalar için onun iznine bağlanmıştır.

Savcı-Hâkim-Polis üçlüsünün kendi hâkimiyetlerini kurduklarını zannettikleri bir dönemde vites arttırarak hedefe MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı koymuşlardı fakat düşündükleri operasyon suya düşmüştü.

01.01.2014 İlk Durdurulan MİT Tırları

Hatay İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Astsubay çavuş olarak görevli H.A, HTS kayıtlarında ihbardan bir dakika önce görüştüğü ve aynı yerde görevli bir üsteğmen ile irtibatlı olarak, Antakya/Köprübaşı mevkiinde ankesörlü telefondan, kendisini Tahir KARA olarak tanıtıp sıradan bir vatandaş imajı çizerek, ismini vermediği bir terör örgütüne ait silahların, plakasını belirttiği araçlar içerisinde Hatay’ın Reyhanlı, Kırıkhan ve İslahiye ilçeleri üzerinden Kilis iline götürüleceğini Jandarma 156’yı arayarak belirtmiştir.

İl Jandarma Komutanlığı ihbarı Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığına bildirmiştir. Bu esnada MİT’e ait tır ve ona eşlik eden araç Hatay Emniyet Müdürlüğü Bölge Trafik Şube Müdürlüğü ekiplerince ihbardan kısa bir süre sonra durdurulmuştur. Yapılan kimlik taramasında MİT mensubu olduklarını gösteren kimlikleri ibraz etmeleri ile serbest bırakılmış ve Hatay Trafik Şube Müdürlüğü haberdar edilmiştir. Ardından bir jandarma üstçavuş nöbetçi Cumhuriyet Savcısını arayarak ihbarı ve gelişmeleri aktarmıştır.

Görevde yeni olan Kırıkhan Nöbetçi Cumhuriyet Savcısı, Başsavcıya durumu iletmiş ve başsavcının talimatıyla önce gözaltı sonra arama kararı talep yazısı hazırlanması emri vermiş ise de terör soruşturmalarında bağlı bulundukları Adana Cumhuriyet Savcısını aramasının ardından nöbetçi savcıyı arayarak Adana Savcılığının yetkili olduğunu belirtip arama kararını vermekten vazgeçmiştir. Nöbetçi savcıya durumu ilk haber veren üstçavuş talep yazısını hazırlayıp savcılığa gitmiş fakat olayın artık Adana Cumhuriyet Başsavcılığında olduğunu öğrenmiş ve Kırıkhan ibaresi silinerek Adana ibaresi eklenerek Adana’ya faks çekilmiştir. Arama kararı verilip faks gelince olay yerine gidilmiştir.

Olay yerinde Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı ile Cumhuriyet Başsavcısı ile Hatay İstihbarat Şube Müdürlüğünden görevli memurlar ile bir uzman çavuşun bulunduğunu, nöbetçi Cumhuriyet Savcısının daha sonra geldiğini ve MİT personeli ile tanışık çıktıkları ve sohbet ettikleri, aracın MİT’e ait olduğu ve görevlilerin de MİT personeli olduğu halde gözaltı kararının olmasını ve tırın aranmasında neden bu kadar ısrar edildiği konusunda şüpheye düştüklerini belirtiyor.

MİT personeli özel kanuna tabi olduklarını ve arama yapılamayacağına dair kanun maddesi gösterdiği halde, Adana Terörle Mücadele konusunda yetkili Cumhuriyet Savcısı doğru olmadığını ifade etmiş, olayın adli bir olay olduğunu kim ararsa arasın asla etki altında kalınmamasını, bakan dahil kim ararsa arasın telefonlara cevap verilmemesi talimatları vermiştir.

Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı tırın aranması yönünde teşebbüste bulunduğu ancak MİT görevlilerinin tırı aramalarına müsaade etmediği bilinmektedir. Hatay Cumhuriyet Başsavcısı, Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısına yaptığı işlemin hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Ancak Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı bu söylenenleri dikkate almayarak TMK 10. Madde kapsamında Adana Cumhuriyet Savcısının olay yerine gelene kadar şahısları ve araçları olay yerinde bekletmesine, Hatay Cumhuriyet Başsavcısı çıkışmasına, hukuki sonuçlarına katlanırım diye yanıt verdiği tutanaklarda belirtilmiştir.

Bu bekleme sırasında Hatay Valiliğince gönderilen “MİT görevlilerinin bağlı oldukları Kanuna göre personelin özel statüleri ve doğrudan Başbakanlık Makamına bağlı olarak çalışmaları dolayısıyla usulüne uyulmaksızın alıkonulmamaları” belirtilen emrin Kırıkhan Kaymakamlığı Yazı İşleri Müdürü tarafından olay yerine getirilerek İlçe Jandarma Komutanına verilmiştir.

Gelen emir gereği jandarmanın çekilmesiyle tırın hareket etmesiyle Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı, MİT personeline hitaben “Buranın kralı benim, sizler de benim kölemsiniz, herkes benim dediğimi yapacak” dediği ve İlçe Jandarmanın olay yerinden ayrıldığı ve savcının talimatıyla Hatay İstihbarat Şube Müdürlüğündeki görevliler tarafından tır tekrar takibe alınmıştır.

Bu sırada Adana Terörle Mücadele konusunda yetkili Cumhuriyet Savcısı, Adana’dan hareket etmeden önce MİT hukuk müşaviri tarafından aranarak tırın kendilerine ait olduğu, MİT Kanununa göre soruşturma izni olmadan arama yapılamayacağını belirtmesine cevap olarak Cumhuriyet Savcısı hukuk müşavirine bu doğrultuda konuşmaya devam etmesinden dolayı hakkında soruşturmayı etkilemeye teşebbüsten işlem yapacağını belirtmiş ve olay mahalline geçmiştir.

TEM Şube ekiplerine MİT görevlilerinin gözaltına alınması kelepçe takılması ve cep telefonu ile arama yapmalarına engel olunması talimatı vermiştir. Bu sırada tırın arkasında set oluşturan MİT personelleri aracı açtırmayacaklarını, bunun suç olduğunu, Başbakanın izni gerektiğini belirtmelerine rağmen Cumhuriyet Savcısı aracın kilidinin anahtarının verilmesini istemesi ve ret  yanıtını aldıktan sonra çilingir bulunması için talimat verdiği fakat Valilikten gelen emirler sonucu saat 22.00 sularında tüm jandarma ve emniyet birimlerinin olay yerini terk ettiği, akabinde Hatay İstihbarat Şube Müdürlüğü personelinin de olay yerinden ayrıldığı ve tırı arama girişiminin teşebbüste kaldığı anlaşılmıştır.

19.01.2014 Adana’da MİT Tırlarının Durdurulması

Gündeme bir bomba etkisiyle düşecek görüntüler, Ankara İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünün uyuşturucu madde ticareti ve Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu çerçevesinde önleme dinlemesi kapsamında 42 telefon numarasının dinlenmesi ile başlamıştır.

Yaşanacak olan bu olayın bir gün önceki gecesi MİT’e ait tırların Ankara Esenboğa Havaalanı’ndan ayrılıp Gölbaşı’nda plakalarının  tespit edildiği ve tırların Alay Komutanlığı tarafından takip edildiği, ardından dinlemeye takılan bir yüzbaşının yüzünü şapka ile gizleyerek bir büfeden telefon kartı aldığı ve yine dinlenen kıdemli çavuşa verdiği ve alınan büfenin yanında ankesörlü telefon olduğu halde Etlik semtindeki Mobese kameralarının görüş alanı dışındaki bir ara sokakta bulunan ankesörlü telefon aracılığıyla ancak bir jandarma personelinin bilebileceği Adana İl Jandarma Alay Komutanlığının sabit numarası aranarak ihbarda bulunmuştur.

Ardından Adana 10. Madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcı vekili ihbar ses kaydından sadece patlayıcı maddeden bahsedildiği halde sonradan El Kaide Terör Örgütü, silah ve mühimmat ibareleri eklenerek verilen arama kararı talep yazısını kabul edip tırları durdurmuştur.

Ceyhan – Sirkeli gişelerinde 3 adet tır ve bu araçlara eşlik eden 34 plakalı araç durdurulmuştur. Araçlardaki MİT personeli zorla araçtan indirilmek suretiyle fiziki müdahale ile kelepçelendikleri, tırlardan biri üzerinde yapılan aramada Fetullahçı Terör Örgütü mensubu sözde basın mensuplarının görüntü almaları ve anında medyaya servis etmeleri ihanetine ortak olmuşlardır.

Bu sıradan Kürkçüler mevkiinde bekleyen diğer iki tırın yanına gelen Cumhuriyet Savcısının devlet sırrı niteliğindeki faaliyetin suç teşkil etmediği açıkça anlaşılmasına rağmen ısrarla ve usulsüz olarak diğer uygulamaların aksine MİT tırlarına kendi çıktığı, kasaları açtırdığı ve elindeki cep telefonu ile malzemeleri çektiği, ve jandarma personeline kamera çekimi yaptırdığı, arama devam ederken numune aldırıp orada bulunan Jandarma Olay Yeri İnceleme biriminde patlayıcı imha uzmanı olan astsubaydan tırın kasasındaki eşyaların incelenmesini ve fiziki rapor oluşturmasını istediği ve alınan örneklerin  Ankara Jandarma Kriminal Daire Başkanlığına gönderilmesi talimatlarını verdiği tespit edilmiştir.

Her iki tır olayında da nöbetçi ve yetkili olmayan savcıların yürüttükleri faaliyette ısrarla tırları ifşa etme eyleminde bulundukları belli oluyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni gerek yurt içi gerek uluslararası platformlarda zor durumda bırakmak, terör örgütlerine yardım eden ülke olarak lanse etmek, devlet sırlarını açık etmeye çalışmak amacıyla; Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme, Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Kalması Gereken Bilgileri Casusluk Maksadıyla Açıklama suçlarını işledikleri iddiasıyla cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılan asker sanıklar ile birlikte, plânlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir örgütsel yapının parçası olarak, MİT tarafından 2937 sayılı Yasa kapsamında yasal olarak gerçekleştirilen devlet sırrı niteliğindeki faaliyetleri, yapılan ihbarlar öncesinde baştan beri bildikleri halde, bu faaliyetlere özgülenmiş tırlarda usul ve yasaya aykırı olarak arama yaparak görüntü ve numune aldırdıkları ve bu görüntü ve bilgilerin basın yayın organlarında yer almasına neden oldukları anlaşılmıştır.

Darbe Girişimine Giden Süreç

Tarihler 15 Temmuz saat 14:45’i gösterirken, Kara Havacılık Okul Komutanlığında görevli bir Pilot Binbaşı MİT yerleşkesine gelerek saat 03:00’da “3 adet helikopterin MİT Müsteşarının evine saldıracağı ve Müsteşarın kaçırılacağı” ihbarında bulunmuştur.

Ayrıca Genelkurmay II. Başkanı tarafından da Genelkurmay Başkanı’nın emriyle Hava Kuvvetleri Komutanlığı Harekât Merkezi aranarak Türk Hava Kuvvetlerine ait tüm hava araçlarının uçuşlarının durdurulması talimatı verilmiştir.

15 Temmuz süreciyle ilgili tutanaklarda Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un bazı konularda MİT’e sitemi dikkat çekmektedir. Müsteşarlıktaki askeri personellerinin sayısının giderek azalması Genelkurmay’ın bilgilendirilmesi açısından sıkıntı oluşturduğunu belirtmiştir.

MİT’in tabiri caizse ülkede 3 kişiye hizmet verdiğini Cumhurbaşkanı, Başbakan ve TSK olduğunu dile getirerek, 2002- 2010 döneminde MİT’ten TSK’ya tek bir rapor dahi gelmediği söyleyerek ülkemizde aslında yıllardır tartışılan kurumlar arası bilgi akışının zayıflığı ve gelen istihbaratın diğer kurumlar ile paylaşmada yeteri kadar net olunmadığından bahsetmiştir.

MİT ve TSK

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kendi personelini takip, izleme gibi durumların kışla içerisinde belirli yasalar çerçevesinde olduğu ve akşam karargâhtan çıkan bir personelin sabah işe dönene kadar ne yaptığı konusunda herhangi bir bilgi edinme konusunda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ne yetkisi ne de imkânı olduğunu belirtmiştir. Yasadışı oluşum içinde bulunan askerlerin tespiti ve teknik takibi konusunda askeri makamların ve kurumların iş birliği ile yürütülmesi mümkün görünmektedir.

Hukuki zeminde bakmak gerekirse MİT faaliyetlerini 644 sayılı kanun doğrultusunda yürütmüş ilerleyen süreçlerde bu kanun yerine 1937 Sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilâtı Kanunu getirilmiştir.

Bu kanunun beşinci maddesinde; Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının Devlet istihbaratına ilişkin görevleri şunlardır: “Kendi konularında – Görevlerinin gerektirdiği istihbaratı oluşturmak, – MİT tarafından istenecek haber ve istihbaratı elde etmek, – İstihbarata karşı koymak. Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruşları, milli güvenliğe ilişkin elde ettikleri haber ve istihbaratı anında MİT’e ulaştırmak, MİT mensuplarına hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında gereken her türlü yardım ve kolaylığı göstermekle yükümlüdürler.”

Yasadaki bazı detaylar açıkçası kurumlar arası sıkıntı çıkarmaktadır. MİT harici diğer birimlerin de istihbari faaliyetlerde bulunabileceği fakat bunun sınırının ne olduğuna dair bir boşluk bulunmaktadır. Kanunun sadece MİT’e yetki verip diğer kurumların faaliyet süreçlerinin de olması bir kargaşa yaratmaktadır.

Toplumda fazlasıyla tartışılan bir başka konu da TSK’daki yazışma tekniğine göre tam adı, ‘MY 114-1(C) Silahlı Kuvvetler İstihbarata Karşı Koyma, Koruyucu Güvenlik ve İş birliği Yönergesi’. Dönemin Genelkurmay Başkanı tarafından imzalanan Yönerge MİT’in TSK içinde istihbarat faaliyetleri yürütmesini yasaklayan bir yönerge olarak dile getirilmiştir.

Dönemin Milli Savunma Bakanı böyle bir sürecin olmadığını YAŞ atamalarında MİT’ten silahlı kuvvetler personelleri hakkında bilgilerin alındığını belirtmiştir.

Bilinmesi gereken şudur ki, yönergenin hukuki bir bağlayıcılığı açıkçası bulunmamaktadır.  Çünkü Normlar Hiyerarşisine göre kanun yönergenin üstündedir ve MİT bu yönergeye uymak zorunda değildir. Yönerge kanun ikilemi varsa kanuna uyulması gerekir. Basında TSK ve MİT’i karşı karşıya getirmek ve yahut iki kurumdan birine yüklenmek isteyenlerin hukuki açıdan süreci ele almaları tavsiye edilir.

KAYNAKÇA

Ankara Çatı İddianamesi

FETÖ 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Girişimi İle Bu Terör Örgütünün Faaliyetlerinin Tüm Yönleriyle Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu Raporu

ByLock Uygulaması Teknik Raporu – Foxit Security

www.mit.gov.tr/text_site/kronoloji.html

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here